flatcastnezlesi,Flatcastyardım


Flatcast nezlesine hosgeldiniz..

Member Login



Lost your password?

Forum İstatistikleri

Latest Member


Not a member yet? Sign Up!



*



22 Tem 19, 21:37 ÖS

Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Gönderen Konu: Kurban kesmenin şartları nelerdir? Kurban Kesmek Yerine Sadaka Verebilir miyiz?  (Okunma sayısı 2933 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


 Kurbanın  hükmü nedir?
 
 Sözlükte yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban dinî bir terim olarak, Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usûlüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 452). Kurban bayramında kesilen  kurbana udhiyye,  hacda kesilen  kurbana ise  hedy denir.
 
 Akıl sağlığı yerinde, hür,  mukim  ve  dinî  ölçülere  göre  zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını kesmekle hem Cenab-ı Hakk’a yaklaşmakta, hem de maddi durumlarının yetersiz olması sebebiyle kurban kesemeyenlere yardımda bulunmaktadır (  Serahsî, el-Mebsût, XII, 8; İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 197). Bu ibadetin ruhunda Hakk’a yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı  vardır.
 
 Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanı kesmek sünnettir (  İbn Rüşd, Bidâye, I, 429). Hanefî mezhebinde ise tercih edilen görüş, kurbanın vacip olduğudur (  Merğînânî,  el-Hidâye,  VII, 146). Kurban,  -fıkhî hükmü ne olursa olsun-  müslüman
 
 
 toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dinî hayatında önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, bir müslümanın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda  etmeye  hazır olduğunun  bir nişanesidir.
 
 Kurbanın  dinî dayanağı nedir?
 
 
 Kurbanın meşru oluşu Kur’an-ı Kerim, Sünnet, İslam âlimleri ve İslam ümmetinin görüş birliği (  icmâ) ile sabit bir ibadettir. Kurbanın meşru bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller mevcuttur.  Hz. İbrahim’in  oğlu  Hz. İsmail’in yerine bir kurbanın, Allah tarafından kendilerine fidye (  kurban) olarak verildiği  açıkça bildirilmektedir  ( Sâffât, 37/107).
 
 Kurbanın meşruiyetine işaret eden başka âyetler de vardır  : “Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını  ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” (  Hac, 22/28 ),  “Her  ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık.” (  Hac, 22/34), “Kurbanlık büyükbaş hayvanları  da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden  kıldık. Sizin  için  onlarda  hayır  vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde  üzerlerine  Allah’ın  adını  anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik. Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz.  Allah’a  ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (  Hac, 22/36-37)
 
 Bu âyetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlâs ve takva olduğunun bizzat âyetin  metninde yer  alması bunu açıkça ortaya  koymaktadır.
 
 Hz. Peygamber (  s.a.s.) de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de kurban kesmiştir. Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in, meşru kılınmasından itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (  Tirmizî, Edâhî, 11; bkz. Buhârî, Hac, 117, 119; Müslim, Edâhî,   17).
 
 
 Sahih hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz.  Peygamber  ( s.a.s.), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında  makbul olacağını  ve  kurban  edilen hayvanın boynuzu, tırnağı da dâhil olmak üzere her şeyinin kişinin hayır hanesine yazılacağını ifade edip; bu ibadetin Allah rızası için yapılmasını tavsiye etmiştir (  Tirmizî, Edâhî,  1; İbn Mâce, Edâhî  3).
 
 Hicretin ikinci yılından itibaren bugüne kadar bütün müslümanların kurban kesmeleri, bu konuda bir icma-ı ümmet olduğunu göstermektedir ( İbn Kudâme, el- Muğnî,  XIII, 360).
 
 Kurban kesim  vakti ne zaman başlar ve  biter?
 
 
 Kurban kesim vakti, bayram namazı kılınan yerlerde bayram namazı kılındıktan sonra; bayram namazı kılınmayan yerlerde ise, fecirden ( sabah namazı vakti girdikten) sonra başlar. Hanefîlere göre bayramın 3. günü akşamına kadar devam eder (  Merğînânî, el-Hidâye, VII, 154). Şâfiîlere göre ise 4. günü de kurban kesilebilir (  Şirbinî, Muğni”l-Muhtâc, IV, 383; İbn Rüşd, Bidâye,  I,    436).
 
 Bu süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri kesilmesi uygundur.  Bayramın  birinci günü kesmek  daha faziletlidir.
 
 Kurban keserken Allah’ın isminin anılmasının, besmele çekilmesinin hükmü nedir?  Kesim  sırasında hangi dualar okunmalıdır?
 
 İster kurban niyetiyle olsun ister başka bir amaçla olsun hayvan kesilirken besmele çekilmesi gerekir. Hayvanın kesimi esnasında besmele kasten terk edilirse, o hayvanın eti Hanefîlere göre yenmez. Ancak kasıtsız ve unutularak besmele çekilmezse, bu hayvanın eti yenilir ( Kâsânî, Bedâî‘, V, 46; İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 190-191). Şâfiîlere göre besmele kasten çekilmese bile kesilen hayvanın eti yenir ( Mâverdî, el-Hâvî,  XV,  95; Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 885).
 
 Kurban  kesilirken  üç  defa  “Bismillahi  Allahüekber”  denilir  ve  şu âyetler m okunur (  Semerkandî, Tuhfe, III,   66)  : 
 
 َشري  َك لَهُ  َوبِ هذلِ َك اُِمْر ُت  َواَََن اََّوُل الْ ُم ْسلِم َني
 
 
 قُ ْل اِ َّن صَََليت  َونُ ُسكي  َوََمْيَا َي  َوََمَايت ِهِٰلِل  َر ِٰب اْلعَالَم َني ََل
 
 
 “De ki  :   Şüphesiz benim  namazım, ibadetim/kurbanım, hayatım  ve   ölümüm
 
 
 hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundum  ve ben müslümanların  ilkiyim.” (  En’âm, 6/162-163)
 
 اِ ّٰن  َو َّجْه  ُت  َو ْجِه َي لَِّلذي فَطََر ال َّس همَوا  ِت  َواَْلَْر  َض  َحنيفًا  َومَآ اَََن ِم َن الْ ُم ْشرِك َني
 
 
 “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak  koşanlardan  değilim.” (  En’âm,  6/79)
 
 Kurban  keserken  nelere dikkat edilmelidir?
 
 Kurban  keserken  aşağıdaki  hususlara dikkat edilmelidir  : 
 
 Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için hayvanın yemek ve nefes borularıyla, iki atardamarından en az birinin kesilmesi gerekir. Bu şekilde yapılan bir kesim sırasında, hayvanın omuriliğinin kesilmesi mekruhtur. Bu konuda etlik kesim ile kurbanlık  kesim  arasında bir fark yoktur.
 Hayvanın canı çıkmadan başının gövdesinden ayrılmamasına özen gösterilmelidir.
 Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet edilmemelidir. Bu nedenle hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve boğazlama işlemi süratli bir şekilde  yerine getirilmelidir.
 Çevre temizliği için gerekli tedbirler  alınmalıdır.
 
 f. Hayvanların bir diğerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına  azami  özen gösterilmelidir.
 
 Kurban  eti  nasıl değerlendirilmelidir?
 
 Hz. Peygamber (  s.a.s.), kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesemeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir kısmının da evde yenmesini tavsiye etmiştir (  Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10). Kurban etinin tamamı evde bırakılabilir (  Tahâvî, Şerhu me‘âni’l-âsâr, IV, 185). Ancak, durumu iyi olan müslümanların,  toplumda muhtaçların arttığı bir dönemde kurban etlerinin çoğunluğunu hatta tamamını dağıtmaları uygun  olur.
 
 Şafiî mezhebine göre ise, kurban etinden az da olsa fakirlere verilmesi   vaciptir (  Bkz. Nevevî,  el-Mecmû’, VIII,  413).
 
 
 Kurban  derisi  nasıl değerlendirilmelidir?
 
 Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber (  s.a.s.), veda haccında Hz. Ali’ye, kurban olarak kesilen develerinin  başında  durmasını ve bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak  vermesini,  kasap ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (  Müslim, Hac, 348; Buhârî, Hac, 120, 121; Ebû Dâvûd, Menâsik, 21). Buna göre kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi caiz değildir (  İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 203). Derinin satılması hâlinde bedelinin yoksullara verilmesi gerekir (  Merğînânî,  el-Hidâye,  VII, 165).
 
 Ancak kurbanın derisi, bir yoksula veya hayır kurumuna bağışlanabileceği gibi, evde namazlık, kalbur ve benzeri ev eşyası yapılarak kullanılmasında da bir sakınca yoktur (  Kâsânî,  Bedâi‘ V, 81; Merğînânî, el-Hidâye VII,   164).
 
 Kurban    kestikten    sonra   namaz   kılmak    gerekir    mi?    Kılınırsa    nasıl kılınmalıdır?
 
 Esas olarak kurban namazı diye bir namaz yoktur. Bu namazın dinî bir gereklilik olduğu inancı veya kanaati yanlıştır. Ancak kişi nafile namaz kılınması mekruh olmayan bir vakitte, sebepli veya sebepsiz dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Kurban kesen kişi de böyle bir ibadeti yapma imkânına kavuştuğu için Allah’ın  verdiği  nimete şükür olarak iki rekât nafile namaz kılabilir.
 
 Bir hayvanın yenilmeyecek yerleri nerelerdir? Bu organların ne yapılması gerekir?
 
 Etlerinin yenmesi helal olan hayvanların, -ister kurban olarak ister başka bir amaçla kesilmiş olsun- kanları, ödleri, bezeleri, idrar torbaları, cinsel organları ve husyelerini (  yumurtalarını) yemek tahrîmen mekruhtur (  İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 553; el-Fetâva’l-Hindiyye,  VI, 495).
 
 Bir hadisi şerifte Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in, eti yenen hayvanların cinsel organlarını, husyelerini (  yumurtalarını), dübürlerini ( anüslerini), bezelerini, öd keselerini, mesanelerini çirkin gördüğü bildirilmektedir (  Beyhakî,  es-Sünenü’l-kübrâ,
 
 
 X, 12). Bununla birlikte Malikî ve Şafiî mezheplerinde eti yenen hayvanların yumurtalarını (  husye) yemek caizdir (  Uleyş, Şerhu minah, V, 8-9; Zekeriyyâ el- Ensârî,  Esne’l-metâlib, IV, 256).
 
 Kurbanın veya başka bir amaçla kesilen bir hayvanın yenilmeyen kısımlarını toprağa gömmek, sağlık ve çevreyi temiz tutma açısından öncelikli olmakla beraber çevreyi kirletmemek  kaydıyla,  kedi ve köpek gibi hayvanlara da  verilebilir.
 
 Kurban kesen kasaba ücret vermek caiz midir? Kurban etinin bir kısmı veya derisi kesim  ücreti olarak  verilebilir mi?
 
 Hayvanın kesim ameliyesi ibadet değildir. Bu yüzden kurban kesen kasabın ücret alması caizdir. Ancak kesim işini yapan  kişiye  ücret  olarak kurbanın  derisi veya etinin bir kısmı verilemez. Çünkü verildiği takdirde, kurban ibadetini yerine getirmek için gerekli maddi külfetin bir kısmı bizzat ibadetin kendisi üzerinden karşılanmış olur. Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet  edilmiştir  :    “Resûlullah  (  s.a.s.), develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını yoksullara paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap  ücreti  olarak  vermeyi bana yasakladı ve ‘kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (  Buhârî, Hac, 120- 121; Müslim, Hac,  348; Ebû Dâvûd,  Menâsik, 21)
 
 Kesilen  kurbanın kanından alına sürülmesi dinimizde var   mıdır?
 
 Kesilen kurbanın kanının alına sürülmesinin dinle hiçbir ilgisi  yoktur. Güvenilir kaynakların hiçbirinde böyle bir bilgi mevcut değildir. Halkımız arasında yaygın olan bu uygulamanın başka kültürlerden girdiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla terk edilmesi gerekir.
 
 Kişi beslediği ve kurban  olarak  kesmeyi  kararlaştırdığı  bir  hayvanın sütünden  veya gücünden  yararlanabilir mi?
 
 Bir kimse, kendi evinde besleyip büyüttüğü bir hayvanı, kurban olarak keseceğine karar verse; bu hayvanın gücünden veya dişi ise sütünden yararlanabilir. Fakat kurban olarak alınan bir hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden yararlanmak uygun değildir. Çünkü bu  durumda hayvan  satın  alınmasından itibaren   kurbanlık   olarak    belirlenmiş olmaktadır.   Şayet   böyle   bir   hayvandan
 
 
 yararlanılmışsa, yararlanma  bedeli  sadaka  olarak  verilmelidir  ( el-Fetâva’l-Hindiyye, V, 371; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 475-476).
 
 Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur   mu?
 
 
 İbadetlerin şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Diğer taraftan ibadetler ancak emredildikleri zaman, şekil ve sayıda yerine getirilebilir. Hayvanın kesilmesi kurbanın rüknüdür (  Kâsânî, Bedâi‘, V, 40). Her ibadetin bir yapılış şekli vardır. Kurban ibadeti de ancak kurban olacak hayvanın usûlüne uygun olarak  kesilmesiyle  yerine  getirilebilir  ( el-Fetâva’l- Hindiyye, V, 360). Bedelini infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz.
 
 Nitekim Hz. Peygamber (  s.a.s.) de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl bizzat kurban kesmek sureti ile bu ibadeti yerine getirmiştir ( Buhârî, Hac, 117, 119; Müslim,  Edâhî, 17).
 
 Hz. Peygamber (  s.a.s.), kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın her bir parçasının kişinin hayır hanesine kaydedileceğini ifade etmiştir (  Tirmizî, Edâhî, 1; İbn Mâce, Edâhî,   3).
 
 Allah Teala’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da müslümanın önemli vazifelerinden biridir. Zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan  kimseye  yardım etmek dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru değildir. Bu sebeple kesme olmadan hayvanı, sadaka olarak bir kişiye vermek kurban yerine geçmez (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 454, 463). Aynı şekilde kurban bedelini de yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle,  kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz (  Serahsî, el-Mebsût, XII,  13).
 
