flatcastnezlesi,Flatcastyardım


Flatcast nezlesine hosgeldiniz..

Member Login



Lost your password?

Forum İstatistikleri

Latest Member


Not a member yet? Sign Up!



*



20 Mar 19, 15:05 ÖS

Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Gönderen Konu: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi  (Okunma sayısı 2665 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #15 : 30 Ağustos 2017, 13:20:01
Bir hadiste: “ gördüğüm manzaraların hiçbiri kabirdeki kadar dehşet verici ve ürkütücü değildi.” ( Tirmizi Zuhd:2308 )
 Kabir ehli için Allah Rasûlü şöyle bilgi veriyor:
 -“Kabir ahret duraklarından ilk duraktır. Kim ki kabirde işi kurtardı, arkası iyidir. Kimde kabirde işi kurtaramadı, gerisi kötüdür.” ( Ramuz el-Ehadis:105/12)
 Cenazeler için bir şey söylenirken hayra mı sebep olacak şerre mi sebep olacak iyi düşünülmelidir ki, bazı iyi şeylerin önü kesilmesin, kötülüğe çığır açılmasın, bid’atlar işlenmesin.
 Kabirde yatan için hazır Yasin, hazır hatim alınmaz. Orada ücretle Kur’an okutulmaz.
 Peygamber ( as) şöyle buyurur:
 “ Bir kimse ana babasının veya başka birisinin kabrini ziyaret eder ve Yasin okursa, Allah ona Yasinin her harfi kadar mağfiret eder.” ( Ramuz el-Ehadis:422/4)
 “Ölü için Yasin okunursa, azabı hafifler.” ( Age:79/4)
 Bir hadiste:” Cenaze defnedildikten sonra onun için dua edin. Zira o sorgulanmaktadır.” buyurmuştur. ( R. Salihın:950)
 “Kabirde ölü boğulmak üzere olan kimseye benzer. Dua bekler ve dua edilince sevinir.” ( Ramuz el-Ehadis:368/10)
 
 
 c. Ölenin ardından okunanların ölüye ulaşmayacağı inancı yanlıştır.
 Dikkat çekmek isteyen bazı kimseler doğru-yanlış demeden, nelere sebep olacağını düşünmeden, vebalinden korkmadan bir şeyler söylüyor. Kalanların ölenlere borcu vardır. Sadaka-i cariyelik işler yapacaklardır.
 - Ölenin ardından iyi şeylerde ulaşır, kötü şeylerde ulaşır. Mesela hayırlı evlat rahmet olur, ölüyü rahatlatır. Hayırsız evlat lanet okur, kemiklerini sızlatır.
 - Ölenin borcunun ödenmesi azaptan kurtarır.
 - Yapamadığı ibadetlerin fidyesi verilir, adağı yerine getirilir, yemin kefareti verilir. Zekat borcu varsa ödenir.
 - Ölenin cenaze namazı kılınır, dua edilir.
 - Mezar taşına ‘Fatiha’ yazılır okunulması istenir.
 - Ölen için hayır yapılır sadaka dağıtılır.
 - Ölen için hatim indirilir, mevlit okutulur, Yasin okunur. Atalarımız, kimsesiz ölüler için Kur’an okutan vakıflar kurmuştur.
 - Mezarlıktan geçerken layık olanlar için üç İhlas bir Fatiha okunur.
 - Peygamberimiz ( sav) ölüler için dua etmiştir ve: “Ölülerinize Yasin okuyun azabı hafifler, ölmek üzere olanın ölümü kolaylaşır!” ( Ramuz el-Ehadis: 79/4)
 - Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret isteyiniz ve kendisine sükunet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmektedir. ( R.Salihın:301)
 - “Kabirdeki boğulmak üzeredir; dua bekler, dua edilirse sevinir.” ( Ramuz el-Ehadis: 368/10) demiştir.
 
 Ölenin vasiyeti varsa, malının üçte birinden yerine getirilir. Üçte bir yetmeyecek olursa, tamamını yerine getirmek mirasçılara kalmıştır.
 Ölenin oruç, zekat borçları varsa ödenir. Yemin keffareti verilir. Kula borcu varsa, ödenir, borçtan kurtarılır. Son anlarında hiçbir şekilde kılamadığı namaz borçlarının bir vakte, o yılın fıtır sadakası üzerinden hesap edilir, ihtiyaç sahiplerine verilir.
 Ölenin bütün borçları hesap edilerek bir miktar paranın “kabültü-vehebtü” denilerek elden ele dolaştırılarak borçlarının ödenme yoluna gidilmesi, devir-ıskat yapılması doğru değildir. Ödeme gerçekçi olmalıdır. Keyfî, mazeretsiz kılınmayan namazların keffareti olmaz. Fidye fakirin hakkıdır. ( Dedemin altı-üstü diye ninemin bir ineği bir öküzü varmış, hoca öküzü almış gitmiş. Ninem eşekle tarlasını sürmüş.)
 
 d. Mezarla ilgili hurafeler:
 Kabristanlıklar hurafelerle dolu, ölüler dirilerden bir şeyler beklerken, diriler ölülerden çok şey bekliyor. Mezarlıklarda çare aranıyor. Ziyaret edip sevap kazanalım derken, günaha giriliyor.
 Kabirler dua yerleri, namaz kılma yerleri, adak yerleri değildir. Onların beze, çaputa, mersine ihtiyacı yok, Yasine ihtiyacı vardır.
 Mezar taşları hurafelerle dolu, mezar taşında şiirler, fotoğraflar, intikam anıtı haline gelenler, kaynana-gelin çekişmeleri ile dolu. Bazılarında ‘Fatiha’ ya bile yer kalmamış.
 Kabirler İslâm’a uygun değil, yüksek yüksek, masraflı kabirler üzerleri kapalı, yatana ağırlık veren türbeler…
 Peygamber ( as) Hz. Ali’ye “Putları ve yüksek kabirleri yık!” demiştir. –Müslim,Cenaiz:93
 Kabirde işlenen bazı hurafeleri şöyle sıralayalım:
 - bir kucak mersinle gitmek, çevreyi kirletmek.
 - Mezarlar üzerine oturmak, üzerlerine basmak.
 - Mezarda yatandan bir şey istemek.
 - Mum yakmak, mendil, yazma, çaput bağlamak.
 - Kurban kesmek.
 - Namaz kılmak.
 - Mezar taşını, toprağını öpmek.
 - Para ile Yasin hatm satın almak veya para verip birine okutturmak.
 - Ağlayıp sızlamak.
 - Mezar toprağını büyü malzemesi yapmak.
 - Mezara büyü yapıp, tahta kaşık saplamak.
 - Bayanların tesettürsüz gitmesi, mezardakine eziyet vermesi… vb.
 
