Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Müzik > Yabancı

Müzik Kültürü ve Tarihi Blues'un Doğuşu

(1/2) > >>

A.L.Y.A:
Blues tarihi, 17. yüzyıldan itibaren Kuzey Amerika kolonilerine Afrika'dan ilk kölelerin getirilmesiyle başladı ve ABD'nin siyasi ve toplumsal tarihi ile şekillendi.Bu yüzden de blues'un ortaya çıktığı toprakların sosyal ve tarihi arka planını da içine alan genel bir bakış, blues'u daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.Zaten blues'u teknik müzik terimleriyle anlatmaya çalışmak ve sıradan bir müzik türü olarak görmek, bu müziği yaratan insanlara yapılmış en büyük haksızlık olur.





Kuzeyin sanayileşmiş eyaletlerine karşın, büyük tarım arazilerine sahip güney eyaletlerinde artan işgücü talebi, köle ticaretinin merkezinin bu eyaletler olmasını sağladı.Güneyli toprak sahipleri için ucuz işgücü demek olan köleler ekonomik gelişmenin vazgeçilmez unsuru olarak görülüyordu. Afrika'dan gemilere istiflenerek getirilen bu insanların, toprak sahibi için ölesiye çalışmasından başka bir şansları yoktu.Nasıl çalışacakları da ''Siyahlar Kanunu (Black Code)'' ile kurallara bağlanmıştı. Örneğin Mississippi'nin Siyahlar Kanunu, kölelerin haberleşip isyan planı yapacağı korkusuyla davul çalınmasına son vermişti.Herşeyleri ellerinden alınan kölelerin, Afrika'dan yanlarında getirebildikleri tek şey müzikleriydi.Tarlalarda, çalışmaya ritm sağlayan ve verimliliği arttıran ‘’Work songs(iş şarkıları)’’ efendi tarafından hoş görülüyordu. Blues'un ilk örnekleri olan bu iş şarkıları geleneksel Afrika ilahilerini temel alıyordu.Gruplar halinde çalışan işçilerden biri gruba sesleniyor, ardından grup koro halinde cevap veriyor ve aynı mısralar tekrarlanıp duruyordu.Bazen de bütün acısını içinden geldiği gibi haykıran siyah işçinin ‘’Holler(haykırma)’’ları tarlalarda yankılanıyordu.





Hayatta hiçbir dayanak noktası olmayan ve geleceğe dair bir beklentisi kalmayan kölelerin; sığınacakları, güvenecekleri ve onlara umut veren bir güce ihtiyaçları vardı.Elbette ki bu ihtiyaç köle sahiplerinin de onayladığı bir şekilde giderilmeliydi.Bu noktada güneyin dindar çiftçileri, köleleri, Tanrı'ya dua eder ve efendilerinin sözünden çıkmazlarsa cennette özgür olacakları konusunda ikna ettiler.Köleler kitleler halinde Hristiyanlaştırıldılar.Böylece sözleri İncil'den dualar olan ''Negro spirituals(zenci ilahileri)’’ ortaya çıktı.İş şarkılarındaki bir solist ve koronun karşılıklı söylemesi, bu ilahilerin de temel söyleyiş biçimiydi.Bu ilahiler daha sonra ''Gospel'' adını alacak olan türün temelini oluşturuyordu.

Köle ticareti 1808'de resmen yasaklandı.Fakat bu köleliğin değil, ülke dışından köle getirmenin yasaklanmasıydı.Bu sayede kölelerin maddi değeri daha da arttı ve köle sahiplerinin kölelerinin sağlık durumu ve üreme yetenekleri konusundaki ilgisi daha ''özenli'' bir hal aldı.Artık kölelerin sakat bırakılmama ve kasten öldürülmeme gibi hakları vardı.

Köle ticaretinin yasaklanması ile köleliğin maliyetinin giderek artması, sosyal hayatta da değişimlere neden oluyordu.Beyazların siyah kültürüne olan ilgisi eğlence dünyasında görülmeye başladı.Yüzlerini siyaha boyayan, siyahların dans ve müziklerini taklit eden beyazlar tarafından oluşturulan topluluklar çok popülerdi.Fakat, ilk başlarda iyi niyetli olan bu gösteriler daha sonraları siyahların aşağılandığı ve alaya maruz kaldığı bir hal aldı.Bu gösterilerin en ünlüsü, 1828'de İngiliz komedyen Thomas Rice'ın yarattığı ''Jim Crow'' adlı karakter siyahlara yapılan ayrımcılık ve ırkçılıkla eşanlamlıdır.


Jim Crow





1861-1865 yılları arasındaki Amerikan İç Savaşı, kölelikle ilgili kırılma noktası oldu.Bu savaşın en önemli nedeni; kuzey ve güney eyaletleri arasında köleliğin kaldırılması konusundaki anlaşmazlıktı.
Ekonomisini sanayileşmeye yöneltmiş, köleliği yasaklayan Kuzey ile ekonomisi tarıma bağlı, kölelik yanlısı Güney arasındaki 4 yıl süren iç savaş sonucunda sosyal ve ekonomik koşullar büyük bir değişim sürecine girdi.1865 yılından itibaren artık köle olmayan, eğitim alma ve oy verme hakkı olan siyahların, bu yeni koşullar içinde kendi yeni konumlarını arama mücadelesi de başlamış oldu.





Savaşta sayıları milyonu aşan iki ordu karşı karşıya geldi ve kazanan taraf Kuzey oldu.





Tüm kaynaklarını iç savaş için tüketen Güney, ekonomik bakımdan büyük bir yıkıma uğradı.Yıllardır işleyen tarım sistemi yepyeni bir hal aldı.Büyük çiftlik plantasyonlarının bölünmesi sonucu bunların yerini küçük çiftlikler aldı.Artık özgür olan siyahların da toprak alma hakkı vardı ama tabi ki böyle maddi imkanı olan bir siyah bulmak pek mümkün değildi.Eski köleler artık ücretli işçiler olmuştu.Bununla birlikte siyah nüfusun artması sonucu, siyahlar tarım dışında başka işlere de yönelmeye başladı.Fabrikalarda, gemilerde, inşaatlarda çalışan siyahlar ortaya çıktı.Bu koşullar içinde siyahların, daha iyi koşulların arayışı içinde bir çiftlikten başka bir çiftliğe, bir işten başka bir işe, bazen uzun, bazen kısa mesafeli sürekli yolculukları da başlamış oldu.Bu yer değiştirmeler daha sonra gerçekleşecek ve kuzeye doğru geri dönüşü olmayan büyük göçün de habercisiydi.