 Kurban eti, derisi,  bağırsakları gibi kurban ürünlerinin satılması caiz    midir?
 
 
 Kurbanın eti, —kısmen veya tamamen— sahibi ve ev halkı tarafından tüketilebileceği  gibi,  ister  zengin,  ister  yoksul  olsun  başka kimselere  de hediye ve sadaka olarak  verilebilir  (  Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10).
 
 
 Ancak kurbanın eti ve bağırsakları gibi şeylerinin  satılması  caiz değildir. Ayrıca kurbanların deri, yağ, baş, ayak, yün ve süt gibi parçalarının satılması da mekruhtur (  İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 203). Zira Hz. Peygamber (  s.a.s.), “Kim kurbanın derisini satarsa, kurban kesmemiş  gibidir.”  (  Beyhakî,  es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 496) buyurmuştur. Bu sebeple kurbanın derisi ya da  etinin  satılması hâlinde alınan  bedelin sadaka olarak  verilmesi gerekir (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII,  165).
 
 Kurbanın derisi, bir yoksula veya hayır  kurumuna  bağışlanabileceği gibi, evde namazlık, kalbur ve benzeri ev eşyası yapılarak kullanılmasında da bir sakınca yoktur (  Kâsânî,  Bedâi‘ V, 81; Merğînânî, el-Hidâye,  VII,  164).
 
 Akika, adak, udhiyye ve nafile kurbanlar için aynı büyükbaş hayvana ortak olunabilir mi?
 
 Ortak kesilen kurbanlarda, hissedarlardan her birinin  kurbanlarını aynı maksat için kesmiş olmaları gerekmez. Ortakların her  birinin ibadet  niyetiyle katılmış olması kaydıyla bir kısmı udhiyye, diğer bir kısmı ise adak, akîka, nafile kurbanı olarak  niyet edebilirler ( Kâsânî,  Bedâi‘ V,  71).
 
 Dişi ya da erkek  hayvandan  hangisinin  kurban edilmesi daha faziletlidir?
 
 Deve, sığır gibi büyükbaş  hayvanlarla,  koyun,  keçi  gibi  küçükbaş hayvanların belirli şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun  kurban  olarak kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber ( s.a.s.)’in hadis ve uygulamaları ile sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban  edilmesinin  faziletli  olduğu  görüşünü ileri süren bazı fakihler olmuştur (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 466-467). Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkânının bulunması göz önünde bulundurularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler, dinin değişmez esasındanmış gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde de aynı esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin    hayvan    üretimine    zarar    vermesi hâlinde,    erkek    sığırların  tercih
 
 edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik  şartları  arasında  yer almamaktadır.
 
 Kurban bayramı günü kurban kesilmeden önce bir şey yememenin dinî dayanağı  var mıdır?
 
 Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in Zilhicce’nin ilk dokuz gününü oruçla geçirdiği  rivayet edildiği için (  Ebû Dâvûd, Savm, 62) Zilhicce’nin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Kurban bayramında da oruç tutulmaz (  Buhârî, Savm, 66-67; Ebû Dâvûd, Savm, 48 ). Ancak imsaktan itibaren bir şey yemeyip o günün ilk yemeğini kurban etinden yemek müstehaptır. Fakat bu, kendi evinde kurban kesebilen insanlar içindir. Zamanımızda çiftliklerde kurban kestiren bazı müslümanlara, akşama kadar sıra ancak gelmekte, hatta ertesi güne kalmaktadır. Bu, insanların  aç  kalıp oruçlu imiş gibi durmaları uygun değildir.
 
 KURBAN KESEN İLE İLGİLİ  KONULAR

 
 Kimler  kurban  kesmekle yükümlüdür?
 
 Kurban kesmek, akıl sağlığı yerinde, büluğa ermiş (  ergen  olmuş), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan her müslümanın yerine getireceği malî bir ibadettir (  Merğînânî, el-Hidâye, VII,  148 ). Temel ihtiyaçlarından  ve borcundan başka 80.18 gr altın veya değerinde para ya da eşyaya sahip olan kimselerin kurban kesmesi gerekir (  Mevsılî, el-İhtiyâr, IV, 252-256; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 452-453).
 
 Hz.  Peygamber (  s.a.s.) bizzat  kurban kesmiş midir?
 
 Kurban ibadeti hicrî ikinci yılda meşru kılınmıştır. Hz. Peygamber ( s.a.s.)’in de bu yıldan itibaren vefat edinceye kadar her yıl kurban kestiği bilinmektedir (  Tirmizî, Edahî 11; bkz. Buhârî, Hac, 117, 119; Müslim, Edâhî 3).
 
 Hz. Peygamber (  s.a.s.), Veda Haccı’nda yüz deve kurban etmiştir. Hz. Ali, “Peygamber (  s.a.s.) yüz deve kurban etti. Etlerini dağıtmamı emretti, ben de dağıttım.” (  Buhârî, Hac, 122) demiştir. Hz. Enes’ten ( r.a.) Hz. Peygamber’in (  s.a.s.) siyah-beyaz   benekli   iki   koçu besmele   ve   tekbir   çekerek   bizzat   kestiği rivayet edilmektedir (  Buhârî, Edâhî,  9).
 
 Vekâlet yoluyla kurban kesilebilir mi? Kişinin bulunduğu şehir veya ülke dışında vekaletle kurban kestirmesinin hükmü   nedir?
 
 Kişi, kurbanını bizzat kesebileceği gibi vekâlet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, hac ve zekât gibi mal ile yapılan bir ibadettir;  mal  ile  yapılan ibadetlerde ise vekâlet caizdir (  Kâsânî, Bedâî’, V, 67; Mevsılî, el-İhtiyâr, IV, 263-265; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, VIII, 132). Nitekim Hz. Ali (  r.a.)’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir  :   “Resûlullah  (  s.a.s.), develer  kesilirken başında durmamı,  derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve ‘kasap ücretini biz kendimiz veririz’ buyurdu.” (  Buhârî, Hac,  120; Ebû Dâvûd,  Menasik, 19)
 
 Vekâlet, sözlü veya yazılı olarak ya da telefon,  internet,  faks  ve benzeri iletişim araçları vasıtasıyla verilebilir. Vekil tayin edilen kişi  veya  kurum  aldığı  vekâleti gereği gibi yerine getirmelidir. Kurbanda önemli  olan,  kişinin  niyetinin  Allah  için olması ve vekâleten kendisi adına kurbanın   kesilmesidir.


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Dolayısıyla kurbanın yurt içinde başka bir ilde ya da yurt  dışında  kesilmesinde sakınca bulunmamaktadır. Kurban fiyatlarının kesilen ülkeye göre az veya çok olması bu durumu değiştirmez. Ancak yaşadığı yerde muhtaç ve fakirler varsa kişinin, kurbanını orada kesip dağıtması daha uygun olur. Çünkü kişinin yaşadığı  yerdeki fakirlerin ve komşuların onun üzerinde hakları  vardır.
 
 Hacca giden  kişinin  hacla ilgili kurbanları memleketinde kesilebilir  mi?
 
 Temettu veya kırana niyet eden hacılar, Cenab-ı Hak, kendilerine aynı mevsimde hac ve umreyi nasip ettiği  için,  şükür  olarak  kesecekleri hayvanları Harem dâhilinde kesmeleri gerekir (  Bakara, 2/196; Mâide, 5/95). Bu kurbanın, kurban bayramında kesilen udhiyye kurbanı ile ilgisi olmayıp, kişinin memleketinde kesilmesi caiz değildir  (  Merğînânî, el-Hidâye,  II, 493).
 
 Hac ibadetini yapan kişi, ayrıca memleketinde de kurban kesmekle yükümlü müdür?
 
 Hac  için ihramda olan  kişi Mekke’de seferî ise kendisine udhiyye  kurbanının
 
 vacip olmadığı konusunda ittifak vardır. Seferî olmaması hâlinde ise udhiyye kurbanının  vacip  olup  olmadığı konusunda Hanefî fakihleri arasında ihtilaf vardır.
 
 Tercih edilen görüşe göre haccetmekte olan kimse, ister seferî olsun ister olmasın kurban kesmekle yükümlü olmaz (  Bkz. Haddâd, el-Cevhera, II, 282; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 457). Uygulama da bu yöndedir. Ancak yolcu hükmünde bulunan kimsenin tek başına  veya  mukimlerle birlikte  kurban kesmesine bir engel de  yoktur.
 
 Şâfiî mezhebine göre ise udhiyye kurbanı, seferî olsun olmasın,  hacda bulunsun bulunmasın, imkân bulan herkes için sünnet-i müekkededir ( Nevevî, el- Mecmû’,  VIII, 383).
 
 Kredi kartıyla kurban satın  almak  caiz midir?
 
 Kurban kesmekle mükellef olan şahıs, kurbanlık hayvanı peşin olarak satın alabileceği gibi, kredi kartıyla vadeli olarak da alabilir. Bu bağlamda bedelin kredi kartıyla ödenmesi kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Ancak kredi kartı borcunu, ödeme tarihinde ödemek ve gecikmeden kaynaklanan faizli işleme düşmemek gerekir.
 
 Kredi kartıyla kurban alırken, vade karşılığında bankaya ilave bir ücret ödenmesi durumunda ise kesilen kurban geçerli olmakla birlikte, faizli işlem sebebiyle ayrı bir günah söz konusu  olur.
 
 Banka kredisiyle  kurban  kesilebilir mi?
 
 Kurban kesmek, âkil (  akıl sağlığı yerinde), bâliğ (  ergen),  dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir müslümanın yerine getireceği malî bir ibadettir (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII, 146).
 
 İster vacip isterse nafile olarak kurban kesecek kimse, kurbanını peşin satın alabileceği gibi, borçlanarak da satın alabilir. Bu, kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Borcu bir şahıstan alması ile bankadan alması arasında  fark  yoktur.  Fakat kredi alması durumunda faiz ödeyecekse, faiz verme yasağını (  Bakara, 2/275 -279; Müslim, Müsâkât, 105, 106; Ebû Dâvûd, Büyû’, 4) işlediği için günaha girmiş olur. Maddi durumu  iyi  olmayan  kişinin  böyle  yöntemlere  başvurması  yerine kurban kesmemesi daha uygundur.
 
 Taksitle  kurban  alınabilir mi?
 
 Kurban, Allah’a yaklaşmak niyeti ile yerine getirilen bir ibadettir. Bu amaç ise ancak kişinin kendi mülkiyetindeki hayvanı kurban etmesi ile gerçekleşir (  Kâsânî, Bedâi‘, V, 76). Mülkiyet, hayvanı bizzat yetiştirme, hibe veya  miras  yolu  ile olabileceği gibi satın alma yolu ile de  gerçekleşebilir.
 
 Esasen vadeli satış caizdir (  Mevsili, el-İhtiyâr, II, 59). Taksit ise, borcun ödenmesinin belirli birkaç zamana vadeli olarak geciktirilmesidir (  Mecelle, md. 157). Buna göre taksitlendirme yolu ile satın alınan bir mal, alıcının mülkiyetine geçtiğine göre,  bu yolla alınan  bir hayvanın  kurban edilmesinde bir sakınca  yoktur.
 
 Bir özür sebebiyle vaktinde kesilemeyen kurbanların fakir ve zengin için hükmü nedir?
 
 Kurban kesme niyetiyle hayvan almış, fakat kurban bayramı günlerinde kurbanı kesememiş fakir kimse, bu hayvanı canlı olarak tasadduk eder. Bayram günlerinde kurban kesemeyen zengin kimsenin ise, kurbanlık satın alıp almadığı dikkate alınmaksızın bir kurbanlık hayvanın kıymetini yoksullara sadaka olarak vermesi gerekir (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII, 156).
 
 Kurbanın satıldıktan sonra satıcının elinde emaneten dururken ölmesi veya başka bir  sebeple kesilememesi durumunda ne  yapılmalıdır?
 
 Satın alınıp da, korunmak veya beslenmek üzere kurban bayramına kadar satıcının yanında bırakılan kurbanlık hayvan onun yanında emanet hükmündedir. Emanet malın telef olması hâlinde, emaneti elinde tutanda kasıt, kusur veya ihmal bulunmadığı sürece sorumlu olmaz. Dolayısıyla, satıcı emanet malı, korunması gerektiği şekilde korur da buna rağmen mal telef olursa onu tazmin etmesi gerekmez (  Merğînânî, el-Hidâye, VI, 211). Bu durumda, kurbanlık hayvanın daha önce ücreti ödenmemişse, alıcının ödemesi gerekir. Ölen  hayvanı  satın  alan  kişi  zenginse, yenisini alıp kesmek zorundadır. Yoksulsa yeniden hayvan alıp kesmesi gerekmez (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII, 160; Mehmed Zihni, Ni‘met-i İslam, s.   880).
 
 Fakat   kurbanlık   hayvanı   elinde   emanet   olarak   bulunduran   kimse,   onu
 
 
 gerektiği şekilde korumaz veya ihmalkâr davranır ve bu yüzden hayvan telef olursa hayvanın değerini tazmin etmesi gerekir (  Merğînânî, el-Hidâye, VII, 160).  Bu durumda da hayvan sahibi zenginse yenisini alıp keser. Yoksulsa kesmesine gerek yoktur.
 
 Satın  alınan  kurbanlığın  ölmesi durumunda ne yapılmalıdır?
 
 
 Satın alınan kurbanlığın kesilmeden önce ölmesi hâlinde satın alan kişinin ekonomik durumuna göre farklı hüküm uygulanır. Şayet kişi varlıklı ise, yenisini alıp onu keser. Çünkü kendisine vacip olan kurbanı kesmiş değildir. Fakat yoksulsa yenisini almasına gerek yoktur. Çünkü yoksula kurban vacip değildir, satın almakla, satın aldığı hayvanı kesmeyi kendisine vacip kılmıştır. Aldığı hayvan ölünce, vücûbiyet düşer ve yenisini almak gerekmez (  Merğînânî, el-Hidâye, VII, 160; Kâsânî, Bedâi‘, V, 66).
 
 İhmal sebebi ile  kurban  kesmeyen  kimse ne yapmalıdır?
 