 d. Kabir Ziyaretlerinde İşlenen Hurafeler:
 
 - Kabir ziyareti ölümü hatırlamak, ölenden ibret almak için yapılmıyor. Ölüm düşünülmüyor, ahret hatırlanmıyor. Maksat ölenin ruhuna bir Fatiha, bir Yasin okumak olmalıdır.
 - Kabir ziyaretinin sevaba dönüşmesi için adaba uygun yapılmalıdır ki, hayra vesile olsun.
 - Dost ziyaretine, düğün eğlencesine gider gibi güle oynaya kabir ziyareti yapılmaz.
 - Kabir ziyaretine giden bir kucak mersin alıyor, kabir başında somurtuyor, selam vermiyor.
 - Kabir başında ağlanıp, sızlanmaz. Peygamber ( as) kadınların bu tür davranışları yüzünden başta kadınların kabir ziyaretini yasaklamıştır.
 - Kabrin içi ile değil dışı ile ilgileniliyor.
 - İyilik yapınca kabirdekilerin sevindiği, kötülük yapınca üzüldükleri düşünülmüyor.
 
 - Mezar başında saygı duruşunda durmak.
 - Mezarın etrafında dönmek.
 - Çelenk, çiçek götürmek.
 - Kabirdekine şikayette bulunmak, ondan bir şey istemek.
 - Mezarın üzerine pirinç buğday koymak; yiyecek, giyecek koymak hurafedir.
 - Kabir ziyaretinin belirli günü, saati yoktur.
 - Kabire başı ile selam vermek, bir şeyler söyleyip izin alıyor gibi yapmak, ayrılırken geri geri gidip ayrılmak yabancıların âdetidir.
 Peygamberimiz: “Ey Allah’ım! Kabrimi tapınılan yer yapma” diye dua etmiş, kabir üzerine bina, kubbe yapılmasını men etmiştir. ( Riyaz üs Salihın:1799)
 Hz. Ömer zamanında Hz. Peygambere biat edilen ağaç, Peygamberin ölümünden sonra saygı ile ziyaret edilir hale gelince, bunu gören Hz. Ömer ağacı kökünden kestirmiştir.
 
 f.Ölenin ardından gün saymak hurafedir
 Ölen için yapılacak hayır ve sevaplı işler için gün beklenmez. Hatta cenaze mezara konmadan ne yapılacaksa yapılmalıdır.
 - Eti kemiğinden şu gün ayrılır deyip 7. 40. 52. gün saymak doğru değildir. Belki o bedeni Cenab-ı Allah toprağa haram kılmıştır. Sonra cenaze kabre konduğu an sorgu başlar. İşte yangında başlamış olur ki, ne yapılacaksa hemen yapılmalıdır.
 - Ölenin ardından 3 gün sonra helva dağıtılacak diye bir şey yoktur.
 - Ölüm yıldönümünde mevlit okutma mecburiyeti yoktur.
 - 7. 40. 52. gün ve yıldönümünde bir şeyler yaparak sorumlulukların bittiği zannediliyor. Mevlit okutmak dini bir görev değildir. Hele günümüzde para karşılığı okutulduğu için günaha bile girilebilir.
 
 g. Kabirler kurban kesmek, adak adamak:
 Kurban, bir ibadettir. Bunun ölülere yapılması asla uygun değildir. Allah’tan başkasına kurban kesilmez. Kesilirse o hayvanın eti yenmez. ( Mâide:3)
 “Şu işim için veya şu işim olursa; falan yatıra kurban keseğim.” denmez. Yardım Allah’tandır. Allah’tan başkasından yardım dilemek şirktir.( Mâide:11 + Tâlak:3)
 Mezarlıkta horoz kesmek, kanını mezar taşına sürmek veya adak adamak günahtır.
 Adakta sevap yoktur. Adak olmayacak bir şeyi oldurmaz. Adak, kaderi değiştirmez.
 Adak adamak, borcu yokken borçlu kılmak olur. Adağın yerine getirilmesi vaciptir. ( Hac:29) adak yerine getirilmediği zaman sorumluluk doğar.
 Araplar dileklerimiz, işlerimiz olsun diye putlara adak adar, kurban sunarlardı. Kanlarını putlara sürerlerdi. Adak adamanın, mezarlıkta kurban kesmenin cahiliye âdeti olduğu bilinmektedir.
 İçinde bir Bektaşi’nin de bulunduğu gemi Karadeniz’de fırtınaya tutulur. Yolcular birer evliyaya adak adada kurtulalım derler. Bektaşi elini açarak:
 -Bu fırtınadan kurtulursam adını bilmediğim evliyanın türbesine bir adağım olsun, der.
 -Hiç ismini bildiğin yok mu? Derler.
 -Pek çok var ama, hepsini birer kere aldatmıştım da!... der.
 h. Türbede, Mezar yanında namaz kılmak
 
 Bu konuda oldukça rahatsızım ben. En son şahit olduğum bir Türbe olayı var. Mersin'de Yenişehir merkez İlçesinde Sahabelerden Hz. Miktad ismiyle harika 6 minareli cami yapılmış ( Hz. Muğdat Cami de denir) İçi çok güzel. Hiç bir emekten kaçılmamış. Yapanların emeğine sağlık. İçerisini gezdim içinde insana huşu içinde namaz kılma zevki geliyor. Bahçesinde bir hareketlilik gördüm. Baktım gelen midibüslerden hanımlar iniyor ellerinde tava ızgara çanta inen bahçeye geliyor.
 Bende sandım ki bahçede bir etkinlik, kermes filan var. Peşlerine takıldım bir de baktım ki içeride bir türbe var.
 Olayı anlamaya çalışırken beni gören hanımlar beni kovdular
 "Çık çık çık burası hanımlara ait" deyince nevrim döndü. Elimde cep telefonu vardı o an bir kaç resim fark ettirmeden resimlerini çektim.
 Dedim ki:
 " Ne yani rahmetli hanımları mı çok seviyormuş" dedim.
 O ana kadar o türbenin kime ait olduğunu filan bilgisine sahip değildim.
 Gördüğüm manzara korkunçtu. Sizde görseniz o manzarayı kesin saç baş yolardınız.
 Dilim varmıyor anlatmaya ama anlatmam lazım.
 Birisi mezar taşını öpüyor. Birisi kabiri önüne almış namaz kılıyor. İçerisi olmuş duman is,pas herkes gelen mum yakıyor, giden mum yakıyor. Türbeye bakan kadın kovaya doldurmuş mum ve buhurdanlıkları alenen satış yapıyor. Ortalık göz gözü görmeyecek şekilde duman olmuş. Kadınların bir kaçı oraya beygir gibi uzanmış yatıyor. Birisi yemek yapıyor. Çıkanlar kenarda kuru ağaç çalılara çaput bağlıyor. Dedim kendi kendime nereye düştüm ben.
 Cimer vasıtasıyla durumu Cumhurbaşkanlığına ilettim. Üstelik diğer köşede de müftülük binası var. Türbenin yeri de garip bir kısmı Mersin Büyükşehir Belediyesine ait bir kısmı da Yenişehir Belediyesine ait. İkisi de ayrı ayrı partiye ait. Müftülük orada içinden çıkılmaz bir hal alan türbe probleminin içinde sıkışıp kalmış. Çözülmesi mümkün değil. Ancak çözümü Vakıflar Genel Müdürlüğüne devri ile mümkün.
 Bu arada ilginç bir şey daha öğrendim ve şok oldum. O kabirde mefta yok. Mahalleyi gezdim dolandım tüm yaşlılara sordum. Tarih kitaplarını açtım baktım orada yatan mefta yok.
 Yaşlılar diyorlar ki "Biz küçükken orada top koştururduk. Bir gün birileri geldi dedi ki: Buraya Hz. Miktad hz. geldi burada bir gece kaldı gitti. Ertesi ayda yerine türbe yapıldı derken o günden beri türbe. Meftasız türbe yani anlayacağınız.
 Alın size bir örnek ben işin içinden çıkamadım siz çıkabiliyorsanız çıkın. O gün bu gündür Yenişehir Müftülüğü bana yazı gönderecek çözümü ile ilgili.
 