Siyah pamuk işçileri
Bu yeni düzenle birlikte şehirlerin arka sokaklarında gettolar oluştu.Siyahlar da artık kent hayatının bir parçasıydı ve bu yeni, yarı kentli siyah topluluk, sosyal hayat içindeki yerini aldı.Honky tonk meyhanelerde, kumarhanelerde, oyun salonlarında ve randevuevlerinde çeşitli ülkelerden gelen göçmenlerin de etkisiyle çok çeşitli kültürlerin birbirini etkilediği bir ortam oluştu.








Scott Joplin (Ragtime'ın en büyük ismidir)


Özellikle New Orleans birçok müzik türünün karıştırılıp yeni türlerin ortaya çıktığı bir merkez halini aldı.Böyle bir ortamda, 1890'lı yılların sonlarına doğru, piyanonun ana unsur olduğu ve çoğu zaman tek başına kullanıldığı, cazın ilk habercisi olan müzik türü ragtime ortaya çıktı(Bu konu tartışmalıdır.Bu türün tamamıyla cazdan farklı olduğunu öne süren görüşler de vardır). Hala çiftliklerde yaşayanlar için ozan geleneği devam ediyordu.Banjo, keman veya mandolin(bu enstrümanların yerini 20. yüzyılın başlarından itibaren ucuz ve hafif gitar alacaktı) çalan gezgin müzisyenler şehir şehir, kasaba kasaba dolaşıyordu.Bu gezgin müzisyenler, İskoç ve İrlanda gibi Avrupa müzikleri de dahil her türlü baladı kendi tarzlarında çalıp söylüyordu.







Gus Cannon(banjo), Ashley Thomson(gitar), Noah Lewis(armonika)
Savaş sonrasında özgürleşen siyahların beyazlarla ''eşit olma'' hali pek uzun sürmedi.1877 yılında son Kuzey birliklerinin Güney'den çekilmesiyle, siyahlar Güneylilerin insafına bırakıldı.Güneyliler için, eskiden alıp sattıkları bir mal olarak gördükleri siyahlarla eşit olmayı kabullendikleri kesinlikle söylenemezdi.Ayrılıkçı Güneyliler, siyahların özgürlüklerini kazanmasından 1 yıl sonra 1866'da ''Ku Klux Klan'' adlı ırkçı ve şiddet yanlısı bir dernek kurdular.Bu dernek korkutma, tehdit, linç gibi yöntemlerle siyahları yıldırmaya çalışıyordu.Bu dernek, 1871'de kapatılmasına karşın siyasi alanda etkisini sürdürdü.1890'ların sonuna doğru güney eyaletlerinin çoğu anayasayı değiştirmeden, çeşitli yasal formüllerle siyahlara verilen bütün hakları geri aldı.Bu ayrımcılık yasaları siyahlar için ''eşit ama ayrı'' olduklarını sürekli hatırlatan ''Jim Crow Kanunları'' idi.Okullarda, toplu taşıma araçlarında, tiyatrolarda, kiliselerde, hastanelerde ve hatta mezarlıklarda yani gündelik hayatın tüm alanlarında, beyazlar ve siyahlar arasındaki ayrımı daha da derinleştirdi.

 



Bunların dışında bir de ''chain gang(birbirlerine zincirlenmiş mahkumlar)'' gerçeği vardı.Güneyin yeniden kalkınması için yapılan projelerde, hapishane mahkumları ucuz işgücü kaynağı olarak düşünüldü. Sebepsiz yere ve anlamsız gerekçelerle birçok siyah tutuklandı.Özgürlüklerini kazanmalarının üstünden 30 yıl geçmeden, şantiyelerde, atölyelerde, tarlalarda birbirine zincirlerle bağlanmış, silahlı efendilerinin gözetimindeki siyah işçilerin çekiç sesleri eşliğindeki haykırışları duyulur oldu(Bu uygulama 1955 yılına kadar devam etti).


Mamie Smith - Crazy Blues






Siyahlara ait bütün bu unsurlar biraraya gelerek 20. yüzyılın başlarında blues'u ortaya çıkardı.Frankie and Johnny, House of the Rising Sun ve Stagger Lee gibi blues baladları çok popüler hale geldi.Blues artık kendi kimliğini bulmuştu.1920 yılıyla birlikte de ilk blues plağı ''Crazy Blues'' piyasaya çıktı.Plak büyük ilgi gördü ve bir ay içinde 75000 kopya sattı.Şarkıyı söyleyen Mamie Smith bir plak yıldızı oldu.Plak şirketleri de bu yeni pazarı keşfetti ve ''race records(ırk plakları)'' adı verilen, siyahlara yönelik plak üretimi başladı.Bu plakların neredeyse tamamı kadın şarkıcılar tarafından seslendirildi.Caz orkestralarının eşlik ettiği kadınların bu klasik tarzı, çok yapmacık bulundu ve kabare müziğine benzetildi.Kırsal kesimin kaba ve işlenmemiş blues'u karşısında, 1920'lerin sonlarına doğru, Bessie Smith ve Ma Rainey gibi çok iyilerin dışında, Güney eyaletlerinde yaşayan siyahlar, uzun yıllardır parça parça da olsa kırsal kesimden ayrılarak şehirlere yerleşiyordu.Fakat Güney'in az gelişmişliği ve ayrımcılığı karşısında Kuzey'in sanayi şehirleri, siyahlar için özgürlük ve zenginliğe kavuşacakları bir cennet olarak görülüyordu.Birinci Dünya Savaşı'nın etkisiyle Kuzey'de başlayan işgücü sıkıntısı siyahların '' Great Migration (Büyük Göç)''ünü başlatmış oldu(1915-1920).