 
 Kurban kesme şartlarını taşıdığı hâlde unutma, ihmal vb. sebeplerle kurban kesmeyen kimsenin, Hanefîlere göre o yıla mahsuben, bir kurban bedelini fakirlere vermesi (  İbn  Âbidîn,  Reddü’l-muhtâr,  IX, 463-465, 473; Merğînânî,  el-Hidâye,  VII,
 
 156) ayrıca tevbe ve istiğfarda bulunması   gerekir.
 
 Müslüman olmayan kişinin kestiği kurbanın eti   yenir   mi?
 
 
 Eti yenen hayvanların etlerinin helal olması için, hayvanı  kesecek kimsenin, akıl ve temyiz gücüne sahip, müslüman veya ehl-i kitaptan olması gerekir. Ehl-i kitaptan olmayan mecûsî, putperest veya ateistin kestiği hayvanın eti helal değildir. Bunların kestiği hayvan da kurban olmaz (  Mevsılî, el-İhtiyâr, IV, 229; el-Fetâva’l- Hindiyye,  V, 370; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX,   474).
 
 Abdestsiz ya da cünüpken  kurban  kesilebilir mi?
 
 
 
 Kurban ibadetini yerine getirmek, gerekli şartları taşıyan bir hayvanı, kurban niyetiyle kesmekle gerçekleşir. Hayvanın kesim ameliyesi  ibadet değildir.  Böyle olduğu için kurban kesenin, hadesten taharet şartını yerine getirmesi gerekmez. Yine bu sebeple, kurban kesen kasabın ücret alması caizdir. Şayet kurban kesme eylemi ibadet olsaydı kasabın ücret alamaması gerekirdi. Çünkü ibadet karşılığında ücret almak  caiz değildir  (  Mevsılî,  el-İhtiyâr,  IV,  228-229).  Öte  yandan  mekruh olmakla
 
 
 birlikte Ehl-i kitaptan olan kasabın kestiği  kurban geçerlidir (  Merğînânî, el-Hidâye, VII, 166).
 
 Kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte kurban  bir kurbet (  Allah’a yakınlaşma aracı) olduğu için kesenin abdestli olması daha  faziletlidir.
 
 Zengin kimse kurbanını kesmesi için parasını bir fakire verse ve fakir de bu kurbanı kesmeyerek parayı harcasa,  parayı veren  kişi bu durumu öğrenince ne yapmalıdır?
 
 Zengin bir kimse bir şahsa para verip “bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma kes.” dese; ancak parayı alan şahıs kurbanlık almayıp parayı harcasa; parayı veren kişi de bu durumu kurban kesim günlerinde öğrenirse yeni bir kurbanlık alıp kesmesi gerekir. Parayı alan kişi de aldığı parayı tazmin eder. Eğer zengin olan kişi bu durumu kurban kesim günleri geçtikten sonra öğrenirse, kendisinin kurban yükümlülüğü düşmez. Bu durumda kurban bedelini fakirlere vermesi gerekir (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr,  IX, 463-464).
 
 Bir kimsenin, oğlunun veya bir başkasının bağışladığı para ile kurban alıp kesmesi durumunda bu,  kurban  sayılır mı?
 
 Oğlu veya başkası tarafından kendisine bağış yapılan kimse bu paranın sahibidir. Bağışlanan bu parayı dilediği gibi harcayabilir. İster  başka ihtiyaçları  için sarf eder, isterse kurbanlık alıp kesebilir. Bu kesilen hayvan kurbandır (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr,  IX, 452-454).
 
     Yolcunun  kurban  kesmesi gerekir mi?
 
 
 Yolcu (  seferî), kurban kesmekle mükellef değildir ( el-Fetâva’l-Hindiyye, V,  576). Ancak kesmesi hâlinde sevabını kazanır. Kişi, kurbanını ikamet ettiği yerde kesebileceği gibi, bayram dolayısıyla veya başka bir sebeple gitmiş olduğu yerde de kesebilir. Seferî olması, kurban kesmesine ve kestiği kurbanın  makbul  olmasına engel değildir.
 
 Seferî iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden   kurban   kesmeleri  gerekmez.   Kurban bayramının  başında  mukim iken
 
 kurban kesmeden bayram günlerinde sefere çıkana da vacip olmaz.  Sefer hâlinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenlerin kurban kesmeleri gerekir (  Kâsânî,  Bedâi‘,  V, 63).
 
 Başta Şâfiî mezhebi olmak üzere kurbanın sünnet olduğu görüşünde olanlara göre, seferîlik  durumunda da aynı hüküm  geçerlidir  ( Nevevî,  el-Mecmû’,  VIII, 383).
 
 Gayrimeşru  yolla kazanılan  parayla  kurban  kesilebilir mi?
 
 İslam dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helal yollardan elde etmelerini ister. Buna rağmen bir kişi malını haram yoldan kazanmışsa, hayatta iken kendisi, ölmüşse varisleri bu malın sahibini aramalı; sahibini bulduklarında bu malı kendisine vermelidirler. Şayet bu malın sahibini bulamazlarsa sevap beklemeksizin yoksullara veya hayır işlerine harcamalıdırlar (  Serahsî, el-Mebsût, XII, 172; İbn Nüceym,  el-Bahr,  VIII,  229;el-Fetâva’l-Hindiyye,  III, 210).
 
 Gayrimeşru yolla elde edilen para  o  kişinin  malı  değildir. Dolayısıyla böyle bir para ile kurban kesmek uygun değildir. Zira malî ibadetler helal parayla yapılmalıdır.
 
 Kurbanlık olarak satın alınan hayvana, daha sonra başkaları ortak edilebilir mi?
 
 Kurban kesmek isteyen kişiler, büyükbaş hayvanlara yedi kişiye kadar ortak olabilirler. Böyle bir hayvan, yedi kişiye kadar ortak olarak satın alınabileceği gibi, alındıktan sonra veya elde bulunan büyükbaş hayvana  yedi  kişiyi  geçmemek kaydıyla başkaları da ortak edilebilir ( İbn Nüceym, el-Bahr, VIII, 198 ). Ancak ortak olunan büyükbaş hayvanın her bir hissesinin, yedide birden az olmaması gerekir (  el- Fetâva’l-Hindiyye,  V,  376).
 
 Ebû Hanîfe’den, satın  alınan  hayvana  sonradan  ortak  olunamayacağı yönünde bir görüş de rivayet edilmiştir. Bu bakımdan ihtilaftan kurtulmak için kurbanlık hayvan satın alınırken ortakların kesin olarak belirlenmesi daha iyi olur (  Merğînânî,  el-Hidâye,  VII, 152).
 
 Hanefî fıkıh kaynaklarında, kurban kesmek kendisine vacip olmadığı hâlde kurbanlık  için  büyükbaş bir  hayvan  alan  kimsenin  ise,  daha sonra kendisine ortak
 
 kabul etmesinin caiz olmadığı, çünkü vacip olmadığı hâlde kurbanlık satın almakla onu bütünü ile kendine vacip hâle getirmiş olduğu ifade edilmiştir (  Kâsânî, Bedâiu’s- sanâi,  V, 72).
 
 İki büyükbaş hayvanın yediden fazla  kişi  tarafından  hisseleri belirlenmeksizin kurban edilmesi ve kesildikten sonra etlerin karışık bir şekilde bölünerek hissedarlara dağıtılması hâlinde, yapılan bu işlem caiz olur mu?
 
 Kurban kesecek ortakların her birinin, hayvanın en az yedide birine sahip olması gerekir. Bu itibarla her bir büyükbaş hayvana hissedar olan kişiler, kendileri adına kesilen  kurbandan  hisselerini belirlemelidirler.
 
 Buna göre iki büyükbaş hayvan, yediden fazla kişi tarafından hisseleri belirlenmeksizin kurban olarak kesilir de etleri karışık bir şekilde mesela dokuz eşit parçaya bölünerek hissedarlara dağıtılırsa, bu caiz olmaz.  Ancak  iki  büyükbaş hayvanı kurban eden ortakların sayısının yedi  veya  daha  az  kişi  olmaları durumunda bu işlem caiz olur. Zira her bir ortak, her iki hayvanın en  az yedide  birine sahip olur.
 
 Kurbanlık olarak alınan büyükbaş hayvana ortak olanlardan bir kısmının, sonradan  bir  başkasını kendi hisselerine dâhil etmeleri caiz midir?
 
 Kurbanlık olarak alınan bir büyükbaş hayvanın ortak sayısının yediden az olması durumunda, ortaklardan bir kısmı, sonradan ortak olmak isteyen bir kişiyi kendi hisselerine dâhil etmek isteseler; her bir hisse, hayvana verilen bedelin yedide birinden az olursa, yapılan bu işlem caiz olmaz. Ancak bu hisselerden  her  biri hayvana verilen bedelin en az yedide biri veya daha fazlası ise ve ortak sayısı yediyi aşmazsa,  o zaman ortak  kabul etmek  caiz olur.
 
 Mesela; beş kişi bir büyükbaş hayvanı ortaklaşa satın alsa, sonra bir kişi bu hayvana ortak olmak istese, ortakların dördü bu kişiyi ortak olarak kabul etse de sadece biri kabul etmese; bu sonradan gelen kişinin, o dört  kişinin  hissesinde  ortaklığı caiz olur. Zira bu durumda ortakların her birinin hissesi en  az  yedide  birden  fazladır (  el-Fetâva’l-Hindiyye,  V, 376).
 
 Vekâleten kurban kesen hayır kurumları ve kendilerine ihtiyaç fazlası kurban eti verilenler, kesilen kurbanların etlerini satabilirler mi? Bu etleri daha sonra mislini almak  üzere kasaplara verebilirler mi?
 
 Kurban etlerinin, kısmen veya tamamen et olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması imkânının sağlanamaması hâlinde, bunların tıpkı sakatatı gibi rayiç bedelle satılarak bedelinin fakirlere verilmesi caizdir ( İbn  Nüceym,  el-Bahr,  VIII, 203). Buna göre kendisine kurban eti verilen yoksullar, ellerindeki  ihtiyaç  fazlası etleri satıp parasını başka ihtiyaçlarına harcayabilirler. Aynı şekilde kişi veya hayır kurumları, eksik veya fazla olmamak ve verdiği ile aynı cinsten olmak kaydıyla  ihtiyaç  olduğu zaman  mislini geri almak  üzere bu etleri kasaplara  verebilirler.
 
 Kurban kesmenin vacip olması için nisap nedir? 200 dirhem gümüş veya bedeli bugünkü piyasada kurban almaya kâfi gelmemektedir. Bu kadar malı veya gümüşü olan  kişi yine de kurban kesmek  zorunda  mıdır?
 
 Aşırı derecede değer kaybeden gümüşün günümüz şartlarında nisap konusunda ölçü olma niteliğini yitirdiği bir gerçektir. Nisap miktarında gümüş ölçü alındığı takdirde zekât alabilecek durumdaki kimseler, zekât yükümlüsü hâline geleceklerdir. Bu itibarla zekât ve kurban gibi ibadetlerin sorumluluğunu belirlerken altının  ölçü alınması daha uygundur.
 
 Bu itibarla kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin dinî ölçüsü, ister nâmi (  artıcı) olsun isterse olmasın kişinin borçları ve temel ihtiyaçları dışında 20 miskal (  80.18 gr.) altına ya da bunun değerinde para veya mala sahip olmasıdır.  Hangi türden olursa olsun bu miktar mala sahip olmayan kişi kurban kesmek zorunda değildir  (  Mevsılî, el-İhtiyâr,  IV, 252-256).
 
 Ailede zengin olan karı-kocadan her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir mi? Evde hane reisinin kurban kesmesi ile zengin olan öteki aile fertlerinden kurban vecibesi sâkıt  olur mu?
 
 İbadetlerde sorumluluk ve bu sorumluluğun bir neticesi olan ceza ve mükâfat da bireyseldir. İslam dininde aile fertleri arasında mal ayrılığı esası vardır.  Bir aile içinde karı, koca ve çocuklardan her birinin malı ayrı ayrı belirlenmişse kendilerine aittir.
 
 Bu itibarla aile fertlerinden karı, koca ve yetişkin çocuklardan kimin borcu ve temel ihtiyaçları dışında 80.18 gr. (  20 miskal) altını veya bu miktar altın değerinde parası veya nâmî (  artıcı) olmasa bile nisaba ulaşan fazla malı ve eşyası varsa, o kimse zengin sayılır. Bu şartlara göre aile fertlerinden dinen zengin sayılan her biri, fıtır sadakası vermekle mükellef oldukları gibi, kurban bayramında da Hanefîlere göre kurban kesmekle yükümlüdürler (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 452-454).
 
 Şâfiî mezhebine göre ise aile için bir kurban kesmek sünnet-i kifâyedir. Dolayısıyla aileden birisinin kurban kesmesi ile hepsi için sünnet yerine gelmiş olur (  Nevevî, el-Mecmû’, VIII, 384; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, IV, 377). Bu görüş asgarî derecede nisâba sahip olan aileler için daha uygundur.


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

KURBAN ÇEŞİTLERİ
 
 Akîka kurbanı nedir?
 
 Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, “akîka” adı verilir. Akîka kurbanı kesmek sünnettir. İbn Abbas’tan (  r.a.) rivayet edildiğine  göre Resûlullah (  s.a.s.), Hasan ve Hüseyin için  akîka kurbanı  kesmiş  (  Ebû  Dâvûd, Dahâyâ, 21; Nesâî, Akîka, 1), bir hadisinde de şöyle buyurmuştur  :   “Her çocuk (  doğumunun) yedinci gününde kendisi için kesilecek akîka kurbanı karşılığında bir rehine gibidir. Akîka kurbanı kesildikten sonra çocuğun başı tıraş edilir ve ona isim verilir.”  (  Ebû Dâvûd,  Edâhî, 21)
 
 Bu açıdan akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bülûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir.  Aynı günde çocuğa isim verilmesi ve saçı ağırlığında altın veya  değeri miktarınca  sadaka verilmesi müstehaptır (  İbn Rüşd, Bidâye,  I, 463-464).
 
 Şükür kurbanı ne  demektir?
 