 Evet kabirler, türbeler dua yeri, namaz yeri değildir. Mum yakarak istekte bulunma yeri değildir. Şifa yeri, iş, aş sahibi olma yeri asla değildir.
 Peygamber ( as): “Ey Allah’ım! Kabrimi namaz kılınan yer yapma.” diye dua etmiştir. ( Ramuz el-Ehadis: 187/1)
 Bir hadislerinde: “Allah Yahudileri kahretsin. Onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid haline getirdi.” –Buhari:2/422
 - “En kötü insanlar kabirleri mescid haline getirenlerdir.” buyurur
 
 -Müsned:257
 Hudeybiye Antlaşması’nda Peygamber ( as) bir ağacın altında biad aldı diye Müslümanlar o ağacın altında namaz kılmaya başlayınca Hz. Ömer ( ra) o ağacı dibinden kestirmiştir.
 
 ı. Kabirlere, Ağaçlara çaput Bağlama
 Oraya buraya çaput bağlamak, mum yakmak çok eskilerden kalma bir hurafedir.
 Mum yakmak ateşe tapanlardan kalma bir âdettir. Fenikeliler ilâh kabul ettikleri heykellerin önünde mum yakarlardı.
 Eski Romalılar, mezarların başında mum yakarlardı.
 Şamanlık dininde çaput bağlama âdeti vardı. Kutsal bilinen ağaca çaput bağlarlar, dibinde yatarlar, etrafında dönerler, dibinde dualar ederlerdi. Türbelere çaput bağlarlardı, değilse orada yatanların zarar vereceğine inanırlardı.
 Çaput bağlamak işi korunma ve yardım bekleme, iyileşme, çocuğun ölmemesi, çocuğu olmayan kadının çocuk sahibi olması ve dileklerin yerine gelmesi için yapılırdı.
 Birde dilek için suya para atılır, türbenin penceresine para konurdu.
 Bütün bunların hiçbir faydası olmadığı gibi insana zarar veren ve insanı küçülten şeylerdir.
 Bu tür davranışlar olmayanı var edemez. Var olanı yok edemez. Hastalığı gidermez, rızık vermez, çocuk vermez, kısmet açmaz, borçtan dertten kurtarmaz. İnsanı başarıya götürmez. Fakirliği yok etmez.
 Türbelere, yatırlara ve dikili taşlara gösterilen aşırı ilgi, puta tapmak derecesinde günahtır.
 Mehmet Akif:
 “ Evet bütün beşerin hakkıdır bekâ emeli,
 Fakat bu hakkı ne taştan, ne leşten beklemeli” diyerek taştan, mezardan medet beklemenin yanlış olduğunu ifade etmiştir.
 Peygamber ( as) der ki:
 - Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey şirktir. Ümmetim tekrar güneşe, aya ve putlara tapacaklar demiyorum. Beni korkutan, Allah’tan başkası için yapacakları amellerdir. Allah’tan başkası maksatla ön plana çıkan gizli arzularıdır.” Prof. Dr. İ. Canan, Hadis ANS:17/619
 