 



20. yüzyılın başından itibaren gerçekleşen büyük ve küçük çaplı bu göç hareketleri bölgeler arası etkileşimi de arttırdı.Bu sayede Delta, Chicago, Texas gibi çeşitli bölgelere özgü blues stilleri ortaya çıktı.Blues günümüzde bölgesel sınırları çoktan aşmış ve dünya çapında kabul görmüştür.Afrika'dan zorla koparılıp köle yapılan siyahların haykırışları, 20. yüzyılda ortaya çıkan neredeyse bütün müzik türlerine yön veren bir müzik türü olmuştur.

Kaynaklar:
Blues - Gerard Herzhaft (Dost Kitabevi yayınları)
Blues Tarihi - Giles Oakley (Ayrıntı yayınları)
İşkencenin Tarihi - George Ryley Scott (Dost Kitabevi yayınları)

Alıntı:Hafiforg

hayaL:
Paylaşım için teşekkürler..

A.L.Y.A:
ÎKA' - USÛL - DARB | DARPLARIN ÇEŞİTLERİ | USÛLLER




ÎKA', USÛL, DARB

Türk musikîsinde usûl ve îka' hakkında çok uzun tartışmalar yapılmıştır. Eskidenberi kullanılan bu iki deyimin biribirinden farklı olduğu eski eserler incelenince de anlaşılabilir. Gerçekte her usûl bütünü ile bir îka'dır. Fakat musikîde kullanılan usûl îka' değildir. Bu kısa açıklamadan sonra her ikisini de tarif edelim :
İKA' : Bir cismin belirli sınırlar içinde ve belirli zamanlarda düzenli olarak tekrarlanan basit hareketlerinin meydana getirdiği durumdur. Mesela : Bir saat rakkasının ve bir metronomun belirli sınırlar içinde tekrarladığı düzenli hareketler birer îka'dır. Bunun gibi bir elektrikli zilin tokmağının hareketleri ve elektrikle yapılan reklamlarda ışıkların muntazam yanıp sönmesi de hep birer îka'dır. Tarifimizi biraz inceleyelim : önce harekette bulunan bir cisim vardır, sonra bu cisim belirli sınırlar içinde hareket edecektir. Bundan başka bu hareketler düzenli olarak tekrarlanacaktır. işte, bir harekete îka' diyebilmemiz için bu şartların bulunması gerekir. Bu şartları taşımayan düzensiz hareketler ilmî anlamda îka' diye kabul edilemez. Musikîdeki usûl de bütünü ile bu şartları taşıdığı için bir îka'dır. Ancak usûldeki hareketler îka'daki gibi basit olmadığından usûlü daha başka şartlar altında inceliyeceğiz. Musikîdeki îka' düzenli ve belirli ölçülü zamanların birbiri ardınca tekrarlanmasıdır. Mesela : Zaman ölçüsünü belirtmek için musikî erbabının beher sekizlik veya dörtlük zaman için ayakla vurdukları düzenli vuruşlar birer îka'dır. Bu zamanlar hemen daima ikili veya üçlü veyahut bunların katları olurlar.
USÛL : Değerleri biribirine eşit olan veya olmayan belirli sınırlar içinde sıralanan musikî nağmelerini ölçmeğe yarayan vuruşların bütününe usûl denir. Bu tarife göre, bir usûl birçok vuruştan meydana gelir. Bu vuruşlar belirli değerde musikî zamanlarım ölçmek için kullanılmaktadır. Bu zamanların değerleri birbirine eşit olsa da olmasa da sınırları mutlaka belirli
ve vuruşları ölçülüdür. Bu tarifle îka'ın tarifini karşılaştıracak olursak, farklar kendiliğinden meydana çıkar. Bu açıklamadan sonra îka' ile usûlü birbirine karıştırmanın ne kadar hatalı bir hareket olduğunu kolayca anlayabiliriz. Musikîdeki usûlü aynen şiirdeki vezne benzetebiliriz. Aralarındaki benzerlik tamdır.
DARB : Elimiz veya ayağımızı bir defa düzenli hızda yukarıdan aşağıya vurup tekrar yukarıya kaldırmak darp (veya vuruş) meydana getirir. Bu darp musikî zamanlarım ölçmeğe yarar. Musikî zamanları sür'atli veya ağır olduğuna göre darp'lar da aynı yürüklük veya ağırlıkta olur. Darb'ın yukarıdan aşağıya vurulan kısmına basit darp, tekrar yukarıdaki duruma getirilmesine tam darp denir. Gerek yukarıdan aşağıya ve gerek aşağıdan yukarıya yapılan hareketlerin düzenli ve zaman değerlerinin biribirine eşit elması gerekir. Musikîde darp dediğimiz zaman tam bir darb'ı kastederiz. Her musikî eserinin darp'larının sür'ati, eser sahibi tarafından belirtilir. Bundan başka eserin bünyesinin ve kullanılan usûlün de bu konuda rolü vardır. Böyle olunca, her eser sahibinin eserin baş taratma darp'ların sür'atini işaret etmesi gerekir. Bu sür'at bir metronom'la kesin olarak tayin edilebileceği gibi, bu alet yoksa bir dakika içinde eserdeki darp'lardan kaç tanesinin icra edileceğim bir saat ile tesbit ederek eserin baş tarafına yazmak. da aşağı yukarı maksadı ifade eder. Darp'ların ağırlığım eserin basma işaret etmek için pratik bir usûl tavsiye edebiliriz :