 
 
 Bir kimse arzu ettiği bir amaca  ulaşması  veya  bir  nimete  nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Ancak böyle bir nimeti elde eden kişinin, adakta bulunmadığı sürece, kurban kesmesi zorunlu değildir. Ayrıca Hanefî  mezhebine  göre temettu veya kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac  ve  umreyi beraberce   yaptıkları  için Harem   bölgesinde  kestikleri  kurban   da  bir  tür   şükür
 
 kurbanıdır
 
 Ölü kurbanı diye bir kurban çeşidi var    mıdır?
 
 Dinimizde  ölü  kurbanı  veya  kabir  kurbanı  diye  bir  kurban  çeşidi   yoktur.
 
 Ancak,  sevabı ölüye bağışlanmak  üzere kurban  kesilebilir.
 
 Ayrıca, kurban borcu olup, hayatta iken vasiyet eden kişinin bıraktığı miras yeterli ise mirasçıları tarafından  vasiyetinin  yerine getirilmesi  gerekir.  Tâbiînden  olan Haneş’ten rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir  :   “Ben Ali’yi (  r.a.) iki koçu (  birden) kurban ederken gördüm de kendisine; ‘Bu da nedir?’ diye sordum. ‘Resûlullah ( s.a.s.) (  sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.’ cevabını verdi.” (  Ebû Dâvûd, Edâhî, 2; İbn Hanbel, el-Müsned, II, 420,  423)
 
 Bu rivayette Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber ( s.a.s.)’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer  vasiyeti  yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez.
 
 Buna göre vasiyeti yoksa ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere  bağışta bulunabileceği gibi, kurban da  kesebilir.
 
 Ölenin kendisi için kurban kesilmesine dair vasiyeti yoksa kesen kimse, bu kurban etini fakirlere yedirebileceği gibi, kendisi ve zenginler de yiyebilir.  Ancak ölen kişinin vasiyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. (  Bilmen, İlmihal, s.  395)
 
 Bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber adına kurban kesilebilir  mi?
 
 Dinimizde böyle bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi caiz değildir. Çünkü Allah ve Resûlü’nden nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet gibi telakki etmek ve ona dînîlik vasfı vermek bid’attir. Her bid’at de Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in nitelemesiyle dalalettir (  Müslim, Cumua , 43; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlim, 16).
 
 Hz. Ali’den rivayet edilen “Resûlullah (  s.a.s.) (  sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (  Ebû Dâvûd, Edâhî, 2; İbn Hanbel, el-Müsned, II, 420, 423) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil olamaz. Çünkü Hz. Ali, kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis,  eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet   etmez.
 
 KURBANLIK  HAYVANLA  İLGİLİ KUSURLAR
 
 Kurban  edilecek  hayvanlar  hangi nitelikleri taşımalıdır?
 
 Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, organları tam ve besili olması, hem ibadet açısından, hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya  iki gözü  kör, boynuzlarının  biri veya ikisi kökünden kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memelerinin yarısı kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban  olmaz  (  Ebû  Dâvûd,  Edâhî,  6). Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, memelerinin bir kısmının olmaması, kurban edilmesine mani teşkil etmez (  Kâsânî, Bedâi‘, V, 75-76). Buna göre hayvanın değerini düşürücü nitelikteki kusurlar  kurbana engeldir.
 
 Şâfiî mezhebinde, hayvanın etini, yağını ve sakatatını kusurlu hâle getirecek derecedeki ayıplar kurbanın sıhhatine engel teşkil eder. Genel olarak  yukarıda  sayılan kusurlardan birinin bulunması, bir hayvanın kurban olmasına engel teşkil ettiği gibi, uyuz olan hayvanlar ile yem yemesini engelleyecek derecede dişlerinin bir kısmı dökülmüş olan hayvanların da kurban edilmesi caiz değildir (  Nevevî, el- Mecmû’, VIII, 399-404).
 
 Kulağı kesik  veya delinmiş hayvanlar  kurban olur  mu?
 
 Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, o hayvanda insanlar arasında kusur sayılan ayıplardan birinin bulunmaması gerekir. Hz. Peygamber ( s.a.s.),  kurbanlıkların göz ve kulaklarının sağlam olmasına dikkat edilmesini istemiştir (  Ebû Dâvûd, Edâhî, 6). Buna göre, kulağının yarıdan fazlası kesik olan hayvan, kurban olmaya elverişli değildir. Hayvanın bir kulağının delik veya yırtılmış olması durumunda; eğer delikler ve yırtıklar kulağın yarıdan  fazlasını teşkil ediyorsa, böyle
 
 
 bir hayvan kurban edilemez. Bu ölçüye varmayan kesikler, delikler ve yırtıklar ise hayvanın kurban olmasına engel değildir (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII,  157;  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX,  468-469).
 
 Kesimden önce kusuru tespit edilemeyen bir hayvanın, kurban edildikten sonra hasta olduğunun anlaşılması ve etinin yenilmeyeceğine dair  uzmanlarca karar verilmesi hâlinde,  kurban dinen geçerli  midir?
 
 Bir hayvanın kurban edilebilmesi için, hayvanda  bazı  kusurların bulunmaması gerekir. Satın alınırken kurbana engel bir kusuru olan hayvan kurban olarak kesilemez. Hayvan kusursuz olarak satın alınıp da alıcının elinde iken kurban olmaya engel bir kusurun ortaya çıkması hâlinde, kişi zenginse ayıbı olmayan başka bir hayvan alıp keser. Yoksulsa yeni bir hayvan alıp kesmesine gerek yoktur (  Merğînânî, el-Hidâye, VII, 160; Kâsânî, Bedâiu‘, V, 68; Mehmed Zihni,  Ni‘met-i İslam, s. 880).
 
 Kurbanlık hayvanın hasta olduğu, kesildikten sonra ortaya çıkmış ve sağlık sebebiyle etinin imha edilmesi gerekmiş ise,  bu durumda iki ihtimal söz konusudur  : 
 
 Satıcıya rücu edilip kurban bedelinin geri alınmış olması. Bu durumda, kurban kesme günleri henüz çıkmamış ise, yeni bir kurban alıp kesmek gerekir. Kurban bedeli, kurban kesme günlerinden sonra iade edilmiş ise, bu para fakirlere verilir.
 Kurban bedeli satıcıdan geri alınamamışsa, kişinin yeniden bir kurban kesmesi gerekmez. Ancak imkânları yerinde ise ve henüz kurban kesim günleri geçmemiş ise,  ikinci bir kurban  kesmesi ihtiyata daha uygundur.
 İki yaşını bitirmeyen ancak kapak atmış olan  sığır  cinsi  büyükbaş hayvanların  kurban  edilmeleri caiz midir?
 
 Sığır cinsi büyükbaş hayvanların kurban edilebilmesi için, en az iki kamerî yaşlarını bitirmeleri gerekir (  Ebû Dâvud, Edâhî, 5; İbn Mâce, Edâhî, 7; Mevsıli, el- İhtiyâr,  IV, 258 ).
 
 Buna göre iki yaşını bitirdikleri kesin olarak bilinen sığır cinsi büyükbaş hayvanların dişlerinin kapak atmaması, bu hayvanların kurban olmalarına  engel olmaz.  Yine  dişleri  kapak  attığı  hâlde  henüz iki  kamerî  yaşını  doldurmamış  olan
 
 büyükbaş hayvanlar  da kurban  olarak kesilemezler.
 
 
 Ancak doğumu kesin olarak bilinmeyen sığır cinsi büyükbaş hayvanlar için kapak atma denilen iki ön dişin çıkması, o hayvanın kurban edilebilmesi için bir ölçü olarak  kabul edilebilir.
 
 Kurbanlık  hayvanların  yaşlarında aranacak  olan  asgari sınır nedir?
 
 
 Kurbanlık hayvanların yaş sınırı, Hz. Peygamber’in sünneti ile tespit ve tayin edilmiştir (  Ebû Dâvûd, Edâhî, 5; Nesâî, Dahâyâ, 13; İbn Mace, Edâhî, 7). Buna göre kameri yıl esasına uygun olarak, devede 5; sığır ve mandada 2; koyun ve keçide ise 1 yaşını doldurma şartı aranır. Bunun yanında, 6 ayını tamamlayan koyun, bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması hâlinde kurban edilebilir. Koyunlardaki bu istisna bizzat Hz. Peygamber tarafından  yapılmıştır (  Müslim, Edâhî,   13).
 
 Bunun yanında deve, sığır ve keçinin, koyuna kıyaslanarak besili olması hâlinde söz konusu yaşları doldurmadan kurban olabileceği söylenemez. Nitekim bir yaşına varmamış ama yetişkin olan oğlağını kurban etmek isteyen bir kimseye Hz. Peygamber, “Bu sadece sana mahsustur. Senden sonra başkası için yeterli olmaz.” (  Buhârî,  Edâhî,  8 ) buyurmuştur.
 
 Sığırların iki yaşına gelmeden çok irileşmesi hâlinde  kurban  edilmesi  caiz olur mu?
 
 Kurbanlık hayvanların yaş sınırı, Hz. Peygamber’in sünneti ile tespit ve tayin edilmiştir (  Ebû Dâvûd, Edâhî, 5; Nesâî, Dahâyâ, 13; İbn Mace, Edâhî, 7). Buna göre kameri yıl esasına uygun olarak, devede 5; sığır ve mandada 2; koyun ve keçide ise 1 yaşını doldurma şartı aranır. Bunun yanında, 6 ayını tamamlayan koyun, bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması hâlinde kurban edilebilir. Koyunlardaki bu istisna bizzat Hz. Peygamber (  s.a.s.) tarafından şöyle buyurularak yapılmıştır  : “Yıllanmış (  kurbanlık yaşını tamamlamış) hayvanlardan kurban kesin. Eğer bulmakta zorluk çekerseniz koyundan bir kuzu (  Ceze’a  :   Altı ayını doldurmuş olup gösterişli kuzu) kesin.”  (  Müslim, Edâhî, 13)
 
 Bu istisnanın hadiste ifade edildiği şekilde sadece koyunlara mahsus olduğu konusunda  İslam  âlimlerinin  büyük  çoğunluğu görüş birliği içindedirler.  Evzâî gibi
 
 bazı âlimler ise bu hükmün keçi, sığır ve deve cinsi için de söz konusu olduğunu belirtmiştir (  Nevevî,  Şerhu Müslim,  XIII, 117-118 ).
 
 Günümüzde Evzâî’nin görüşüne uygun olarak bu  hükmün başka hayvanlar için de geçerli olabileceğini savunanlar olsa da bu görüşün kuvvetli bir delili yoktur. Çünkü kurban kesmek bir ibadettir. İbadetlerde ise akıl/ictihad değil, nakil/nass esastır. Hakkında açık delil bulunan meselelerde akıl yürütmek söz konusu değildir (  Kâsânî, Bedâî’, V, 69; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, IX, 465-466). Nitekim bir yaşına varmamış ama yetişkin olan oğlağını kurban etmek isteyen bir kimseye Hz. Peygamber, “Bu sadece sana mahsustur. Senden sonra başkası için yeterli olmaz.” (  Buhârî,  Edâhî,  8 ) buyurmuştur.
 
 Bu itibarla, gelişmiş olmakla birlikte şart koşulan yaşı  doldurmayan hayvanların, koyun örneğine kıyas edilerek kurban edilebileceği şeklindeki bir yaklaşım  isabetli görülmemektedir.
 
 Marketlerin, indirim kartı olanlara bir kurbanın aynı miktardaki hisselerini daha ucuz fiyata satmaları,  kesilen  kurbana zarar  verir mi?
 
 Bir kimsenin mülkiyetindeki bir malın eşit hisselerini, her biri farklı fiyatlar üzerinden olmak üzere satması caizdir. Bu  hüküm,  büyükbaş kurbanlık hayvanlar için de geçerlidir. Bu itibarla söz konusu kuruluşların,  bazı müşterilerine indirimli  bir şekilde aynı büyükbaş hayvanın hisselerini farklı fiyatlarla  satması  kesilen kurbana zarar vermez.
 
 Market    türü    kuruluşların    henüz    mülkiyetinde   olmayan    hayvanların hisselerini satması caiz  midir?
 
 Mal sahibi, ortada olmayan belirli vasıflardaki bir hayvanı taahhüt edip satıyorsa bu durum selem (  para peşin mal veresiye) akdine gireceğinden mezhepler arasında ihtilaf  söz konusudur.
 
 Hanefi mezhebine göre selem akdi ölçü veya tartı ile alınıp satılan mislî mallarda yapılabilir. Hayvanlar ise  kıyemî  mallardan sayıldıkları  için  sonradan teslimi şartıyla (  selem yoluyla) satılmaları caiz değildir. Buna bağlı olarak Hanefilere göre  hissesi satılan  hayvanın  mevcut olması gerekir. Zira mevcut olmayan  hayvanın
 
 satışı caiz değildir. (  Kâsânî, Bedâi‘, V, 209) Bununla birlikte sonraki Hanefiler hayvanlarda  da selemin geçerli olacağını kabul etmişlerdir.
 
 Şafii mezhebine göre ise hayvanın cinsi, sıfatları ve yaşı belirlendiğinde belirsizlik büyük ölçüde giderilmiş  olacağından  selem yoluyla  hayvanların  alım satımı caiz olur. (  Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, IV, 203,  206)
 
 Bu görüşe göre, yukarıda zikredilen şartların sağlanması halinde market türü kuruluşların  henüz mülkiyetinde olmayan  hayvanların  hisselerini satması caiz olur.
 
 Ayrıca bu tür kuruluşların; mülkiyetlerinde olan küçükbaş hayvanları veya büyükbaş hayvanların hisselerini ve bu hisselerin sahiplerini belirlemek şartıyla, kurban  hissesi olarak  satmalarında bir  sakınca yoktur.
 
 Sun’î tohumlama yoluyla üretilen hayvanların  kurban  olarak  kesilmesinde bir sakınca var  mıdır?
 
 Hayvan neslini ıslah etmek ve verimini artırmak amacıyla, bir hayvana kendi cinsi olan başka bir hayvandan sun’î tohumlama yapılmasında dinen bir sakınca olmadığı gibi, bu yolla üretilen bir hayvanın kurban edilmesinde de sakınca yoktur.
 