 i.Türbelerle İlgili Hurafeler:
 Firavun mezarları gibi mezarlar yapmak, buralara aşırı ilgi göstermek, dua yeri, namaz yeri, yardım istenilen yerler yapmak, içinde yatana ezadan başka bir şey değildir.
 Türbe ziyaretleri sanki dini bir vecibeymiş gibi düşünülmemelidir. Unutulmamalıdır ki türbelerde yatanlar beşer üstü bir varlık değildir. Onları Cenab-ı Allah ile arada bir aracı olarak kabul etmek, büyük hata olur.
 Derdi olan, isteği olan türbelere koşuyor; dua edecek soluğu türbede alıyor. Hasta olan geçimi bozulan, işini kaybeden, çocuk isteyen, evlenmek isteyen türbeye gidiyor.
 Türbeleri dolduran insanların hepsinin isteği var. Kadınlar Zilli Baba’nın etrafında dolaşıyor: “al sana bir göbek, ver bana bir bebek” diyor, çocuk istiyor.
 O türbede yatan Fatiha bekler, hayır dua bekler. Ondan bir şey beklemek İslâm inancı ile bağdaşmaz. Türbede yatanların dünya ile tasarrufu bitmiştir. Fayda da veremezler, zamanda veremezler. Yunus’un dediği gibi: “ Ne söylerler, ne bir haber verirler.”
 Kişinin makamı, ünvanı ne olursa olsun onun için Gavs ( sığınak), Gavs-ı Azam ( Büyük sığınak) Ekber, Âzam gibi sıfatlar kullanılamaz. Çünkü Cenab-ı Allah’ın sıfatlarını başkasına yakıştırmak şirktir.
 Türbeler tapınılır gibi ziyaret edilmez. Türbenin eşiği, kapısı, pencereleri öpülmez. Dua etmek için türbeye gitmeye gerek yoktur. Türbedeki, Allah ile arada vasıta olamaz. Veya türbede yatandan bir şey istenmez.
 Bir insan: “Yatıra gittim, dua ettim, duam kabul oldu.” derse, bu küfre götürecek bir davranıştır.
 Türbeler dua yeri değildir. Dua ibadettir, dua Allah’tan başkasına yapılmaz. Dua ibadet olunca bu ibadetin türbede yatana yapılması şirk olmaz mı?
 Kur’an’da: “Allah’la birlikte kimseye yalvarmayın.” Cin:18
 -Rasûlüm! De ki: Allah’ı bırakıp da başkalarına yalvarmayın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne giderebilir, ne de değiştirebilir. İsra:56
 -“Onların yalvardıkları bu varlıklar, Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı sakınılacak bir azaptır.” –İsra:57 buyrulur.
 Türbelerde namaz kılınmaz. Ancak ayrı bölüm varsa, orada kılınır. Peygamber ( as): “Allah’ım! Kabrimi tapınılan yer yapma.” diye dua etmiştir.-R.Salihın:1799
 Türbeler yardım isteme yerleri de değildir. “Yardım Allah’tandır.” –Al-i İmran:126 Türbede seslenmek, çağırmak, imdat demek, yetiş demek, bir şey istemek şirke götüren davranışlardır. “ Ey falan benim şu işim var hallet” denmez. “Falan türbeye gittim işim oldu, duam kabul oldu. Falana adak adadım, adağım oldu.” demek bir Müslümanın yapabileceği bir iş olamaz. Hatta bana yardım eder mi, etmez mi? diye düşünmek bile “Falan türbenin yardımı oluyor.” demek bile şirk kokan sözlerdir.
 Kur’an’da:
 -“ Dikkat et, halis din yalnız Allah’ın. O’nu bırakıp kendilerine birtakım dostlar edinenler: Onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.” –Zümer:3
 -“Allah’ı bırakıp da kıyamete kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar bunların tapmalarından habersizdirler.”-Ahkaf:5
 Peygamber ( as)da şöyle buyuruyor:
 -“Kim Allah’tan başka birine tutunursa, kendisi ona bırakılır.” ( O versin, ona git, o kurtarsın... denir.) - ( Ramuz el-Ehadis: 413/3)


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #16 : 30 Ağustos 2017, 13:20:22
Şair: “Güvenirsen Allah’a güven,
 Murat almaz yüz çeviren” der.
 
 Kabir, ölümü düşünmek, ölümden ders almak, ahrete hazırlık yapmak için ziyaret edilir. Topraktan geldik toprağa döneceğiz denir. Ölenlerden ders alınır. Peygamber ( sav): “ Kabirleri ziyaret edin. Size ahreti hatırlatır, sizi gafletten uyandırır.” buyurmuştur.-Tirmizi Cenaiz:60
 
 Türbelerde yapılan taşkınlıklar ve İslâm dışı davranışlar bolca yapılmaktadır. Bazı kabirler ağlama duvarı haline getirilmiş, şikayet yerleri olmuştur.
 Piyangodan yüksek ikramiyenin kendilerine çıkmasını isteyenler türbelere koşup dua etmektedir. İkramiye bileti, toto kuponları türbelerin duvarlarına, eşiğine sürülmektedir.
 Sınava girecek öğrenciler türbelere akın etmektedir.
 Meryem Ana evinin bahçesi dilek kağıtları, bez parçaları ile dolmaktadır.
 Türkiye’de mum yakanlar, türbelere çaput bağlayanlar, türbelerde dua edip istekte bulunanlar, türbenin kovuklarına kalem, anahtar sokanlar, istek kağıdı koyanlar, türbelerde diz çökenler, türbe eşiğine yüz sürenler, türbeden geri geri ayrılanlar… bu davranışların hurafe olduğunu bilmelidir.
 
 
 Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uyarı levhaları asılmıştır. Bu levhalarda şunlar yazılıdır:
 - Para atılmaz.
 - Adak adanmaz.
 - Mum yakılmaz.
 - Kurban kesilmez.
 - El-yüz sürülmez.
 - Bez, çaput bağlanmaz.
 - Taş, para yapıştırılmaz.
 - Türbelerin içinde yatılmaz.
 - Yiyecek şeyler bırakılmaz.
 - Eğilerek, emekleyerek girilmez.
 - Türbe ve yatır etrafında dönülmez.
 - Türbe ve yatırlardan medet ( şifa) umulmaz.
 
 * Ölüler için işlenen bazı bid’at ve hurafelere bakalım:
 Son anlarında üzerinde kul hakkı var mı, yok mu? Sorulmuyor. İbadet borçları, vasiyeti olup olmadığı sorulmuyor, bid’at ve hurafeler başlıyor.
 - Yüzünü kıbleye çevirin deniyor. Hayatında kıbleye dönmediyse ne fayda?
 - O gelsin, bu gelsin cenaze bekletiliyor.
 - Üzerine bıçak, ekmek, demir konuyor.
 - Fotoğraflar, çelenkler, bandolar, konvoy oluşturularak arabalar hazırlanıyor.
 - Nutuklar atılıyor, sloganlar, tekbirler, el çırpmalarla cenaze taşınıyor.
 - Sela verilirken “….eşrafından” diye veriliyor.
 - Ağlamalar, sızlamalar, taşkınlıklar isyan derecesine varıyor.
 - Ölüden saçından, sakalından hatıra alınıyor.
 - Kabre cenazesi ile beraber bir şeyler konulmak isteniyor.
 - Kabre “ Yanın boş kalsın” denirse yakın zamanda bir yakını ölmezmiş.
 - Evde köpek ulur veya baykuş öterse o evden yakında cenaze çıkarmış.
 - Ölü için su ısıtılan kazan iş bitince ters çevrilirse o evden yakın zamanda ölü çıkmazmış.
 - Kabrin üzerine bulgur, pirinç, buğday koymak.
 - Dişi ağrıyan mezar taşını ısırırsa ağrının geçeceğine inanmak.
 - Hasta mezarlıkta veya türbede yatarsa, şifa bulacağına inanmak.
 - Hastanın çamaşırları türbeye konursa, şifa bulacağı inancını taşımak.
 - Sınava girecek öğrencinin özel eşyaları bir gece türbede kalırsa, başarılı olacağına inanmak.
 - Türbe duvarına, kapısına sahip olmak istediği ev, araba, çocuk gibi şeylerin resmini çizmek.
 - Türbeye yiyecek konursa bereket olacağına inanmak.
 - İsteğin olması için türbede hayvan, horoz kesmek.
 İnanıyorum bu yanlışlıklar mezarda yatanların kemiklerini sızlatıyordur.
 