örneğinde gördüğümüz sayı, eserde mevcut dörtlük zamanlardan 60 adedinin bir dakikada icra edileceğini gösterir. Yani bir saniyede bir dörtlük nağme icra edilecek demektir. Şayet eserdeki zaman ölçüleri dörtlük değil de sekizlik ise o zaman bir dakikada icra edilecek sekizlik zamanların sayışım belirtmek gerekir. Mesela : Türk Aksağı Usûlünde 5/8 (beş sekizlik diye okunur) olarak bestelenen bir eserin zamanları eserin basma sekizlik = 100 olarak işaret edilebilir.
O zaman bîr dakikada sekizlik zamanlardan 100 tanesinin, yani hesapça 20 ölçünün bîr dakikada icra edileceğim anlarız. Zamanlar Curcuna Usûlünde olduğu gibi onaltılık birimlerle tesbit edilmişse, hesapiarımızı bu sefer onaltılıklara göre yaparız. Türk musikîsînde zamanlar hemen her zaman onaltılık, sekizlik ve dörtlük oîarak yazıldığına göre hesapiarımızı bu üç şekle göre yapmak gerekir.
Musikîde darpların çeşitli hızlan olmakla beraber bunlar üç gurupta toplanarak incelenebilir. Eski musikî erbabı eserlerin notalarım yazarken üç şekil kullanmışlardır :
Küçük değerde notalarla yazılan ve çok yavaş icra edilen eserler için sakîl ile yazılmıştır deyimin] kullanmışlardır. (Bugün bu şekilde nota yazmağa ihtiyaç yoktur. Batı notası ile iki şekil kullanarak eserlerimizî hiç bir zorluğa uğramadan tesbit edebiliriz).
İçinde küçük değerde zamanlar fazla kullanılmamış olan eserlerin notaların) birinci şekiideki notaların iki misli değerde yazmışlar ve bu şekle hafifi sanî demişlerdir. Biz bugün notalarımızın çoğunu bu şekille yazıyoruz. Hafifi sanî yerine sadece hafif deyîmini kullanacağız. Ancak bu deyimle kasdedilen notanın yazılış şeklidir. icra esnasındaki darp'lann hızı değildir. Darp'ların hızı yukarıda söyledigimiz gibi metronom veya saat'la ayrıca tesbît edilîp eserin basma işaret edilir.
Küçük değerde notaları fazla kullanan bir eserin notasını da ikinci şekîldekî notaların iki misli değerde yazmışlar ve bu şekle hafifi evvel demişlerdir. Biz buna yürük demekde yetineceğiz. H izi arma göre darp'ları bir kısım musikî erbabı çeşitli guruplara ayırmışlar ve bu konuda kendilerine göre birtakım fikirler ortaya koymuşlarsa da sonuç oîarak darp'ları Ağır, Hafif ve Yürük diye üç gurupta toplamak yetecektir. Bir ağır darb'ın değerini dört kabul edersek, hafif darp'iar bunun yansı kadar yani iki, yürük darp'iar da bunun dörtte biri, yani bîr değerinde olur. Tatbikatta ağır bir darb'ı dört saniyede vurduğumuzu farzedersek, hafif darb'ı iki, yürük darb'ı bir saniyede vururuz.
Mesela : Bir ağır darb'ı birinci şekilde bîr onaltılık nota ile gösteriyorsak, ikinci şekilde bir sekizlik, üçüncü şekilde bir dörtlük nota ile gösteririz. Yani birinci şekilde bir darp içinde bir onaltılık nağme icra ediliyorsa ikinci şekilde bir sekizlik, üçüncü şekilde bîr dörtlük nağme icra edilir.
Misal olarak düyek usûlünde bestelenmiş bir eseri ele alalım : Bu eseri birinci şekilde yazmak istersek, eserin başına 4/8 ölçüsünü koymak gerekir. Bu ölçüyü görünce, eserin her zamanınin sekizlik değerde ağır bîr darp'tan meydana geldiğini anlarız. Aynı eseri ikinci şekilde 4/4 ölçüşü ile, üçüncü şekilde 8/4 ölçüşü ile yazmak gerekir. Bu son ölçü ağır Düyek usûlü ile karıştırılmamalıdır.
Bîr eseri yazmadan önce darp'lannın ağırlığı belirtilmelidir. Şayet eserde otuzikilik ve onaltılık gibi küçük değerde zamanlar fazla kullanılmışsa bu eseri yürük şekilde yazmak gerekir. Bu takdirde notaların değeri iki misli büyür. Yani otuzikilikler onaltılık, onaltılıklar sekizlik yazılır. Bu suretle eserin çalınıp okunması kolaylaştırılmış olur. Çünkü göz büyük değerde notaları daha kolay okur.
Şayet eserde onaltılık ve otuzikîlîk gibi küçük değerde notalar yoksa ve notalar çoğunlukla iki dörtlük, dörtlük ve sekizlik gibi nağmeleri gösteriyorsa, bu eseri normal tarzda yani hafîf şekille yazmak gerekir. Bu takdirde notalar yarı değerde, yani iki dörtlük notalar dörtlük, dörtlük notalar sekizlik, sekizlik notalar da onaltılık olarak yazılır. Bununla beraber icra zamanları aynı kalır. Bu açıklamadan sonra hafîf şekille yazılmış olan bir eseri orta hızda çalıp okumak, yürük şekille yazılan bîr eseri de iki misli hızlı icra etmek gerektiğini kolayca anlayabiliriz.
Yapılan denemelere göre, her gurubun bir dakikalık zaman içinde kaç darb'ı ihtiva edeceğine dair şöyle bir tablo, pratik faydası bakımından incelemeğe değer görülmüştür :
Bir dakikalık zaman içindeki darp'lann sayışı 36'yı geçmiyorsa bu darp'lara ağır darplar denir.
Bir dakikalık zaman içindeki darp'lann sayışı 3672 olursa bunlara hafîf darplar denir.
Bir dakikalık zaman içindeki darp'la' rın sayışı 72'yi geçerse bunlara da yürük darp'lar denir.
Türk musikîsinde en hızlı darp'ların sayışı btr dakikada 200'ü geçmez, daha hızlı darp'lar bizim musikîmizde kullanılmaz.
Elimizde bir metronom varsa darp'larımızın ağırlığım onunla ayarlayabiliriz. Bu iş musikîde oldukça önemlidir. Her eser kendi ağırlığı ile ve kendine mahsus tavrı ile icra edilmezse etki ve güzelliğim kaybeder. Nota yazarken her ölçü bir usûle göre düzenlenir ve bu usüle göre her ölçüde onaltılık, sekizlik veya dörtlük notalardan kaç tanesinin bulunacağı baş tarafta ölçü yerinde gösterilir. Bir kısım musikî erbabı diyez ve bemol gibi arızaların icrasını kolaylaştıracağı iddiası ile, mesela : 9/4 zamanı ihtiva eden bir usûlü, birincisi 5/4 ikincisi 4/4 iki ölçüye bölmek gibi sakat bir sisteme yer vermiştir. Bizim fikrimize göre küçük usûllerin bu şekilde bölünmesi yanlıştır. Hele eserin başma konan usûl sayısından sonra ölçülerin bu sayıya aykırı olarak biribirine eşit olmayan iki parçaya bölünmesi ne ilmî, ne de amelî bakımdan doğrudur. Ancak diyez ve bemol gibi arızaların icrasını kolaylaştırmak bakımından büyük usûllerin eskidenberi olduğu gibi 4 eşit değerde ölçülere bölünmesi ve usûlün bittiği son ölçünün çift çizgi ile kapatılması pratik bakımdan faydalıdır. Bu şekil bölmede her ölçü birbirine eşit değerde olacağından baştaki sayıya aykırı bir hal de meydana gelmez. Usûlün bittiği yerdeki çift ölçü çizgisi de o usûlde kaç darb bulunduğunu belli eder. Büyük usûllerimizin hepsi de bu şekilde bir bölünmeye uygun kıymettedir.
Batıda basit ve birleşik diye üç ve dört zamanlı iki gurup usûl olmasına karşılık, Türk mösikîsinde ritmik ahenkleri biribirinden farklı 70'den fazla usûl kullanılmıştır. Her usûlün kendîsine göre bir inceliği ve güzelliği vardır. Değişik usûllerin çeşitli darp'lardan meydana geldiğin! aşağıda birer birer göreceğiz. Bir usûl içindeki hızlı ve ağır icra edilmesi gereken nağmeleri darp'Iara sanatlı bir şekilde bölmek suretiyle tesir bakımından çok önemti sonuçlar alınmıştır. Hepsi de üç veya dört zamanlı veya bunların katları olan Batı usûllerinde bu incelik yoktur. Buna karşılık Batıda eserin hızlı veya ağır icra edilmesi gereken yerlerde notalar üzerine özel işaretler konulması adet olmuştur. Bununla beraber bu işaretler Türk musikîsinde istenen sonuç için elverişli olmayıp eserin belli bir parçasının hızlı veya ağır icra edileceğini gösterirler. Çünkü Batıda kullanılan temponun zamanları her zaman eşittir. Usûllerimizin özelliğini iyice kavrayamayanlar ve büyük usûllerimizin icrasındaki sanatı güç bulanlar, bunları gereksiz sa***** büyük usûlleri basit ölçülere dönüştürmek istemektedirler. Bu çürük tezi uzun boylu tenkîde bile değer bulmuyoruz. Türk musikîşinasları zengin çeşitli usûllerle sanat kabiliyetlerim ve zevklerim isbat etmiş bulunmaktadırlar.
DARPLARIN ÇEŞİTLERİ
Türk musikîsinde mevcut darplar beş çeşittir :
1—Düm : Bu darp, sağ elin diz üstüne vurulması ile icra edilir. 1, 2, 3, 4 ve 5 zamanlı olur. "Düm" ler genellikle kuvvetli vurulan darp'lardır.
2—Tek: Sol elin bir defa dize vurulup kaldırılması ile icra edilir. 1, 2, 3,4 ve 5 zamanlı olur. "Tek" ler çoğunlukla hafif vurulan darp'lardır.
3—Tekâ: Birincî "te" kısmı sağ, "kâ" kısmı sol elle vurulur. 2, 3, 4 ve 5 zamanlı olur. Tekâ darb'ı hemen her zaman orta kuvvettedir.2 ve 4 zamanlı oldukları takdirde darp'ların yarı zamanı sağ, diğer yansı sol elle vurulur. Yani her iki kısmın zamanı değerce eşittir. 3 zamanlı olduğu takdirde birinci zaman sağ elle, 2 ve 4 üncü zaman sol elle vurulur. Bu da sol elle vurulan "ka" darb'ı, değer bakımından sağ elle vurulan "Te" darb'ının iki katı demektir. 5 zamanlı olduğu takdirde ikisi sağ, üç zamanı sol elle vurulur. Hızlı icra edilen bazı halk oyun havalarında birinci kısmın 3, ikinci kısmın 2 zamanlı olduğu eserlere az rastlanmıştır. Bununla beraber bu istisna kuralı bozmaz.
4—Teke: Daima iki zamanlıdır. Yarısı sağ, yarısı sol elle vurulur. Musikîmizde kullanılan en hafif darp budur. Bazıları bu darb'ı Tekâ darb'ı ile karıştırırlar. Bu doğru değildir, zîra teke darb'ı Tekâ darb'ından daha hafiftir ve daima iki zamanlıdır, ikinci bir şekli yoktur.
5—Tâhek : Birinci "Ta" kısmı iki elin birden yukanya kaldınlması, ikinci "Hek" kısmı iki elin yine birlikte dizler üzerine vurul-ması ile icra edilir. Her iki hareket de değer bakımından eşittir. Bu darp'lar 2 ve 4 zamanlı olur. Hafif darp'lardır.
Usullerimizi öğrenmek için eskidenberi tutulan yolda darp'ların zamanlarım belirtecek bir ölçü kullanılmadığından bir hayli zorluk çekilmiştir. Bunu bir iki misalle anlatalım:
1—Düyek usulü 4/4 olarak yazılır. Bu usulün darp'lannı incelersek 8 aded sekizlik zamanı olduğunu görürüz. Birinci (Düm) sekizlik 1, ikinci (tek) sekizlik 2, üçüncü (tek) sekizlik 1, dördüncü (düm) sekizlik 2, beşinci (tek) sekizlik 2 zamanlıdır. Bu usulü şöyle gösteririz :