 Gebe hayvanın kurban edilmesi caiz midir? Kurbanlık hayvanın kurban edilmeden  önce doğurması durumunda ne  yapılmalıdır?
 
 Karnında yavrusu bulunan hayvanların kurban olarak da etlik olarak da kesilmesi uygun değildir. Ancak kesilmesi durumunda da kurban ibadeti yerine gelmiş olur. Kurban edilmek üzere belirlenen gebe bir hayvan kurban edilmeden yavrulayacak olursa iki yol izlenir  :   Ya o yavru da annesiyle  birlikte  kesilir,  fakat  sahibi etini yemez, yoksullara verir. Yerse kıymetini sadaka olarak vermelidir. Ya da kesilmez ve yavrunun kendisi ya da değeri fakirlere sadaka olarak  verilir  (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX,  466-467).
 
 Yavru, anne rahminde iken anne kesilirse, bu yavrunun etinin yenilip yenilmeyeceği konusu fukaha arasında ihtilaflıdır. Bu ceninin ister kılları  çıkmış  olsun ister olmasın, İmam Ebû Hanîfe’ye göre yenilmez, İmam Şâfiî, Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre yaratılışı tamamlanmışsa yenilir  (  Merğînânî, el-Hidâye, VII,  153).
 
 Kurbanlık  hayvanların  gebeliğinin  önlenmesi caiz midir?
 
 Kurbanlık veya etlik olarak beslenen  hayvanların  gebe  kalmalarının önlenmesi, hayvan için kurbanlık olması açısından ayıp sayılmıyorsa ve insanların yararına bir menfaati gerçekleştirmeye yönelik ise, bunda bir sakınca yoktur (  İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX,  557-558 ).
 
 Ancak kurbanlık için hazırlanan hayvanların mevcut gebeliklerinin sonlandırılması fıtrata müdahaledir. Hayvanlara karşı şefkatli davranılması  gibi ilkeler de düşünüldüğünde, mevcut gebeliklerinin sonlandırılması dinen uygun görülemez.
 
 Doğuştan boynuzu olmayan veya boynuzları kırık olan ya da doğumdan sonra boynuzları elektrikle köreltilen  hayvanlar  kurban olarak kesilebilir mi?
 
 Kurbana engel olan ayıplar, hayvanın emsali arasında kıymetini azaltan kusurlardır. Zararsız şekilde ve daha iyi gelişmesi maksadıyla boynuzlarını  özel olarak yapılan ameliyelerle köreltmek, hayvanların kıymetini düşüren ayıplardan değildir.
 
 Bu itibarla, doğuştan boynuzsuz hayvanların kurban olarak kesilmesi caiz olduğu gibi (  Tirmizî, Edâhî, 9; Merğînânî, el-Hidâye, VII, 159), küçükken yapılan müdahale ile boynuzları kesilerek, elektrik veya kimyasal yolla boynuzu yakılarak ya da benzeri işlemlere tabi tutularak boynuzsuzlaştırılan hayvanların kurban olarak kesilmesinde  bir sakınca yoktur.
 
 Kuyruksuz veya kuyruğu kesik  koyunlar kurban edilebilir   mi?
 Doğuştan kuyruksuz olan veya besili olması için küçük yaşta kuyrukları boğulmak suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. Ancak bir kaza ile değerini azaltacak şekilde kuyruğunun tamamı veya  yarısından çoğu kopan hayvanın  kurban edilmesi caiz değildir  ( İbnü’l-Hümâm, Feth, IX,    529).
 
 Kısırlaştırılmış  hayvanlar  kurban  edilebilir mi
 
 Çeşitli amaçlarla kısırlaştırılmış veya hadım hâle getirilmiş hayvanlar kurban olarak kesilebilir (  Kâsânî, Bedâi‘, V, 80). Bu durum kurban açısından herhangi bir eksiklik oluşturmaz.
 
 
 Memeleri kusurlu olan  hayvan  kurban  edilebilir mi
 
 Hayvandan beklenen bir menfaati tümüyle yok eden veya hayvanın güzelliğini ortadan kaldıran kusurlar, onun kurban olmasına engeldir. Buna göre ister doğuştan ister sonradan memelerinin yarısı olmayan hayvan kurban olmaz. Aynı şekilde bir hastalığa dayalı olarak memelerinin yarısının sütü kesilen hayvan da kurban olmaz. Fakat hastalık olmaksızın sütü kesilen hayvanın kurban olmasında bir sakınca yoktur (  el-Fetâva’l-Hindiyye,  V, 368; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IX, 469, 470).
 
 Kurbanlık  hayvanı elektrik  veya narkozla bayıltarak  kesmek  caiz midir?
 
 Dinimiz, insan veya hayvan farkı gözetmeksizin tüm canlılara iyi davranılmasını, öldürülürken bile eziyet vermeden öldürülmesini emretmiştir. Hz. Peygamber (  s.a.s.) şöyle buyurmuştur  :   “Allah ( c.c.), şüphesiz her şeyde ihsanı (  iyi ve yumuşak davranmayı) emretmiştir. Bu itibarla, siz (  kısas veya  had  olarak  bir kimseyi) öldüreceğiniz zaman öldürmeyi güzel (  maktule en kolay biçimde) yapınız, (  hayvan) boğazlayacağınız zaman da boğazlamayı güzel yapınız. Biriniz (  hayvanı boğazlayacağında) bıçağını keskinleştirsin ve boğazladığı hayvanı rahat ettirsin.” (  Müslim, Sayd ve Zebâih, 57; Ebû Dâvûd,  Dahâya   12)
 
 Buna göre kurbana fazla eziyet  vermemek  (  ölüm  acısını  azaltmak) maksadıyla, kesim esnasında hayvanın elektrik şoku, narkoz veya  benzeri bir yöntemle bayıltılarak  kesilmesi  caizdir.  Ancak  hayvanın bayıltıldıktan  sonra ölmeden boğazından kesilmesi gerekir. Hayvan henüz kesilmeden,  şok  etkisiyle ölürse, kurban olmayacağı gibi, eti de yenmez (  DİYK 24. 02. 2010 tarihli karar; bkz. Mecma’u’l-Fıkh, Karârât ve Tevsıyât, 28 Haziran-3 Temmuz 1997 tarihli Karar, s. 314- 318 ). Zira kurbanlık veya etlik hayvanın yenilmesinin caiz olabilmesi için kesim esnasında hayvanın  canlı olması gerekir (  Merğînânî, el-Hidâye,  VII, 133).
 


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Akika kurbanı nedir
 
 Sual  :   Akika kurbanı nedir?
 CEVAP
 Akika, çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için hayvan kesmektir. Akika hayvanı, kurbanlık hayvan gibi olmalıdır.
 
 Sonra da kesilebilir. Her zaman kesilebilir. Kurban bayramında da kesilebilir. Resulullah efendimizin nübüvvetten sonra, kendisi için akika kestiği (  Şir’a)da yazılıdır.
 
 Akika kurbanı akikanın adı olduğu için akika kurbanı denilince kurbanda kesilmesi lazım değildir. Onu da kurban olarak söylenirse o zaman kurbanda kesmek gerekir. Akika kurbanını kurban edeceğim derse kurbanda keser.
 
 Akika, çocukları belalardan, hastalıklardan korur. Kıyamette, anaya, babaya, ayrı bir şefaat ederler. Erkek çocuk için iki, kız çocuk için bir akika hayvanı kesilir. Kesilen akikadan kendisi ve zengin fakir herkes yiyebilir, pişmiş veya çiğ olarak zengin fakir herkese verebilir.
 
 Akikayı kesmeyip bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçmez. Akika bedeli kadar din kitabı tasadduk etmek, akika yerine geçmez.
 
 Şefaat etsin diye ölmüş çocuk için, torun için, hatta yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için hangi mezhepten olursa olsun, herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
 
 Adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban da, ilim neşri ile meşgul bir vakfa kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, zekat, fıtra, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardım, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve afiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Ayrıca farz olan ilim yayma sevabına kavuşulur.
 
 Sual  :   Ölmüş olan çocuk için de akika kesilir mi?
 CEVAP
 Kesilirse iyi olur, şefaat etmesine sebep olur.
 
 Sual  :   Akikayı kesmeyip, bedelini fakire tasadduk etmek, akika yerine geçer mi?
 CEVAP
 Hayır geçmez. Ancak farz olan ilimleri neşreden kurumlara vermek caiz olur. Çünkü akika müstehabdır, ilim neşri ise farzdır. Farz, müstehaba tercih edilir.
 
 Sual  :   Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek için, kesilen akika hayvanı, çocuk baliğ olduktan sonra da kesilebilir mi?
 CEVAP
 Evet, kesilebilir. Hatta şefaat etsin diye ölmüş çocuk için yahut yaşlı kimse, kendisi için de kesebilir. Peygamber efendimiz de, kendisi için akika kesmiştir. Bunun için herkesin akika kesmesi çok iyi olur.
 
 Sual  :   Çocukları belalardan, kazalardan korumak maksadıyla, erkek çocuk için, iki akika hayvanı kesmek gerekiyor. Durumu müsait olmayan kimse, bir tane de kesse mahzuru olur mu?
 CEVAP
 Fakir olan, bir tane de kesebilir. Yahut ikincisini daha sonra da kesebilir. Yani ikisini aynı anda kesmesi şart değildir.
 
 Akika kurbanı
 Sual  :   Akika kesmek isteyen kimse, (  Allah rızası için akika kurbanı keseceğim) dese, kurban kelimesini kullandığı için kurban bayramında mı kesmesi lazımdır?
 CEVAP
 Akika kurbanı, akikanın adı olduğu için, akika kurbanı denilince kurban bayramında kesilmesi gerekmez. Eğer (  Allah rızası için akika hayvanını kurban edeceğim) denirse, o zaman kurban bayramında kesmek gerekir.
 
 ------------
 
 Ölü için kurban kesmek
 
 Sual  :   Ölü için kesilecek kurbanda aranan şartlar nelerdir?
 CEVAP
 Maddeler halinde bildirelim  : 
 1- Sevabını ölüye göndermek için kesilecek kurban da, her kurban gibi, yalnız Allah rızası için kesilir. Kesilen kurbanın sevabı, ölüye ve ölülere gönderilebilir. Farz olsun, nafile olsun, herhangi bir ibadeti yaparken veya yaptıktan sonra, sevabı, ölü, diri herkese hediye edilebilir. Namaz, oruç, hac, umre, sadaka, Kur'an-ı kerim okumak, evliyanın kabrini ziyaret, kurban, zikir gibi ibadetlerin sevabları başkasına hediye edilebilir. Hediye edenin kendi sevabından hiç azalma olmadan, bütün müminlere de sevabı erişir. Yani sevab, hediye edilen kimselere, taksim edilmeden, her birine bütünü kadar erişir.
 
 2- Bir kurban kesip, sevabını ölü diri bütün Müslümanlara göndersek, hiç eksilmeden herkese birer kurban sevabı gider. Bu Allahü teâlânın bizlere bir lütfudur. Onun için, kazandığımız sevabları ölü diri bütün Müslümanlara bağışlamalıyız.
 
 3- Resulullah efendimiz için de kurban kesmek, müstehabdır ve çok sevabdır. Resulullah efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti için idi. Kestiği iki kurban için, (  Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, Veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63’ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali'ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. Peygamber efendimiz için kurban keserken, (  Allah rızası için kurban kesmeye ve sevabını Resulullah efendimize hediye etmeye) diye niyet edilir.
 
 4- Bir kimse, biri adak, biri akika, biri vacib olan bayram kurbanı, biri nafile, biri ölü için, biri de Peygamber efendimiz için kurban kesmek istese, bir inek alıp kesebilir.
 
 5- Kurban kesemeyen Müslüman, ölürken, bıraktığı maldan kendi için kurban kesilmesini vârisine vasiyet ederse, vasiyet edilen kurban, bayram günleri kesilir. Bunun etinden, kesen kimse, fakir olsa da yiyemez. Etinin hepsini fakirlere vermesi gerekir.
 
 6- Vasiyet etmemiş ölü için, vârisi veya başkaları, her zaman kendi malından hayvan kesip sevabını ölüye hediye edebilir. Sevabı, kesenin olur. Bunların etinden, kesen de yiyebilir.
 
 7- Sevabı ölüye gönderilecek olan hayvan, her zaman kesilir.
 
 Kurban demek, bayramın ilk üç gününde zengin için vacib, fakir için ise nafile olarak kesilen koyun, keçi, sığır veya deve demektir. Kurban adayan kimse, bayramın ilk üç günü içinde keser. Bundan sonraya kalırsa, mevcut ise, diri olarak sadaka verir. Adak kurbanı, bayramın ilk üç gününde kesilmesi lazımdır. Bu günler gelmeden önce kesilirse, kurban olmaz ve adak yerine getirilmiş olmaz. Adak kurbanı, belli üç günde kesilemedi ise, altın, gümüş olarak değeri veya diri olarak kendisi fakirlere verilir.
 
 Belli üç günden sonra kesilip de, eti fakirlere dağıtılırsa, etin değeri, diri kurban değerinden az olmamalıdır. Az olursa, aradaki fark kadar para da dağıtılır. Kurban denmeden adanırsa, mesela bir koyun keseceğim denirse, gün ve yer belli etse de, kurban bayramı günleri dâhil, istediği zaman ve istediği yerde kesebilir.
 
 Ölü için kurban kesmek
 Sual  :   (  Ömründe hiç kurban kesmeyen kimse, ölmüş yakınları için kurban kesemez) diyorlar. Böyle bir şey var mıdır?
 CEVAP
 Öyle bir şey yoktur. Kendine vacib değilse kendi için elbette kesmez, keserse nâfile sevabı alır. Ölmüş yakınları için de keser.
 
 --------------
 
 Peygamber efendimiz için kurban kesmek
 
 Sual  :   Resulullah için kurban keserken nasıl niyet etmeli, nelere dikkat etmelidir?
 CEVAP
 (  Sevabı Peygamber efendimizin mübarek ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denir. (  Bedâyî) Diğer ölülerimiz için de böyle niyet edilebilir. Mesela, ölmüş baba için hayvan keserken, (  Sevabı babamın ruhuna olmak üzere, Allah rızası için kurban kesmeye niyet ettim) denebilir.
 