 
 TARİKAT ÇEVRESİNDE HURAFE
 Tarikatlar, Peygamber ( sav)dan nice sonra ortaya çıkmıştır.
 Tarikat, yol demektir.
 Dinde tarikate girmek ne farzdır ne vaciptir ne de sünnettir. Tarikat, iman ve itikad düzgünlüğü varsa, dini bilmeyenler için dinin öğrenilmesinde , yaşanmasında yardımcı olur. Nasıl insan kendi kendine ense tıraşı yapamıyorsa, kendi kendine din öğrenilmez. İnsan, nefsini tek başına terbiye edemez.
 Bazıları: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.”, “Yat rüyaya gör şeyhini.” diyerek tarikatına adam toplamaya çalışıyor. İnsan böyle şeyh ararsa, karşısında şeytanı bulur. Şartlı yatınca aç tavuğun düşünde darı gördüğü gibi o da aklında olanı görür.
 Bazı öne geçenlerde: “Şeyhi olmayan cennete giremez. Mahşer yerinde ortada kalır.”, “Beni gören cehennemde yanmaz.”, “Kabrimi ziyaret eden cennete girer.” gibi sözlerle adam toplama yoluna gidiyor.
 Tarikattan ayrılmak isteyende tehdit edilip, korkutuluyor. Şeyhin gazabına uğrayacağı söyleniyor.
 Tarikata girenler şeyhin her an imdadına yetişeceği, ölürken imanlı gitmesini sağlayacağı, sıratta koltuğunun altına alıp geçireceği ve mahşer günü şefaat edip hesaptan kurtaracağı telkin ediliyor.
 
 Şeyhin resmini mürid koynunda taşır, resimle rabıta kurarsa, şeyhinden feyz alır. Şeyhin resmi eve asılırsa, o eve nur yağarmış. Nur mu yağar, nâr ( ateş) mı yağar bilemem. İslâm’a uygun bir davranış değil.
 Peygamberimizin bildirdiğine göre içinde resim bulunan eve melek girmez. Resim secde mahalline konur ve namaz kılınırsa, namaz bozulur. Bunun putperestlikle bir farkı yoktur.
 Peygamberimizin evinde resimli bir örtü yüzünden Cebrail ( as) gelmemiştir.
 Bir kadına bir erkeğin resmi de haramdır. Şeyhin resmi olunca haramlık gitmez. Resim ancak zaruri ihtiyaç halinde caizdir.
 Bu konudaki hüküm şudur:
 “Bir âlim, bir şeyhin resmini tazim için, himmet bekleyerek taşımak, öpmek caiz değildir. Yardım Allah’tan beklenir. Böyle yapmak batıl dinlerdeki resim ve heykele tapmaya benzer. Eğer resim, sadece bir hatıra için taşınabilir.” ( Doç.Dr. Ahmet Gürtaş-Günümüzün Meselelerine Fetvalar. S. 116)
 Ne için olursa olsun şeyhin elini öpmek dini bir davranış değildir. Nikah düşen kimseler birbirinin elini öpemez. Peygamber ( as) elini öptürmemiştir. Biat alırken kadınların elini tutmamıştır. “Bizim elimizi tutmadın.” diyen bir kadına “ Ben kadınların elini tutmam.” demiştir. ( Prof.Dr. Faruk Beşer, Hanımlara Özel Fetvalar 1/77-83)
 “ Şeyhin elini öp günahsız olursun.” sözü günahtan kurtulma yolu değil, günaha sokan bir yoldur.
 İslâm fıkhına göre bakılması helal olmayana dokunulması da helal değildir.
 Her organın bir zinası vardır. Din öğretme iddiasında olanların daha hassas olmaları gerekir. El öpülmesinde sakınca görmeyende itikad noksanlığı vardır. El öpülmesini günah saymamanın boyutu ise çok farklıdır.
 Prof.Dr.Faruk Beşer:” El öpme dinin emri değildir. Mahremiyet varsa cinsler birbirinin elini öpemez. Erkek ne kadar yaşlı olursa olsun, onun elini bir kadın sıkamaz, öpemez. ( Çünkü erkekte hiçbir yaşta erkeklik duygusu ölmez.) –Age:1/77-78
 İnançlarından dolayı el tutmayan da kınanamaz. Prof. Dr. (Baş (BibBiiiiiib Amca1) Okiç: ( İslâm’da Kadın Hakları Antolojisi:60) şöyle der: “Ahirette istedikleri nimetlere kavuşmak isteyen Müslüman erkek ve kadınların el tutma, el öpme gibi geleneklerden uzak kalmaları ve İslâm’ın özüne dönmeleri gerekir.”
 Sonuç; bir kadın müridin, mürşidin elini öpmesi, İslâmi değildir. Öpende günaha girer, öptürende. El öptürmek, bazılarının hoşuna gidebilir, ama Allah’ın ve Peygamber’in hoşuna gitmez.
 Şeyhin kendisinden veya ruhaniyetinden yardım beklenmez. Beklenirse şirk olur. “ Falanın ruhu bizi görür.”, “ Bize yardım eder.”, “İmdat ey falan”, “Ey falan bize yardım et.” denmez. İnsan ölünce dünya ile tasarrufu kalmaz, ruh dönüp gelmez. ( Yasin:31)
 Bunun aksini yapar, Allah’tan beklenileni kuldan beklemeye kalkarsak, bu, tevhid inancına aykırı olur. Zira namaz kılan herkes, Fatiha Suresi’ni okur, Allah’a ibadet eder, beklediğini de Allah’tan beklediğini söyler.
 İbrahim Peygamber ( as) ateşe atılınca, Cebrail Aleyhisselam O’na:
 -“Benden bir isteğin var mı, yardım ister misin?” demiş, İbrahim Peygamber de:
 -“Hayır! Ben istediğimi Allah’tan isterim, Allah bana yardım eder.” cevabını vermiştir.
 Ulema eğer İbrahim Aleyhisselam’ın Cebrail’den bir beklentisi olsaydı, ateş onu yakardı.” denmiştir.
 Bir kutsi hadiste şöyle buyrulmuştur: “Allah’tan başkasından yardım isteyene, kıyamet günü: - Git! O seni bağışlasın, Git! O seni kurtarsın” denileceği bildirilmiştir.
 Yardım ancak ve ancak Cenab-ı Allah’tandır. ( Âl-i İmran:126)
 İmam-ı Bürgüvi Hazretlerine göre “ Medet Ya Rasûlullah!” demek bile tehlikelidir. Çünkü Allah Rasûlü ancak Allah’ın izniyle şefaat edecektir.
 Kurtuluş ve hidayet Âlemlerin Rabbi olan Allah’tandır. Papanın kendisinde gördüğü vaftiz ve aforoz yetkisi İslâm‘da kimsede yoktur.
 İnancımıza göre salih kimseler insanın hidayetine vesile olur. Kula iltica olmaz. Peygamber ( as)dan başkasından şefaat beklenmez. Kıyamet gününde peygamberler bile Peygamberimizin şefaatini bekleyecek ve “nefsî, nefsî” diyecektir.
 Peygamberimize şefaat hakkı verilmiştir.
 Peygamberimiz Allah’ın izin verdiği kimselere şefaat edecektir. ( Taha:109) çünkü şefaat Allah’tandır.( Zümer:44) “Onun izni olmadan kim şefaat edebilir?” ( Bakara:255 + Sebe:23 + Enbiya:28 + Yunus:3)
 Peygamberimiz: “Kıyamet günü bana şefaat hakkı verilir.” demiştir. ( Buhari:2/2224)
 Bir husus da Allah’tan başkasından şifa beklenmez. Şifa Allah’tandır.
 Şeyhten, şeyhin artığından şifa umulmaz. Bir kaptan şeyh içecek, aynı kaptan bir oda dolusu insan sıradan içecek, bundan şifa beklenmez. Beklense beklense hastalık beklenir. Kendimize soralım: Peygamberimiz böyle bir şey yapmış mıdır?
 Şöyle bir hatırlatma yapmak istiyorum:
 Zaman zaman dışarıdan birileri geliyor. Bunlar Maon Tarikatı temsilcileri oluyor veya Hintli Mataji gibi kimseler oluyor. Veya Seyyid adı ile dolaştırılan kimseler oluyor. Veya şifa dağıttığı söylenen kimseler oluyor. Böyle kişilere inanmak ve onlardan şifa beklemek, İslâm inancıyla asla bağdaşmaz.
 24.04.2002 tarihinde İstanbul’a Hintli Mataji geldi. Gazetelerden öğrendiğimize göre; salon ağzına kadar dolu. Ne istiyorlar?
 - Rahatlamak, şifa bulmak,
 - Ondan çıkan ilahi enerji ile buluşmak,
 - Ona secde edip boşalmak,
 - Ayağını yıkadığı su ile şifa bulmak,
 - İlahi aydınlanma, bu beklentilerin her biri şirke götüren davranışlardır.
 Vesile kılmakta da yanlış anlamalar oluyor. Kur’an’da: “Allah’a yaklaşmak için vasıta arayın.” ( Mâide:35) buyruluyor. Kişi aracı olarak görülmez.
 