Burada ilk (Düm) darb'ının sekizlik zamanı için ayağımızla 1, ikinci (Tek) için 2, üçüncü (Tek) için 1, dördüncü (Düm) için 2, ve son (Tek) için de 2 darp vururuz. Yani ellerimizle bir usul vurduğumuz süre içinde sağ ayağımızla da 8 adet sekizlik tam darp vururuz. Böylece ellerimizle vurduğumuz çeşitli değerdeki darp'ların zamanım ayağımızla vurduğumuz düzenli darp'larla kontrol etmiş oluruz.
Bu şekil, usullerimizi kolay ve çabuk öğrenmemize yarar. Eğer elimizde darp'ların ağırlığım istediğimiz gibi ayarlayabileceğimiz bir metronom varsa ayağımızın hareketlerin! metronoma yaptırmakla maksadı daha kolay sağlarız. Çünkü bu alet ayaktan daha düzenli bir şekilde zamanı ölçebilecek mekanizmaya sahiptir.
2 — 10/4 Ağır Aksak Semai veya 10/8 Aksak Semai usulünü de aynı metodla kolayca vurabiliriz. Birincisinde ayakla vurulan darp'ların değeri dörtlük olacağından pek tabiî olarak ikincisindeki sekizlik darp'ların iki misli ağırlıkta olacaktır. Elimizle vuracağımız darp'ların herbiri için ayağımızla kaç darp vuracağımızı şöylece bulabiliriz:



3 — Çifte Sofyan gibi darp'lannın hızı fazla olan usulleri bu şekilde vurmakta ayak biraz güçlük çekeceğinden ayakla vurulan darp'ları iki misli ağırlıkta vurmak ve son iki (Tek) darp'lannın zamanım diğer darp'ların bir buçuk misli uzatarak bir darb'a sığdırmak hiç de zor bir iş değildir. Bu takdirde ayakla vurulan darp'ların her dördüncüsünde bir aksaklık meydana gelir. Yani ayakla dört buçuk darp vurulmuş gibi olur. Bunu da şu şekilde gösterebiliriz :




Bu misalde 9/8 zaman için ayakla dört darp vurulacaktır. İlk üç darp ikişer sekizli olduğu halde, son dördüncü darp üç sekizlik olacaktır.
İstisnası olan bir usul vardır. Bu da 10/16 şeklinde yazılan Curcuna usulüdür. Bu usulde her beş zaman için ayakla bir darp vurulacak ve iki darpta bir usul tamamlanacaktır.
Beş zamanlı bir darbı şu şekilde bölebiliriz: Ayağın yukarıdan aşağı doğru olan hareketi iki, aşağıdan yukarıya doğru olan hareketi üç onaltılık zamanda olacaktır. Birinci beş zamanlı (Düm) darbı için ayağımızla bir defa, yine ikinci (Tekâ) darb'ı için de ayağımızla bir defa vuracağız.
Bir kısım müzikologlar curcuna usulünün 10 olan darplarının 10/8 yazılan Aksak Semai usulünün yarı değerinde usul zannederek Curcuna usulünü de Aksaksemai usulünün darpları ile ölçmektedirler. Oysa her iki usulün ritmik ahengi ve darplarının bölünüşü incelenirse biribirinden çok farklı oldukları açıkça görülür. Bu farkı belirtmek için her iki usulün darplarım okuyucularımızın incelemesine sunuyoruz :


Aksak Semai

Curcuna

Sadece 10 zamanlı olmaları dolayısiyle bu iki usulü birbirine karıştırmak yanlıştır. Aksak Semai usulü ile bestelenmiş bir eserle Curcuna usulünde bestelenmiş bir'eseri aynı zamanda icra edersek fark daha iyi anlaşılır. Esasen Curcuna usulü Sofyan gurubuna dahil usullerdendir ve darpları bir Düm ile bir Tekâ'dan ibarettir. Hatta çok eski eserlerde bu usul "Devri Süreyya Sofyanı" adı ile geçer. Batı notası kabul edilmeden önce bünyesi ve zamanlarının değeri iyice ölçülemediği için yapışı tam olarak anlaşılamıyan ve bir aralık terkedilmiş olan bu usulün son zamanlarda icad edildiği ileri sürülmekte ise de, 10 zamanlı olduğu ve darplarının bir Düm ile bir Tekâ'dan, ibaret olduğu eski eserlerde kayıtlı bulunan "Devri Süreyya Sofyanı" usulünün bugün Curcuna dediğimiz 10 zamanlı usulden başka bir-şey olmadığı yaptığımız incelemeler sonunda ortaya çıkmıştır.
4—Hafîf ve yürük şekildeki notaları çalmakta nefesli ve yaylı sazlar güçlük çekmezler. Yürük notaları, hafif notalara göre yarı hızda icra etmekle maksat sağlanır. Ud ve Kanun gibi normal şekilde bir dörtlük notaya dört mızrap vurulan sazlar için durum başkadır. Hafîf şekilde yazılan bir dörtlük notaya dört, sekizlik notaya iki, onaltılık notaya bir mızrap vurulduğu halde, yürük şekilde yazılan bir dörtlük notaya yukarıdaki sayıların yansı kadar, yani dörtlüğe iki, sekizliğe bir mızrap vurulur.
Ud çalanlar, onaltılık notaları, hafîf şekildeki otuzikilik notalar gibi, biri üstten öbürü alttan iki mızrap vurarak icra ederler. Kanun'da ise bu notaların birini sağ, birini sol elle çalmak gerekir. Bu suretle yürük şekilde yazılan notalar değerleri yarıya indirilerek, yani hafîf notalardan iki misli hızlı icra edilmiş olur.
"Es" işaretinden önce gelen notaların değeri ne olursa olsun, bunlara her zaman ve her yerde —Tanburda olduğu gibi — hep tek mızrap vurmak vegeriye kalan zamanda susmak gerektiği unutulmamalıdır. Böylece geriye kalan zaman, bu notadan sonra gelen Es işaretinin değerine eklenmiş gibi olur. Karar verilirken son notaya hep bir tek mızrap vurulacağım ve bazılarının yaptığı gibi bu notanın icra süresin! uzatmanın hiç doğru olmadığım unutmamak gerekir. (Üzerlerine bestekârı tarafından uzatma işareti konulmuş olan notalar bu kaydın dışındadır). Batıda bu son notanın icra süresini uzatmak çok defa adet haline getirilmiştir.

A.L.Y.A:




Bir müzik akımı düşünün.. Memleketi olan İngiltere'den çıkan bir akım.. Dünyaya hemen hemen her turnede, her konserde milyonları oynayan, Çeşitli ırk,dil ve kültüre sahip insanların bir arada olduğu buluştuğu kucaklaştığı bir akım düşünün... İnsanların dilinde "Barış"ın, "Barış için Savaş"ın, Dostluğun, Ölümün, Aşkın, İsyanın olduğu bir akım düşünün..