 Resulullah efendimiz için kurban kesmek müstehabdır ve çok sevabdır. Peygamber efendimiz iki kurban keserdi. Biri kendisi için, biri de ümmeti içindi. Kestiği iki kurban için, (  Biri kendim ve evlatlarım için, biri de kurban kesemeyen ümmetim için) buyururdu. Resulullah efendimiz, veda haccına giderken yüz kurbanlık deve götürdü. 63’ünü kendi kesti. Sonra bıçağı Hazret-i Ali’ye verdi. Geri kalanı o kesti. Böylece 63 yıl yaşayacağına işaret etmiş oldu. (  Cevhere, Rûh-ul-beyân)
 
 Her ibadetin sevabı, Resulullah efendimizin mübarek ruhuna da gönderilebilir. İbni Ömer hazretleri, Peygamber efendimiz için umre yapmıştır. İbn-is Serrac, Resulullah efendimiz için onbin hatim okumuş, mübarek ruhu için kurban kesmişti.
 
 Şu halde, her mümin yaptığı ibadetlerin sevaplarını, başta Resulullah efendimiz olmak üzere, ana-babasına ve bütün Müslümanlara hediye etmelidir! Sevabı hepsine de gider. Kendi sevabından da bir şey eksilmez. Bu Allahü teâlânın bizlere bir lütfudur.
 
 Sual  :   (  Peygamberimize nafile kurban keseceğiz) diye iyi niyetle, herkesten 5–10 lira toplayanlar oluyor. 50–100 kişinin bir koyunu kurban etmesi caiz midir?
 CEVAP
 Hayır, caiz değildir.
 
 Peygamberimize kurban kesmek ifadesi de uygun değil. Evliyaya, peygambere veya başkalarına kurban kesilmez. Kurban kesip sevabı onlara bağışlanır.
 
 Sevabı Peygamberimize olmak üzere veya başka nafile niyetiyle de olsa, bir koyunu ancak bir kişi kesebilir. Sığırı ise, en fazla yedi kişi kesebilir. Nafile kurban olarak da, bir koyunu iki ve daha çok kişi, sığırı ise sekiz veya daha çok kişi kesemez.
 
 Kurban, koyun, keçi, sığır, deveden birini, kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyetiyle kesmek demektir. Bir sığır veya deve, yedi kişiye kadar ortak olarak da kesilebilir. Hiçbirinin hissesi yedide birden az olamaz. Sekiz kişinin yedi sığırı ve iki kişinin iki koyunu satın alıp ortak olarak kesmeleri caiz olmaz; çünkü her birinin her hayvanda hissesi vardır.
 
 Ayrıca faiz olmaması için, etini tartarak, eşit ağırlıkta paylaşmak gerekir. (  S. Ebediyye)
 
 Dinde böyle bid’atler çıkarmamalı. Müslüman dinin emrine uyar. Benim niyetim iyidir demek insanı kurtarmaz. Hadis-i şerifte, (  Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyruluyor. Yani iyi niyetle dine aykırı iş yapan kimse, cehenneme gider demektir. Mesela, gayrimüslim kadınları, Müslüman etmek gibi iyi bir niyetle onlarla zina eden veya düşmana karşı kuvvetlenmek gibi iyi bir niyetle şarap içen kimse, haram işlemiş olur, iyi niyeti onu asla kurtarmaz. (  Ameller niyete göre iyi veya kötü olur) hadis-i şerifi, mubahlar içindir, haramlar için değildir. Çok kimse, bu hadis-i şerifi yanlış anlayarak, (  Niyet önemli, benim niyetim iyi) diyerek işledikleri bid’at ve haramları normal göstermeye çalışıyorlar. İyi niyetle haram, helal hale gelmez.
 
 ---------------
 
 Kurban ve Hayır kurumları
 
 Sual  :   Vacib, akika ve adak kurbanlarını hayır kurumlarına nasıl kestirebiliriz?
 CEVAP
 Vacib olan kurban, adak, akika veya ölüler için kesilecek kurban, işin dînî yönünü de iyi bilen ve ilim neşriyle meşgul bir vakfa, vekâlet yoluyla kestirilebilir. Böylece ilim neşrine katkımız olduğu için farz sevabı da alırız. İlim tahsili yapılan yerlere, dine uygun şekilde zekât, fitre, adak, akika veya sadaka şeklinde yapılan yardımlar, insanı kazalardan, belalardan korur. Dünyada, sıhhat ve âfiyet içinde bir ömür sürmeye sebep olur. Bir hadis-i şerif  : 
 (  Hastalarınızı sadakayla tedavi edin! Bela sadakayı geçemez.) [Taberanî]
 
 Vakıf yetkilisine dine uygun vekalet verilmeli ve her hayvanın, kimin adına kesildiği belli olmalıdır.
 
 İhlas Vakfı, bu işi senelerdir dine uygun olarak yapmaktadır. İhlas Vakfı, öğrenci yurtlarında, binlerce üniversiteli fakir öğrenciyi ve Türk dünyasından gelen muhtaç öğrencileri barındırmaktadır. Onların birçok ihtiyacı, hayırseverlerin yardımlarıyla sağlanmaktadır. Birçok önemli eseri çeşitli dillere tercüme ettirerek, yurt içinde ve yurt dışında dağıtmakta, böylece dinimizin, ülkemizin ve milletimizin tanınmasına vesile olmaktadır. Ayrıca, Türk dünyasından ve yurt içinden gelen fakir öğrencilere her türlü yardımı yapmaktadır. Fakir ve muhtaç Müslüman ülkelere de yardım etmektedir.
 
 Yurtlarda üç öğün yemek çıkmakta, İhlâs Vakfı öğrencilere sevgi ve şefkat kucağını açmaktadır. Bu öğrenci yurtlarının bir yıllık et ihtiyacı, hayırseverlerin verdikleri kurban vekâletleriyle karşılanmaktadır. Vakfa verilen kurban vekâletleriyle, hayırseverler adına kurbanlıklar satın alınmakta ve dinimize uygun olarak kesilen kurbanlar, soğuk hava depolarında muhafaza edilmektedir. Yıl boyu, bu etler yurtların yemek ve et ihtiyacında kullanılmaktadır.
 
 İhlas Vakfı, eğitime ve devletimize verdiği destekle, en iyi şekilde kamu hizmeti yapmaktadır. İhlas Vakfı’na kurban veya zekât vekâleti veren, İhlas Vakfı’nın hizmetlerine iştirak etmiş olur. Telefonla veya internet üzerinden de kurban vekâleti verilebilir. Kurban bedelleri, banka hesap numaraları, (  0212) 451 49 00 numaralı telefondan veya Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın adresinden öğrenilebilir. Bu siteden vekalet verilip, havale veya kredi kartıyla da ödeme yapılabilir.
 
 Sual  :   Kurbanını, hayır kurumuna hediye etmek isteyen kimse nasıl vekalet verir?
 CEVAP
 Kurbanını, bir hayır kurumuna hediye etmek isteyen kimse, kurban parasını, bu işle vazifeli kimseye teslim ederken, Allah rızası için bayram kurbanımı almaya aldırmaya, kesmeye ve dilediğine kestirmeye ve etini ve derisini dilediğine vermeye seni umumi vekil ettim demelidir. Vekalet, mektupla, faksla, e-maille veya telefonla da verilir. Kurban parası, önceden verilebildiği gibi, daha sonra da gönderilebilir. Vazifeli kimse, satın aldığı kurbana bir numara bağlar. Bu numarayı ve kurban sahibinin ismini deftere yazar. Kesilirken sahiplerinin ismini söyleyerek kasapları vekil eder. Ancak böyle kesilen kurbanlar sahih olur.
 
 Sual  :   Kurbanlık hayvanı bir hayır kurumuna diri olarak verince kurban olmaz mı?
 CEVAP
 Kurbanlık hayvanları, fakirlere veya hayır kurumlarına diri olarak sadaka vermek kurban olmaz. Kesmek vacibdir. Kurbanı satın alması, kesmesi, etini dağıtması ve bunları dilediğine de yaptırması için birini vekil etmek caizdir. Diri hayvanı da kestirmek için birini vekil etmek caizdir. Sahibinin, kurbanı kesilirken, başında durması şart değildir.
 
 Sual  :   Diri kurbanı veya parasını sadaka vermek caiz midir?
 CEVAP
 Değildir. Sadaka ederse, üçüncü günün akşamına kadar, ikincisini keser. Satın aldığı bayram kurbanını üçüncü günün akşamına kadar kesemeyen kimse, canlı olarak kendini veya kıymetini [gümüş veya altın olarak] fakirlere verir. Bayramdan sonra keser ise, etinden kendi yiyemez. Hepsini fakirlere dağıtır. Etinin kıymeti canlı kıymetinden az ise, değer farkını da sadaka verir. Satın almamış ise, orta derece bir kurban değerini fakirlere verir. Böylece, cezadan kurtulur ise de, kurban kesmek sevabını kazanamaz.
 
 Fakire zekat verilir, sadaka verilir ancak kurban bedeli verilmez. Kurban hayvanını alıp da vermek yine olmaz. Vacib olan kimsenin kendisinin kesmesi gerekir.
 
 Sual  :   Kurban derisi hayır kurumuna verilir mi?
 CEVAP
 Hayır kurumları değişiktir, gerçekten hayır kurumu ise caizdir.
 
 Sual  :   Bir hayır kurumu, "Kurumumuzun bankadaki hesabına şu kadar para yatırana kurban kesilir" diyor. Kurumun bankadaki hesabına bir kurban parası yatırmakla, dinimize uygun şekilde kurban kesilmiş olur mu?
 CEVAP
 Bankaya para yatıran şahıs sayısı kadar kurbanı kesip, (  Her kurban birine olur) demek ve kesilen hayvanların her biri, para yatıranlardan birinin olsun demek çok yanlıştır. Çünkü kurbanda niyet önemlidir. Ya kurbanı satın alırken veya kesecek olana vekalet verirken niyet şarttır. Niyetsiz kesilen hayvanlar, kurban değil, et olur. (  Redd-ül Muhtar)
 
 
 -------------


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Adak, kurbana dahil edilir
 
 Sual  :   Diyanet İşleri Başkanlığı, İstanbul eski müftülerinden Merhum Ali Fikri Yavuz, Erzincan eski vaizlerinden Ali Küçüker, emekli müftülerden Mehmet Emre ve Prof. M. Cevat Akşit, bayramda kesilen kurbana, adak kurbanı da ilave edilebilir derken, merhum M. Esad Dilaveroğlu ilave edilemez diyor. Hangisi doğrudur?
 CEVAP
 Bir sığırı yedi kişiye kadar kimse ortak olarak kesebilir. Bunlara adak kurbanı da ortak edilebilir. Dilaveroğlu, İbni Âbidin’i yanlış anlamış. Çünkü Dürr-ül-muhtar’da deniyor ki  : 
 Büyük baş hayvana ortak olan yedi kişiden biri Hristiyan olsa veya bir müslüman sırf et için ortak olsa, onlardan hiç birinin kurbanı olmaz. Çünkü kan akıtmak parçalanmaz. (  Hidaye)
 
 Bunu şerh eden İbni Âbidin hazretleri diyor ki  : 
 Kan akıtmak parçalanmaz sözünün illeti [sebebi, hikmeti] şudur  : Kurbanın bazısında kurbet kast edilmemiştir. Yani Allah rızası için, sevap kazanmak için kesilmemiştir.
 
 Demek ki bir kimse, sırf eti için kurban kesse, sevap beklemediği için o hayvan kurban olmaz. Ama, akikada, şükür kurbanında, adakta kurbet vardır. Yani Allah rızası için kesilmektedir. Kurbet olan adak hayvanını Hristiyan ortağın kestiği hayvana veya sırf et için kesilen hayvana, yahut geçen yıl kesilemeyip tasadduk edilmesi gereken hayvana benzetmek çok yanlıştır.
 
 Geçen sene kesilmesi gereken kurban kesilmemişse, artık bu sene kesilmez. Bunu sahibi kesip yiyemez. Bedelini bir fakire verir. Bir kimse kurban adasa, kurban bayramı gelince kesmese, artık bunu kesemez, bedelini fakirlere verir. Bir kimse, (  Ben ölünce, benim için kurban kesin) dese, bunun da etini sahibi yiyemez, fakirlere vermesi gerekir. Bir de kurbanlığın karnından çıkan yavru yenmez, fakirlere verilir. Bir kavle göre de, fakirin kestiği kurban adak hükmüne gireceği için sahibi bu etten yiyemez. Sahih olan başka bir kavle göre etinden yemesi caizdir.
 
 Bu konuda yine İbni Âbidin hazretleri diyor ki  : 
 (  Önce nezredilip, bayram günleri geçtikten sonra, tasadduk edilmesi vacib olan kurbanın eti ile, ölen kimsenin vasiyetiyle kesilen kurbanın etini sahibi yiyemez. Biz bunu Bezzaziyye’den naklen zikrettik. Bir de kurban almakla fakirin üzerine vacib olan kurbanın etidir. Ki bu da geçen iki kavilden birine göredir. Bir de kurbanlığın doğurduğu yavru. Bunu da Haniye'den naklen zikrettik. Bir de ortaklardan bazısının kendi hissesiyle geçmiş yılın kurbanını kaza etmeye niyetlendikleri yedi kişi arasında ortaklı hayvanın eti. Bunu da Haniye'den naklen zikrettik. İşte saydığımız bu kurbanların hepsinin etlerinin sarf yeri fakire tasadduktur. Bu yazıyı ganimet bil.) [Redd-ül Muhtar]
 
 İbni Âbidin’de görüldüğü gibi, adak hayvanı, bayram kurbanı olarak kesilen yedi kişilik sığıra ortak edilemez diye bir ifade yoktur. Dilaveroğlu’nun, (  adak etinden sahibi yiyemez) ifadesini yanlış yorumlayıp, (  ortak olarak yedi kişilik kurbana, adak hayvanı dahil edilemez) demesi yanlıştır.
 