 Kur’an’ı rehber edinen, sünnete uygun hareket eden ve halka güzel hizmetler sunan tarikat liderlerini, mensuplarını tenzih ederim ve Cenab-ı Allah’tan muvaffakiyetler dilerim.
 İtikad düzgünlüğü olmayan gruplar için Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyuruyor:
 -“ Dinleri parça parça edip gruplara ayıranlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” ( En’am:159)
 -“ Dinleri parçalayanlardan ve bölük bölük olanlardan olmayın. Bunlardan her fırka kendilerinden olan ile böbürlenmektedir.” ( Rum:32)
 Peygamber ( sav) kimseden özel ilgi istememiş, kendisi için ayağa kalkılmasına razı olmamış, yükünü kimseye taşıtmamış, “ Benden önce krallara yapılanı bana yapmayın.” demiştir.
 Hani efendiniz? Diyen Bizans elçisine, ashabına ikramda bulunan Allah Rasûlü: “Efendi hizmet edendir.” Cevabını vermiştir.
 “Ey Allah’ın elçisi sen otur biz yemeği hazırlayalım.” diyen ashabına: “ Bende odun toplayayım.” demiştir.
 Karşısında titreyen kimseye: “Niye titriyorsun, ben kuru ekmek yiyen Kureyşli bir kadının oğluyum.” diyerek rahatlamasını istemiştir.
 Dört halife de insanlar üzerinde saltanat sürmemiştir.


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #17 : 30 Ağustos 2017, 13:20:41
Osmanlı padişahları: “Senden büyük Allah var, mağrur olma padişahım” diye halkın bağırmasını istemiş kendine hakim değil hâdim denmesini istemişlerdir.
 Dinde ilimde ileri olan hiçbir Allah’ın kulu kendilerine iltifat edenlerden hoşlanmamışlardır.
 Atalarımız: “ Duvara dayanma yıkılır, insana dayanma ölür.” demişlerdir.
 Bazı tarikatlere bakıyorsunuz şeyh efendi uçmasa da uçuruluyor. Yere göğe sığdırılamıyor.
 Bid’at ve hurafelerle meşgul olanlar şeytanın oyuncağı oluyor. Meselâ: Cenab-ı Allah anılıyor. Peygamber ( as) anılıyor, kılı kıpramıyor, şeyhten bahsedilince titreniyor, hoplayıp, zıplanıyor.
 Bazı hareketler var ki, asla İslâm’ın ruhu ile bağdaşmıyor. Konuşurken falan şöyle demiş, şöyle yapmış, hep onun sözleri, İslâmi yaşayış onlarda, onlarla tarif ediliyor. Kur’an ne diyor, peygamber ( as) ne diyor ona bakılmıyor. “ Sen Kur’an ve sünnetten bahsetmiyorsun.” Denilince: “Bize lazım olan ayet ve hadisleri efendimiz kitabında zikretmiştir.” deniliyor.
 - Ölmüş veya diri birine: “Nefsimizin, şeytanın şerrinden bizi koru”
 - “ Bize kıyamet günü şefaat et”
 - “ Yetiş ey falan!”
 - “ Son anda imanla gitmemizi sağla ey falan!”
 - “ Falan bizi görüyor, halimize vakıftır”
 - “ Bizim hocamız bizi kurtarır” demek ve buna benzer laflar etmek, Allah korusun insanı küfre götürür.
 