Heavymetal budur işte.. Kimilerine göre sadece müziktir. Kimilerine göre bariz bir felsefedir, hatta dindir,yaşam biçimidir. Diğer müzik akımlarına göre oldukça farklı olan bu akım kesinlikle piyasaya oynamaz. Her eline gitar alan kişi bu sanatı icra edemez.. Büyük emek gerektirir.. Diğer Müzik türlerine karşın en büyük farkıda burdadır kesinlikle bilgisayar ortamında efekt yada herhangi bir düzenleme aracı kullanılamaz. İçinde birden fazla insanın büyük emekleri bulunur.. O gitara dokunan ellerden bulunur.. Duyulan baterinin sesinden anlarsınız kalitesini.. Bestesini ve sözlerini yazanlardan duyarsınız mesajlarını..

Dinleyen bir kişide kesinlikle bıkmışlık uyandırmaz.. Nazlı bir sevgiliye hitap etmez..Yıllar yıllar önce yapılan albümlerin değeri asla ama asla yitip gitmez. Bu yüzden bu akımın temsilcilerin yaptıkları albümler kuşaktan kuşağa, nesilden nesile aktarılacaktır işte bu nedenle heavymetal hiçbir zaman ölmeyecektir.. Evrenseldir.. Yok edilemez..
HeavyMetal Rivayete Göre İngiliz metal işçilerin Hükümetin Kendilerine Yaptıkları Haksız Mesai Ve Ücretlerinin düşürülmesi yüzünden Büyük Bir Eyleme Giriştikleri ve içlerinden bir grubun hükümeti eleştirerek şarkılar yapmaları başlamasıyla bu mükemmel akımın öncüleri oldular sonraki yyllarda Rock'n Roll Avrupayı Kasıp Kavururken HeavyMetal'ı daha hiç kimse bilmiyor ve duymammıştı nitekim 70 li yyllarda Kurulan Grup Black Sabbath HeavyMetalin ilk grubu olarak ilan edildi ve ilk başta Amerika olmak üzere sonra avrupa olmak üzere gençliğe bu müziği sevdirmeyi başardı. Bu akıma sonradan "Kral" olarak anılan Judas Priest girdi. Judas Priest'in Black Sabbath'dan tek farkı müziği git gide sert bir sounda dönüştürmesiydi. Sonralardan çıkan Iron Maiden, ve Metallica, Megadeth, Motörhead gruplarıda HeavyMetalin tek ve ana grupları olmaya başardılar...

Birçok kişi Heavy Metal dinliyor, hatta bunların önemli bir kyşmy bu müziği icra etmeye de çalışıyor. Peki acaba bunların kaçı Heavy Metal'ın ne olduğu hakkında bir düşünceye sahip Bu insanlar için Heavy Metal'ın ne gibi bir anlamı var?

Bu soruları cevaplayabilmek için önce sanırım Heavy Metal'ın nasıl ve hangi şartlar altında ortaya çıktığını incelemek gerek. Heavy Metal'ın tarihini inceleyenlerin birçoğuna göre ilk ateş Black Sabbath ile yanmıştır. Sabbath'in ilk albümünün 1970'te çıktığını hesaba katarsak ateşi yakan kıvılcımların 60'lı yılların sonunda parlamaya başladığını söylemek sanırım doğru olur.

60'li yılların sonunda dünya büyük değişimlere gebeydi. Özellikle ABD'nin Vietnam Savaşına karşı gençlerin oluşturduğu büyük kitlesel tepkiler, 68 hareketinin ortaya çıkması, ABD ve SSCB arasyndaki rekabetin sahasının dünyayıda aşarak uzaya taşıması ve daha onlarca neden. Ortalıkta dolaşan nükleer savaş söylentileri... Dünyadaki, özellikle de üçüncü dünyadaki, gelir adaletsizliğinin, suç oranının, insan hakları ihlallerinin dayanılamaz hale gelmesi... Hepsi çeşitli patlamaların habercisiydi sanki.

Ve mevzu bahis patlamalar da oldu. Birçok değişik alanda cereyan eden bu patlamalar müzik alanında da kendini göstermişti. Müziğin de yardımıyla varolan düzendeki bozukluklardan tutun da yaşamı oluşturan öğelerden hemen hemen hepsi sorgulanmaya başlanmıştı ve sorgulama sonucu bulunan yanlışlıklar da tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmeye başlanmıştı.

Heavy Metal kavramı bu şekilde ortaya çıktı. Ve ortaya çıkış şekline bir daha bakacak olursak HeavyMetal'ın sadece bir müzik türü olmaktan çok daha öte vasıflar taşıdığını da görebiliriz. Diğer müzik türlerinde olmayan türden bir protest ruh, diğer türlerdeki kokuşmuş romantizmin yerine yalın ve sert bir realizm ve tüm bu tepkileri de aynı yalınlık ve sertlik çerçevesinde ifade edebilecek türden bir RAW ve HEAVY sound... Heavymetal'ın özü bariz bu şekilde oluştu. Black Sabbath War Pigs'i(Savaş Domuzu) neden yaptı? Gerçek anlamda ilk Heavymetal parçalaryndan biri olarak War Pigs'i göstermek sanırım yanlış olmaz. Şu ana kadar bahsetmiş olduğumuz bütün nitelikleri içinde barındıran eşsiz bir eserdir çünkü o.

Black Sabbath'i takiben birçok önemli grup daha çıktı 70'lerde. Ama HeavyMetal adına asıl patlama 79 yılının sonlarında ve 1980 yılında yaşanacaktı ki ortaya cıkan bu dalga bugün New Wave Of British Heavy Metal olarak adlandırılmakta.