 Nitekim Ebu Bekir Kaşani diyor ki  : 
 (  Ortaklar bayram kurbanı veya diğer kurbanlarla kurbeti [Allah’a yaklaşmayı, yani sevabını] murat ederlerse onlara bu kurban sahih olur. Kurbanın vacib, nafile veya bazısına vacib bazılarına vacib olmaması fark etmez. Aynı şekilde ortakların bazıları vacib olan kurbanına, bazıları ceza kurbanına, bazıları kefaret kurbanına, bazıları nafile, bazıları Hacc-ı temettü ve Hacc-ı kıran kurbanına niyet suretiyle kurbet yönlerinin aynı veya farklı olması fark etmez.) [Bedayı-us-sanayi fi-tertibiş-şerayı]
 
 ------------
 
 Ruhsatlardan faydalanmalı
 
 Sual  :   Ruhsat adı altında, Müslümanlara her kolaylığı söylemek doğru mudur? Mesela “Fakirin kurban kesmesi adak olmaz” diyerek fakirin kestiği nafile kurbandan yedirmek, “Büyük baş hayvana ortak olarak girebilir” demek uygun olur mu? Ruhsatlardan faydalanmayı teşvik etmek caiz midir?
 CEVAP
 Dinimizde, bir hususta iki kavil varsa, gerektiğinde kolay olanını tercih etmek de dinin emrine uymak olur. İmam-ı Şarani hazretleri ( İhtiyaç halinde ruhsatla amel etmeli) buyurdu. İmam-ı Rabbani hazretleri de, (  Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalı! Allahü teâlâ, insanlara güç gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratıldı) buyuruyor.
 
 Bir âyet-i kerime meali şöyledir  : 
 (  Allah, size kolaylık diler zorluk dilemez.) [Bekara 185]
 
 Resulullah efendimiz, kendisi çok sıkıntı çekmesine rağmen ruhsatla amel etmeyi emredip buyururdu ki  : 
 (  Allah’ın rahmetinden ümit kestirip dinden nefret ettirene lanet olsun!) [Nesai]
 
 (  [Dinin hudutları içinde] Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, sevdirin, nefret ettirmeyin!) [Buhari]
 
 (  Allahü teâlâ, emrettiği şeyleri yapmanızı sevdiği gibi, ruhsat, izin verdiği şeyleri yapmanızı da sever.) [Beyheki]
 
 (  Allahü teâlânın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan faydalanın!) [Buhari]
 
 (  Ruhsatlardan faydalanmayan, Arafat dağı kadar günah işlemiş olur.) [Taberani]
 
 Şimdi iki ayrı kavillerden bazılarını bildirelim  : 
 1- Fakir, kurban bayramında kurban keserse adak olur, etinden yiyemez. Başka bir kavilde ise, fakir, kurban bayramında kurban keserse, kestiği hayvan nafile olur, etinden yer. Şimdi bu fakire, (  Sen onun etinden yiyemezsin, keseceğin adak olacağı için büyük baş hayvana da ortak olamazsın diye ısrar etmek, öteki kavli hiçe saymak olur, zorluk çıkarmak olur.
 
 2- Kurban kesmede iki kavil vardır. Evin, dükkanın, atölyenin, kamyonun bir yıllık kirası, ne kadar çok olursa olsun, bir yıllık ev ihtiyacını veya aylık geliri ve aldığı maaş ve ücret, aylık ihtiyacını ve borçlarını karşılamayan kimse, İmam-ı a’zamla imam-ı Ebu Yusuf’a göre zengin sayılır. Kurban kesmesi gerekir. Ama imam-ı Muhammede göre fakirdir, kurban kesmesi gerekmez. İkinci kavli tercih ederek kurban kesmeyen günaha girmez. (  İbni Abidin)
 
 3- İmam-ı a’zama göre, karı koca birbirine zekat veremez. İmameyne göre ise, fakir kocaya, hanımı zekat verebilir. İlla öteki kavli ileri sürmek uygun olmaz.
 
 4- Oyuncak bebek ve oyuncak hayvanlar, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. İmam-ı Ebu Yusuf’a göre caizdir. Bu kavilden istifade ederek oyuncak bebek ve hayvan alıp satmak, oynamak caiz olur. İlla öteki âlimlere uymayı istemekte diretmek doğru değildir.
 
 5- Kolonya, parfüm, tentürdiyot gibi alkol karışımları necistir. Başka bir kavilde ise affedilmiştir, yani necis değildir. Yarasına tentürdiyot sürüp namaz kılana namazın sahih değil demek yanlış olur.
 
 6- İdrar veya yel kaçıran yani gelen yeli tutamayan, yahut bir akıntısı olan da Maliki’yi taklit ederse, özrü abdestini bozmaz.
 
 Bunun gibi, kendi mezhebine göre caiz olmayan, fakat başka bir mezhepte caiz olan şeyi, ihtiyaç halinde taklit caiz olur.
 
 7- Süt kardeş ile evlenmek haramdır. Evlendiği kızın yıllar sonra süt kardeş olduğu meydana çıksa, fakat bir iki kere emdiği tespit edilse, Şafii mezhebi taklit edilerek evliliklerine devam edebilirler. İlla ayrılmaları gerekir diye inat etmek doğru olmaz.
 
 Nikahta ve talakta da aynı durumlar çok görülüyor. Şafii bir genç, bir kızı alıp kaçırıyor, babası vermiyor. Hanefi mezhebini taklit ederek evlenmeleri caiz olur. Bilahare, çocukları olduktan sonra, oğlan bu kızı boşasa, sonra pişman olsa, Şafii mezhebi taklit edilerek evlenebilirler.
 
 Böyle ruhsatlara karşı çıkmak, taassuptan başka şey değildir.
 
 
 --------------
 
 Kurban, kurbanda kesilir
 
 Sual  :   Adak denilince her zaman kesilebiliyor da, kurban denilince niye bayramdan başka günde kesilmiyor? Bu koyunu Şaban ayında keseceğim diyenin Şaban ayında mı kesmesi gerekir?
 CEVAP
 Hayır, Şaban ayında kesmesi gerekmez; ama kurban denilirse kurban bayramında kesmesi gerekir. Çünkü İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki  :
 Kurban, dinimizin bildirdiği özel bir vakitte kesilen hayvanın adıdır, onda vakti kaldırmak söz konusu olmaz. O hâlde (  Şu hayvanı kurban edeceğim) diye adadığı takdirde, onu o vakitte, yani bayram günü kesmesi gerekir. Yoksa adağını yerine getirmiş olmaz; çünkü kurban kesim günleri geçtikten sonra, artık ona kurban denilemez. Kurban vakti çıktıktan sonra onu canlı olarak bir fakire tasadduk eder; ama bunun aksine, falan vakitte [mesela Şaban ayında] bir koyun kesilmesini adasa, vakti zikretmesi geçersizdir. İstediği ayda kesebilir.
 
 Bundan dolayı Hanefi âlimleri, adakta yer ve zamanın tayinini geçersiz saymışlardır. [Mesela Cuma günü Sultanahmet’teki bir fakire bir altın sadaka vereceğim dese, başka gün başka yerdeki fakire bir altın verebilir.] Ama kurban bunun aksinedir; çünkü vakit, kurbanın mefhumundan bir parçadır. O zaman kurbanda vakte itibar etmek gerekir.]
 
 Biri bir hedy kurbanı adasa, durum farklı olur. Hedy, Harem-i şerifte kesilmek üzere gönderilen kurbanın ismidir. Kurban ise, bayram günlerinde kesilen hayvanın ismidir. Eğer hedy Harem-i şerifte kesilmezse hedy ismi; kurban, bayram günlerinde kesilmezse, kesilen o hayvanda kurban ismi bulunmamış olur; çünkü fakihler demiştir ki, bu kimsenin bu adaktan kurtulması için onu ancak haremde kesmesi ve tasadduk etmesi gerekir.
 
 Eğer bir kimse Mekke’nin fakirlerine verilmek üzere bir miktar para adamış olsa, o kimse Mekke fakirlerinden başkasına da onu tasadduk edebilir. Hedy, kurbanı Mekke’ye hediye edilen, orada kesilip tasadduk edilen hayvana denilir. O zaman yer, bunun mefhumunun bir parçası olmuş olur. Zamanın kurbanın bir parçası olması gibi. Hedy olarak adadığı bir hayvanı Mekke dışında kesip tasadduk etse, adadığını yerine getirmiş olmaz.
 
 Mekke’de para sadaka vermeyi adamak bunun aksinedir; çünkü yer, para mefhumunun bir parçası değildir. İster Mekke'de tasadduk etsin, ister başka yerde. Hedy bunun aksinedir. Harem-i şerifte kesilmesi gerekir. Kurban denilince de hayvanı kurban kesmek gerekir. (  Redd-ül-muhtar)
 
 Geçen yılın kurbanı
 Sual  :   Bir ineğe ortak olan yedi kişinin bir kısmı o yılın kurbanına, bir kısmı da geçen yılın kesmediği kurbanına niyet etse, kestikleri kurban sahih olur mu? Bir kısmının geçen yıla ait kestikleri bilinmezse ne olur, bilinirse ne olur? Adak hayvanı yedi kişilik kurbana dahil edilebilir mi?
 CEVAP
 İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki  : 
 Biri aynı yılın kurbanını, diğerleri ise, geçmiş yılların kurbanını murat etseler, aynı yılın kurbanını irade edenin kurbanı caiz, diğerlerininki bâtıldır. Çünkü diğer ortaklarınki nafile olur. Bu kurbanın etinin tamamını tasadduk etmeleri gerekir. Çünkü onun hissesi de hayvanın etine dahildir. Haniye'de de böyle bildirilmiştir. ( Redd-ül muhtar)
 
 Yukarıdaki durum, geçmiş yılların kurbanı olduğu bilindiğine göre böyledir. Bilinmezse, geçen yılın kurbanına niyet edenler, öğrendikleri zaman tevbe ederler. Geçmiş yıllarda kesmedikleri kurbanlarının bedelini bir veya birkaç fakire altın olarak verirler.
 
 Adak hayvanı yedi kişilik kurbana ortak edilebilir.
 
 ------------


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Bayram günleri
 
 Bayram günlerinin de fazileti büyüktür. Kurban bayramının 1.2.3. günlerinden sonraki gecelere Kurban bayramı geceleri denir. Ramazan-ı şerifin son günü ile bayramın ilk günü arasındaki geceye de Ramazan bayramı gecesi denir.
 
 Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki  : 
 (  Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.) [İbni Mace, Taberani]
 
 (  Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, tevbe reddolmaz. Ramazan ve Kurban Bayramı'nın birinci geceleri, Berat Gecesi ve Arefe Gecesi.) [İsfehanî]
 
 (  Şu beş gecede yapılan dua geri çevrilmez. Regaib gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.) [İbni Asakir]
 
 Bayramda erken kalkmak, gusletmek, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek, yeni ve temiz elbise giymek, sevindiğini belli etmek, yüzük takmak, karşılaştığı müminlere güler yüzle selam vermek, fakirlere çok sadaka vermek, İslamiyet’e doğru olarak hizmet edenlere yardım etmek, dargınları barıştırmak, akrabayı, din kardeşlerini ziyaret etmek, onlara hediye götürmek sünnettir. Bayram gecelerini ihya eden, büyük saadete kavuşur. Kurban Bayramı geceleri, bayramın 1., 2. ve 3. gününden sonraki gecelerdir. İki hadis-i şerif  : 
 (  Bayram gecelerini ihya edenin kalbi, kalblerin öldüğü günde ölmez.) [Taberanî]
 
 Ramazan bayramında bayram namazından önce tatlı yemek, hurma yemek, hurmayı 1, 3, 5 gibi tek adet yemek, teke riayet etmek, sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki  : 
 (  Allahü teâlâ tektir, teke riayet edeni sever.) [Buhari]
 
 Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin tef çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullahın evinde böyle şey yapılmasının uygun olmayacağını bildirerek, onların susmalarını söyledi. Düğünlerde ve bayramlarda, kadınların def çalmaları caiz olduğu için, Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebu Bekir’e, (  Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (  Buhari)
 
 Dargın olanların, bayramı beklemeyip, hemen barışması gerekir. Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven, insanların kusurlarına bakmaz, hoşgörülü olur. İyi insan, [mümin], herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusuru için kimseye darılmamak gerekir.
 
 Dargınlık olsa bile üç günden fazla sürmemeli. Şayet bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barışmalı. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki  : 
 (  Birbirinizle münasebeti kesmeyin! Birbirinize arka çevirmeyin! Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin! Birbirinizi kıskanmayın! Ey Allah’ın kulları kardeş olun! Bir Müslümanın diğer kardeşine darılarak üç günden çok uzaklaşması helâl değildir.) [Buhari]
 
 (  Müslümana üç günden fazla dargın duran Cehenneme gider.) [Nesai]
 
 (  Birbirine dargın iki kişiden, hangisi önce selam verirse, günahları affolur. Verilen selamı öteki almazsa, melekler alır. Selam almayana da şeytan, sevinçle iltifatta bulunur.) [İbni Ebi Şeybe]
 
 (  Müminin kardeşine üç günden çok dargın durması caiz değildir. Üç gün sonra, ona selam verip hatırını sormalıdır. Onun selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur.) [Ebu Davud]
 
 (  Din kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günaha girer.) [Beyheki]
 
 (  Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allahü teâlâya arz olunur. Allahü teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten, birbirine kin tutan iki kişi istifade edemez. Allahü teâlâ, “O iki kişi barışıncaya kadar amellerini bana getirmeyin” buyurur.) [İ. Malik]
 
 (  İki kişi, birbirine dargın olarak ölürse, Cehennemi görmeden Cennete giremez. Cennete girseler de birbiriyle karşılaşamazlar.) [İbni Hibban]
 
 Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük sevab ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki  : 
 (  Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca Allahü teâlâ meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak, kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.) [Beyheki]
 
 Peygamber efendimiz, (  Ramazan ayının son günü Allahü teâlâ, oruç tutanları affeder) buyurunca, Eshab-ı kiram, (  Ya Resulallah, o gün Kadir gecesi mi?) diye sual etti. Onlara, (  Bilmez misiniz ki, iş yapana, işi bitirince ücreti verilir) buyurdu. (  Beyheki)
 
 Bunları bilen Müslüman nasıl sevinmez ve bayram etmez? Bayram günleri sevinmek, neşelenmek gerekir. Hazret-i Ebu Bekir, kızı Âişe validemizin evine gidince, iki cariyenin def çalıp oynadığını gördü. Ensar-ı kiramın kahramanlıklarını övüyor, destan söylüyorlardı. Hazret-i Ebu Bekir, ( Resulullah’ın evinde böyle şey yapılmaz, susun) dedi. Düğünlerde ve bayramlarda, kadınların def çalmaları caiz olduğu için, Peygamber efendimiz hazret-i Ebu Bekir’e, (  Onlara mani olma! Her kavmin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır. Bayram, sevinç günleridir) buyurdu. (  Buhari)
 
 Hazret-i Ali, (  Bugün, orucu kabul edilenlerin ve günahları affedilenlerin bayramıdır) buyurdu. Hadis-i şerifte de, (  Ramazan ayında, içkiye devam eden, ana babasına âsi olan ve sıla-i rahmi terk eden hariç, herkesin günahları affolur) buyuruldu. (  Gunye)
 
 Eğer bunlar tevbe ederse, Allahü teâlâ günahlarını affeder. Ramazandaki sevablar bilinseydi, (  Her gün ramazan olsa) denirdi. Hadis-i şerifte, ( Ramazan ayındaki özel sevablar bilinmiş olsaydı, bütün yılın ramazan olması istenirdi) buyuruldu. (  Ebu Nasr)
 
 Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara… Bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır!
 