 Bir hocamıza biri elini öpüp: “Yarın bize yardım edersiniz değil mi efendim?” demişti. Hocamız çok kızmıştı ve: “ Defol! Beni de günaha sokma” dedi.
 Bir kutsi hadiste şöyle bildiriliyor. Dünyada Allah’tan başkasından yardım bekleyene, ahirette; “ Falana git o seni kurtarsın.”, başkasından bir şey isteyene; “Git o versin.” denilir. Hz. Peygamber Ebu Bekir ( ra)’a; “Falan olmasaydı, falan beni öldürecekti demek şirktir.” demiştir. Bunun için rızk ve ecel onun bunun elinde aranmaz. Bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum: “Efendimiz, şeyhimiz bize yardım etti, işimiz oldu. Kazasız belasız atlattık.” demek şirktir.
 “ Yetiş ey şeyh!” denmez.
 “ Hocamız bizi korur, imanlı gitmemizi sağlar, kabirde yardım eder, sıratta kolumuzdan tutup geçiriverir, kıyamet günü şefaat eder.” deniliyor. Böyle diyen ve dedirten sapıktır, şirke düşmüştür.
 “Sen halini şeyhe arz et, o Allah’a arz eder.” ifadesi şirk kokan bir ifadedir. Allah kimseyi vekil tayin etmemiştir. Allah adına kimse iş göremez.
 Bir gün bir telefon geldi, bir arkadaşım bana şöyle soruyordu: “Bizim şeyhimiz bizim için dua ediyor, dervişlerim ölürken yanlarında olayım, imanlı gitmelerini sağlayayım diyor. Sen de bize gel. Sana da yardım etsin.” Ne dersiniz?
 Hiçbir din büyüğü böyle yapmamış ve kimseye bir vaade bulunmamıştır. Bunlar yanlış şeylerdir.
 Bir hususta rabıtanın kulla yapılmasıdır. Bu bidattir. Sünnette böyle bir şey yoktur. Rabıta, ölümle, cennet cehennemle, Cenab-ı Allah’la peygamber ( as)la yapılır. Şöyle bir yanlışta yapılıyor: şeyhin resmi konuyor, o yanındaymış gibi hissediliyor ve ondan yardım isteniyor.
 Şeyhe teslimiyetinin ölçüsü iyi ayarlanamıyor. Deniliyor ki “Cenazenin yıkayıcısına teslim olduğu gibi şeyhe teslim olacaksın.” Her şeyin ölçüsü şeyh oluyor. Kur’an sünnet unutuluyor, hoca efendinin bir kitabı varsa, o elden düşmüyor.
 Bazı kitaplarda öyle şeyler var ki; ne Kur’an’a ne de sünnete uyuyor. Onlara asla itibar etmemek lazım.
 Şeyhe kayıtsız, şartsız teslimiyet olmaz. Masum insan yoktur. Kusursuzluk Cenab-ı Allah’a mahsustur.
 Risale-i Kuşeyri’de şöyle denmiştir: “Kişinin havada uçacak kadar kerametlerle donatıldığını görseniz dahi, buna kanmayın. Siz onun, Allah’ın emirleri, yasakları karşısındaki tavrına, hududu koruyup korumadığına, şeriatı uygulayıp uygulamadığına bakın.” ( Risale el Kuşeyri:1/103)
 Şeyhin yazdığı kitap kusursuz kabul edilemez. Şeyhin günahsız, kitabının kusursuz kabul edilmesi İslâm inancına uymaz.
 Şeyhin bir şey yapmasında keramet aranmaz, hikmet aranmaz. En büyük keramet itikad düzgünlüğüdür.
 “Şeyhimiz bizi görür, halimizi bilir.” demek şirktir. Gaybı ancak Cenab-ı Allah bilir. ( Bakara:255 + Neml: 65 + A’raf:88 )
 Halil Günenç Hoca Efendi: “Bir kimse falan gaybı biliyor. Kalbimizden geçenleri bilir. Veya falanın ruhun hazır olup, halimize vâkıftır derse küfre girer.” der. ( Günümüz Meselelerine Fetvalar:1/43-99)
 Peygamber ( sav) şöyle buyurur: “Gelecekten haber veren kimseye varıp bir şeyler soran ve onun dediğini tasdik eden kimsenin kırk gün namazı kabul olmaz.” –Riyazü’s Salihın:1701
 Şeyhle yakınlıktan, beraberlikten kaçınılmalıdır. Şeyhe yakın olarak feyz alınmaz. Hele bir kadın mesafeyi ayarlamalıdır.
 Beraber olmak, ancak nikah düşmeyen belirli kimselerle olabilir. Değilse haramdır. Şeyh olunca haramlık asla kalkmaz.
 Peygamberimiz ( sav) kör olan Ümmü Mektum’un oğlu için hanımına:
 - “O kör bizi görmüyor” deyince, Peygamberimiz ( sav):
 
 - “Sizde mi körsünüz?” demiştir.
 Kan kardeşi, manevi ağabeylik, ihvan, şeyh gibi samimiyet ne ölçüde olursa olsun, beraber olmayı İslâm dini yasaklamıştır.
 Bir kadının kayın biraderi ile beraberliğini Peygamber, “Ölümdür” demiştir.( Riyazüs Salihın:3/1659)
 “Bizim şeyhimiz temizdir. Kalbinden kötülük geçmez. Kaç göçe gerek yok, onunla baş başa görüşebiliriz” diyerek, bir kadın mahremiyeti kaldıramaz.
 Peygamberimiz ( sav)ın kalbi temiz değil miydi?
 Şeyh olunca haramlık kalkmaz. Peygamberimiz ( sav): “Bir erkekle bir kadın baş başa kalmasın. Manevi babalık, manevi ağabeylik gibi sözler, yabancılığı kaldırmaz. Hem babalığın, ağabeyliğin maneviliği olmaz.
 Ayrıca yüz yüze, göz göze irşat olmaz. “ Müslümanım diyen bir kimsenin, dini ikazları dinlememeye, bazı şeyleri istisna etmeye, dini değiştirmeye, ne hakkı vardır ne de selahiyeti.
 Peygamber Efendimiz ( sav)ın gözleri görmeyen biri için hanımına vermediği izni, kimse kimseye veremez. Güven meselesi ise Peygamber ( sav) hanımına güvenemiyor muydu?
 Kadın erkek aynı yerde irşat olmaz, ibadet olmaz, zikir olmaz yani iş, İslam’ca olmaz.
 Fercin zinası olduğu gibi, elin ve gözün de zinası vardır.
 Her şeyin sahtesi olduğu gibi şeyhinde sahtesi vardır. Kur’an’a, sünnete uymuyorsa, sahtedir. Kurtulduğu, kurtarıcı olduğu söyleniyorsa sahtedir.
 2011 yılında Bursa’da dergah açıp kendisine uyanlara cennet vaad eden U.K.
 Taciz ve tecavüzden tutuklanmıştı. Yakın zamanda Kur’an okumasını bile bilmeyen biri çıkmış, şeyhliğini ilan etmiş, daha da ileri giderek Nebiliğini, Rasûllüğünü iddia etmişti. Kendisine “Risalet Nurları” diye kitap indiğini bile söylemişti.
 