Yine soğuk savaşın yarattığı gerilimin en üst düzeye vurduğu bir zaman. Ayrıca İngiltere de o zamana kadar gelmiş en muhafazakar hükümetlerden biri olan Thatcher hükümeti görev başında. Demokrasinin ve insan haklarynyn beşiklerinden sayılan bir ülkede kelle vergisi alacak kadar dengeleri bozmuş bir hükümet... Dolayısıyla coğu çeşitli yerden tepkiler alacaktı. Yine dünya geneline bakılacak olursa iki süper güç arasında sürekli artan bir ivmeyle büyüyen gerilim, dinmek bilmeyen savaş çığlıkları... İnsanlar buna da tepki verecekti. 60'ların sonundaki şartlar 70'lerin sonuna gelindiğinde sanki daha bunalımlı bir hal almış ve daha büyük bir çıkmaza girmişti. Dolayısıyla verilecek tepki de on yıl öncesindekine göre daha sert ve şiddetli olmalıydı. NWÖBHM(New of british metal) da böylesine şartlar sonucu patlayıverdi zaten.

Tüm NWÖBHM grupları saf bir protest ruha sahipti. Hepsi hemen her şarkısında dünyada olup bitmekte olan ne kadar yanlış varsa, ne kadar çarpıklık varsa, bunların hepsini ellerinden geldiğince anlatmaya çalışıyordu. Kimisi bunu hiçbir şekle sokmadan, gayet açık ve net bir şekilde söyleyerek yaparken kimisi ise şarkılarında doğaustu imgelere yer vererek dolaylı bir anlatma yolunu seçiyordu.

Tabii ki HeavyMetal'ın sahip olduğu protest nitelikler coğu kişiyi ve grubu rahatsız etmekte gecikmedi. Zaaflaryndan yararlandıkları sistemlerin eleştirilmesi, yaptıkları düzenbazlıkları göremeyen insanların uyanmaya çağrılması bu tip kişileri nasıl rahatsız etmesin ki!? Dolayısıyla HeavyMetal'ın, kurmuş oldukları çıkar ilişkileri için bir tehdit oluşturmaya başladığını gören bu kesimler, HeavyMetal aleyhinde yaralayıcı girişimlerde bulunmakta tereddüt etmediler.

Öncelikle işe karalama kampanyalarıyla başladılar. HeavyMetal gruplarının adeta ruh hastası denebilecek kişiler tarafından oluşturulduğu, bunların kan ve vahşet sevdalısı birer zavallı olmaktan öteye gidemediği ve gençliğe çok kötü birer örnek teşkil ettikleri türünden aşağılık ithamlarla HeavyMetal'in üzerine gittiler.

Oysa ki HeavyMetal'ın amacı kana ve vahşete karşı bir sevda beslemek değil tam tersine dünyada zaten var olan kanı ve vahşeti insanların gözü önüne tüm çıplaklığıyla serebilmekti. Çünkü insanların yanlışları düzeltebilmesi için öncelikle hepsini net bir şekilde görmesi gerektiğine inanıyordu HeavyMetal.

Karalama kampanyalarıyla da en fazla bir yere kadar gidilebileceğini ama bunun HeavyMetal oluşumunu temelden sarsamayacağını anlayanlar bu sefer dıştan saldırmaktansa kaleyi içten fethedecek bir yöntem geliştirmeyi tercih ettiler. HeavyMetal pop kültürünün içine çekilecek ve o kültürün bir parçası haline getirilecekti ve bunun yapylmasında da HeavyMetal grubu olarak lanse edilen ama gerçekte HeavyMetal ile pek de bir alakası olmayan birçok grup başrol oynayacaktı. HeavyMetal içindeymiş gibi görünen birçok trend de bilinçli olarak bu grupların üreyebilmesi için yaratıldı zaten.(Bkz System Of A Down, Linkin Park, Korn, Slipknot, Avenged Sevenfold, vb)

Yıllar geçtikçe bu doğrultuda birçok alt tur çıktı. Değişim maskesi altında sayısız grup türetildi. Hepsi protest ruhtan arındırılmış, imaj düşkünü gençlerin ilgisini çekebilmek için tonla zırva ve özenti şeklin içine sokulmuş, HeavyMetal'in özünden uzaklaştırılmış ama düzenin uşağı plakçılık firmaları istedi diye sırtlarına HeavyMetal etiketi yaptırılmıştı, tonla mantar grup...

Amaç belliydi. HeavyMetal'ı insanlara farklı bir şekilde göstermek ve bu illüzyon sayesinde insanlaryn HeavyMetal'ın aslını unutmalarını sağlamak. Dolayısıyla HeavyMetal'ın o sivri dilinden kurtulmak. Gözleri boyanmaya calışılan kişilerin HeavyMetal'ın yardımıyla gözlerini açmasının önüne geçmek. Koyunların koyunluğunu baki kılıp, onları eskiden olduğu gibi yalan ve dolanlarla gütmeye devam etmek...

HeavyMetal'ın insanlara sunuluş şekli değiştirilse de HeavyMetal'ın özü asla ve asla değişmez. Çünkü HeavyMetal başlıkta da dediğim gibi asla sadece bir müzik değildir. Yapılan albümleri tıpkı pop yada diğer müzik türleri gibi kullan-at tarzında değildir.. Yapılan albümlerin çoğu asırlar geçse bile dinlenecektir.. Sistem bunu yok edemeyecektir. Ayrıca Eline elektro gitarı alan metalci olmaz. Plak firmalarının yaptırdığı sahte etiketlerle de olunmaz bu. HeavyMetal'ın özünde gerçekleri görmek vardır. Peşisıra da bu görülenleri sorgulamak. Sorgulama sonrasında da bir takm sonuçlara varmak ve varılan bu sonuçları da toplumun gözleri önüne sermek... İşte HeavyMetal'ın özü ve bir HeavyMetal grubunun yegane görevi. Melodi bundan sonra gelir. Olayın sadece Melodi de bittiğini zannedenler maalesef HeavyMetal ile doğrü dürüst bir ilişki içinde olmayan kişilerdir. İlk öncelikle şekilde değil düşüncede... En başta düşunceyi oluşturacaksın, daha sonra da bu düşünceyi en iyi şekilde ifade edebilecek Melodiyi yaratacaksın. Zaten iş böyle olursa "Melodi nasıl olmalı?" sorusu da kendiliğinden cevaplanmış olur.

~HüLyaa...:
paylasım için tskler kücügüm

Navigasyon

[0] Mesajlar

[#] Sonraki Sayfa

Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Tüm Hakları Saklıdır.| www.flatcastnezlesi.com | 2012-2016

By cagaTay
Tam sürüme git