 Kim olursa olsun kişiye saygıda, sevgide, övgüde ölçülü olunmalıdır.
 İslâm büyüğü aşırı ilgi ve övgüden rahatsız olur. Peygamber ( as) “Beni övmeyin. Ben ancak bir kulum. Bana sadece Allah’ın kulu ve Rasûlü deyin.” buyurmuştur.( Buhari Enbiya:48 ) peygamberimiz kendisi için ayağa kalkılsın, eli ayağı öpülsün, karşısında eller bağlı divan durulsun, kendisine hizmet edilsin, ayrılırken geri geri gidilsin istememiştir. Çünkü her bir Müslüman İslam’ı temsil eder. Mahmud Sami Efendi: “İhvana söyleyin halk içinde elimi öpmesinler. O zaman daha çok istiğfar etmek zorunda kalıyorum.” demiştir.
 Şeyh için söylenen bazı sözlere dikkat etmek gerekir. Meselâ:
 Gavs: Sığınılan
 Gavs-ı Azam: Büyük Sığınak
 Gavs-ı Ekber: Büyük Sığınak
 Ekber : Büyük
 Şeyh-i Ekber: Büyük Şeyh demek yanlıştır.
 İnancımızda ancak Allah’a sığınılır. Büyüklerimiz hep Allah’a sığınmışlardır. Büyüklük Allah’a mahsustur. Ekber, Azam sıfatları Allah’a mahsustur. Biz “Allah’ü Ekber” diyerek “Ekber” kelimesini ancak Allah için kullanırız. Bu konuda Halil Günenç Hoca Efendi’nin görüşü şudur:
 “Salih bir zatın dersini dinleyip, terbiyesini almak güzel bir şeydir. Ancak kişilerin derece ve makamlarını bilen Allahü Teâla olduğu için mensup olduğu zatın makamını tayin etmek için “Falan zat kutb-ı zamandır veya gavstır.” demek doğru değildir.
 Bir de kurban kesme âdeti var. Buna dikkat edilmelidir.
 Allah’tan başkasına kurban kesmek şirktir. O hayvan leş hükmündedir, eti de yenmez.
 Mâide Suresinin 3. ayetinde Allah’tan başkasına kurban kesilmesinin haram olduğu bildirilmiştir.
 Hayatta olan kişiye de, ölmüş olan kişiye de kurban kesilmez. Kesilen hayvanın kanı oraya buraya sürülmez.
 Allah için kurban, bir ibadettir. Kurban kişi için kesilirse, ibadet kula yapılmış olur ki şirktir.
 Hacdan dönene, doğan çocuğa, gelen siyasi veya bir Salih kula kurban kesilmez. Yani kişinin zatı için kurban kesilmez, ancak Allah için, Allah rızası için kesilir.
 Hem kişi hem Allah için de kesilmez. Allah için yapılan, kula da yapılırsa, işte ortak koşma bu olur.
 
 Araplar, Allah’a yaklaşmak için putları vesile kıldıkları için müşrik durumuna düşmüşlerdir.
 Kur’an’da şöyle buyrulmuştur:
 -“Rasûlüm! De ki: Allah’ı bırakıp da ilah olduklarını ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir ne de değiştirebilirler.” ( İsrâ:56)
 -“Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü rabbinin azabı sakınılacak bir azaptır.” ( İsrâ:57)
 Adem ( as) hata edip cezalandırıldığı zaman şöyle dua edip Peygamber ( as)ı vesile kılmıştı.
 -“Ya Rab! Muhammed’in hakkı için beni bağışla!” ona:
 -“Sen O’nu nereden biliyorsun? Denilince Adem ( as):
 -Ben yaratılınca başımı kaldırdım gökte “Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Rasûlullah” yazılı idi, cevabını verir.
 “Ya Rabbi! Sevgili kullarının hatırı için, diye dua edilirse yanlış olmaz.
 Meselâ hastalık için: “Doktor iyileştirdi.” denmez . Doktor vasıtadır, ilaç iyileşmek için bir vasıtadır. İyileştiren Cenab-ı Allah’tır.
 Kurtulmak, cennete girmek, Cenab-ı Allah’a yaklaşmak için şeyhe “ Kurtar.” denmez. “Bizim cennete girmemizi sağla, bizi Allah’a yaklaştır.” denmez. Denirse Kur’an’da kınanan Arapların durumuna düşülür.
 Müslüman sözlerinde, hareketlerinde şirke düşmemeye ve imanını korumaya dikkat etmelidir.
 Bakın şu davranışlar tamamen Kur'an-ın özüne ters düşmektedir.
 "Biz hepimiz de Gavs’ın evlatlarına kölelik yapacayız. Yapmamızda farzdır, vaciptir. Gavs’ın evlatlarına boyun eğmeye, hizmet etmeye.
 Onun için Gavs’ın torunları isterse, hiçbir zaman ister erkek, ister kadın tarafı hiçbir zaman yüz çevirmeyiz.
 Bunlar ne biçim sözler Yüce Allah Kur'an-ı kerimin birçok yerinde “En la tabüduu illellah” ( Allah’tan başkasına kulluk yapmayın) diye emrediyor. Gavs denen kişiye kulluk yapmak hem fazdır ve hem vaciptir” diyor !! Ne dediğinden haberi yok !!
 Yine Cübbeli konuşuyor: Allah bildirirse, evliya gaybı bilir. Peygambere bildirirse bilir. Veliye de bildirirse bilir. Peygamberin kine mucize denir, velinin kine ise keramet denir. Ali Haydar Efendi hazretleri bildirirdi. Keşfi açıktı. Evde gece yaptıklarını sabaha müritlerine söylerdi. Adamın biri ters ilişki mi yaptı, hayız halinde mi yaklaştı? Hepsini haber verirdi. (  Bunlar nasıl kelimeler Bu kerametli şeyh efendinin işi gücü müritlerini röntgenlemek mi?
 Daha ne zırvalar ne zırvalar? Bunlar İslam Dininin, Kur'an-ı Kerimin neresinde var?
 
 
 -----------------------
 Kaynaklar :
 
 islam ve ihsan
 Dinimiz islam
 mustafaoselmis com tr
 Sorularla İslamiyet
 MUSTAFA KEMAL BEKTAŞ


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #18 : 30 Ağustos 2017, 19:39:35
emegine saglık Rasit..Paylasım adına tesekkürler.


Ben insanı,insanlıgı bilenlerden ögrendim.

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #19 : 31 Ağustos 2017, 05:51:08
Yorum ve begeni icin tesekkürler KerimCan kardes


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Ynt: Islam Dininin Hurafe Ve Bidatlara Bakiş Açisi
Yanıtla #20 : 01 Eylül 2017, 11:54:45
Paylaşım için teşekkürler../

İnfilakımız;Sereserpe../

 

Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Tüm Hakları Saklıdır.| www.flatcastnezlesi.com | 2012-2016

By cagaTay & TaLaT35