 Bayram geceleri
 Sual  :   S. Ebediyye’deki, “Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle namazı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zamandır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir” ifadesi hangi kitaptan alınmıştır?
 CEVAP
 Dürr-ül muhtar kitabının itikâf bahsinde şöyle deniyor  : 
 Bil ki, geceler günlere tâbidir. Bundan, yalnız Arefe gecesiyle Kurban bayramı geceleri müstesnadır. İnsanlara kolaylık olmak için, bu geceler, geçen gündüzlerine tâbidir. Velvalciyye'nin kurban bahsinde de beyan edilmiştir.
 
 Bayramda yiyip içmek
 Sual  :   Mektubat’ta, (  Bayramda yiyip içmek, yıllarca nafile oruçtan daha sevabdır) buyuruluyor. Yiyip içmek niye sevab oluyor ki?
 CEVAP
 Burada sevab olan, yiyip içmek değil, oruç tutmayarak Allahü tealanın emrine uymaktır. Bayram günü oruç tutmak haram olduğu için, oruç tutmamanın, yani dinin emrine uymanın, nafile oruçtan daha kıymetli olduğu bildiriliyor.
 
 Bayram ziyaretleri
 Sual  :   Bayram ziyaretlerinde neye dikkat edelim, önce kimleri ziyaret edelim?
 CEVAP
 Fâsık olan, günah işlememize sebep olacak akrabayı ziyaret lazım değildir. Fakat salih olan akrabayı ziyaret gerekir. Salih arkadaşları ziyaret de çok sevaptır. Ziyaret, yalnız Allah rızası için olmalıdır.
 
 Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki  : 
 (  Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki  : 
 - Böyle nereye gidiyorsun?
 - Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.
 - Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?
 - Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.
 - Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiçbir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.) [Hakim]
 
 (  Hiç bir kul yoktur ki, din kardeşini Allah için ziyaret etsin de, bir melek, "Ne iyi ettin, Cennet sana helal olsun" demesin. Allahü teâlâ da buyurur ki  :   "Kulum beni ziyarete geldi. Bana da onu ağırlamak düşer".) [Ebu Ya’la]
 
 Hikmet ehli diyor ki  : 
 (  Ziyareti terk etme, seni unuturlar. Pek sık da gitme senden bıkarlar.)
 
 Allah rızası için müslümanı ziyaret etmek çok sevaptır. Âlimi, fakiri ve salih akrabayı ziyaret daha çok sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki : 
 (  Âlimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibi sevap alır.) [Taberani]
 
 Salih akrabayı hiç olmazsa, haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kırk günü geçirmemelidir! Uzak ülkede ise mektupla, telefonla gönlünü almalı, dargın ise barışmalıdır.
 
 Ev sahibi imam olur. Yahut onun tayin ettiği zat imam olur. Bir kimse, layık olsa da, teklif edilmeden ziyarete gittiği yerde imamlığa geçmemelidir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki  : 
 (  Bir kavmi ziyarete giden, onlara imamlık yapmasın!) [Tirmizi]
 
 Davete gitmek
 Sual  :   Her davete gidilir mi?
 CEVAP
 Yemekte günah işleniyorsa gidilmez. Fakirlerin davetine gitmeyip de zenginlerinkine gitmek kibirdendir. Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek de tevazu alametidir.
 
 Düğün yemeğine davet olunanın gitmesi sünnet, başka ziyafetlere gitmek müstehaptır. Bazı âlimler ise, (  Düğün yemeğine gitmek vacip, diğer davetlere gitmek sünnettir) demişlerdir. Müslümanın müslüman üzerindeki beş haktan biri, davetine icabettir. Yani davetini kabul edip gitmektir. Hadis-i şerifte, (  Davete icabet ediniz) buyuruldu. (  Müslim)
 
 Külfete girenin davetine gitmek gerekmez. Cimrinin davetine de gitmemelidir!
 
 Hadis-i şerifte buyuruldu ki  : 
 (  Cömerdin yemeği şifa, cimrinin yemeği hastalıktır.) [Deylemi, Hâkim, İbni Lâl, Dare Kutnî, Hatib]
 
 Samimi olarak davet edilen yere gitmelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki  : 
 (  Davete icabet etmeyen, Allah’a ve Resulüne asi olmuş olur.) [Buhari]
 
 (  Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş olur.) [İsfehani]
 
 (  İki kişi birden davet ederse, kapısı yakın olana icabet et! Çünkü kapısı yakın olanın hakkı daha önce gelir.) [Buhari]
 
 El öpmek
 Sual  :   Bayramda herkesin eli öpülür mü, yani kimlerin eli öpülür, kimlerin eli öpülmez?
 CEVAP
 Herkesin eli öpülmez. Ana babanın, bir de âdet olduğu için yaşlı akrabaların elini öpmek caizdir. Arkadaşın elini öpmek haramdır. Kadın kocasının elini öpebilir, fakat, kendine namahrem yani yabancı erkeğin, erkek de yabancı kadının, zaruret olmadıkça, elini öpemez.
 
 Öperken eli alna koymak
 Sual  :   Eli öpülmesi caiz olan kişilerin, ellerini öperken, alna değdirmek caiz midir?
 CEVAP
 Değdirmek gerekmez, değdirilirse de, âdet olduğu için mahzuru olmaz.
 
 -----------
 
 Hazret-i İbrahim ve Kurban
 
 Sual  :   Hazret-i İbrahim, niçin oğlunu kurban etmek istedi?
 CEVAP
 İbrahim aleyhisselam, Allahü teâlâ bir oğul verirse, onu Allah için kurban edeceğini söyledi. Dileği hasıl olunca, sözünü yerine getirmesi rüyada bildirildi.
 
 Hazret-i İbrahim, sözünde durup oğlunu kurban etmek istedi. Cenab-ı Hak, (  İbrahim, gerçekten rüyasına sadakat gösterdi. Elbette bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik. İhsan sahiplerini böyle mükafatlandırırız) buyurdu.
 
 Hazret-i İbrahim, Nemrud tarafından ateşe atıldığında canı ile, Hazret-i İsmaili kurban etmesi emredildiğinde evladı ile, ovaları kaplayan bütün sürülerini bağışlamakla da malı ile imtihan edildi. Üç imtihanı da kazandı. Kur'an-ı kerimde, (  Sözünün eri İbrahim) diye övüldü. (  Necm 37)
 
 Böyle sözünde durmak büyük fazilettir. Kur'an-ı kerimde, sözünde duranlar övülmektedir  : 
 (  Müminler içinde Allah’a verdiği sözde duran nice erler var.) [Ahzab 23]
 
 (  Elbette İbrahim, sadık bir Peygamberdi.) [Meryem 41]
 
 (  İsmail, sözünde sadık resul bir nebi idi.) [Meryem 54]
 
 Hadis-i şerifte ise buyuruldu ki  : 
 (  Doğruluk iyiliğe, iyilik Cennete götürür. İnsan doğruluk ile Allah indinde, sıddıklardan yazılır.) [Müslim]
 
 Hazret-i İbrahim, Cenab-ı Hakkın gönderdiği koçu kurban etti. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kirama, (  Kurban kesmek, babanız İbrahim’in sünnetidir) buyurdu. (  Hakim)
 
 Dinen zengin sayılmayan kimsenin, borcu yoksa, gücü de yeterse, kurban kesmesi çok iyi olur. Hadis-i şerifte, (  Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır) buyuruldu. (  Taberani)
 
 Hazret-i İsmail ve kurban
 İbrahim aleyhisselam, oğlu Hazret-i İsmail’in endamındaki cemal ve kemalini görünce, babalık sevgisi ile oğluna karşı muhabbet uyanır. Bu huzur ve rahatlık içinde uyur. Rüyada, oğlu Hazret-i İsmail’i kurban ederken görür. Hanımı Hazret-i Hacer’in yanına gider.
 - Ey Hacer, gözümün nuru oğlum İsmail’e en iyi elbisesini giydir, saçını tara, onu bir dostun ziyaretine götüreceğim, bir bıçak ve ip de getir.
 - Bıçak ve iple bu nasıl misafirliğe gidiş?
 - Belki Allahü teâlâ bize bir koyun verir.
 
 İblis, bunu duyunca, bana iş düştü diyerek Hazret-i Hacer’in yanına gelir.
 - Ey Hacer, İbrahim, İsmail’i nereye götürdü?
 - Ziyarete.
 - Hayır, kurban etmeye...
 - Nasıl olur? Bir baba, oğlunu kurban eder mi?
 - Ama (  Rabbim emretti) diyor.
 - Eğer Allahü teâlâ emretmişse, Ona bin can feda olsun.
 
 İblis, bu sefer Hazret-i İbrahim’e gidip der ki  : 
 - Oğlunu nereye götürüyorsun?
 - Ziyarete.
 - Hayır kurban edeceksin, o rüya şeytanidir.
 - Hayır, gördüğüm rüya Rahmani idi.
 - Oğlunu kesmene gönlün razı mı?
 - Ey melun, şunu yakînen bil ki, dünyadaki herkes benim evladım olsa ve Rabbim hepsini kurban etmemi emretse, hepsini kurban ederim.
 
 Şeytan, Hazret-i İbrahim’den ümidini kesip, Hazret-i İsmail’in yanına gelir  : 
 - Ey İsmail, nereye böyle?
 - Ziyarete.
 - Hayır baban, seni kesecek.
 - Beni niçin kesecek?
 - (  Rabbim emretti) diyor.
 - Eğer Allahü teâlâ emretmişse, bin canım dosta feda olsun.
 
 İblisin vesvesesi bitmeyince Hazret-i İsmail, babasına der ki  : 
 - Bu beni rahatsız ediyor.
 - Ona taş at, uzaklaşsın.
 
 Taş atıp Mina’ya geldiklerinde, Hazret-i İbrahim oğluna der ki  : 
 - Canım yavrum, başımızda bela var. Bilemiyorum niçin had cezasına müstahak oldun?
 - Babacığım, bu sözden kan kokusu geliyor.
 - Oğlum, rüyada, seni boğazladığımı görüyorum. Ne dersin? (  Saffat 102)
 - İnsan, sitem kamçısını yemedikçe kımıldamaz. Babacığım, sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredicilerden bulacaksın. Başımı vermek benim için bir an sürer. Ama kendi elinle oğlunu kurban etmek, gönlüne zor ve ağır gelebilir. Üç arzum var  : 
 
 Birincisi  :   Ellerimi ve ayaklarımı sıkı bağla!
 - Yavrucuğum, dosta giderken ağlayıp, feryat edilmez.
 - Belki hançerem [gırtlağım] hançerine dayanamaz, elimi, ayağımı oynatır da seni üzerim.
 
 İkincisi  :   Beni yüzü koyun yatır, yüzümü görme, ben de yüzünü görmeyeyim ki, belki coşarım da, senin babalık sevgin harekete gelir, ikimiz de, emri yerine getirmekte kusur ederiz.
 
 Üçüncüsü  :   Annem beni göremeyince dayanamaz, onu teselli et ve iyilikte bulun.
 
 Melekler de ağlamıştı
 Hazret-i İsmail ağlarken melekler de ağlar. Babası, bıçağı boğazı üzerine koyunca, oğlu güler.
 - Yavrucuğum, bu halde iken niçin gülüyorsun?
 - Gördüm ki bıçakta Besmele yazılı, dostun ismi yazılı olan bıçak, nasıl keser?
 
 Hazret-i İbrahim, olanca kuvveti ile bıçağı çakar, bıçağın ağzı döner ve kesmez. Kızıp, bıçağı yere çalar. Bıçak Allahü teâlânın emriyle dile gelip der ki  : 
 - Bana niçin kızıyorsun? Sana kes diye emreden, bana da kesme diye emrediyor.
 O zaman şu lütuf nidası erişti  : 
 (  Ey İbrahim, gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Güzel amel işleyeni işte böyle mükafatlandırırız. Bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik)
 
 Hazret-i İbrahim, gökten inen koçu yakalayınca, oğlunun bağlarının çözüldüğünü görür.
 - Yavrucuğum, bağlarını kim çözdü?
 - Beni ölümden kurtaran dost, bağlarımı çözdü.
 - Ey oğlum, şimdi dua et, ne istersen Allahü teâlâ kabul eder.
 
 Hazret-i İsmail şöyle dua etti  : 
 (  Ya Rabbi, Kıyamette, mümin olan herkesi mağfiret eyle!)
 (  Bütün müminleri mağfiret ettim ve bağışladım) müjdesi geldi. (  R. Nasıhin)
 
 ------------


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Kurbanı bahane edenler
 
 Sual  :   (  Kurban kesmek hayvan katliamıdır, onlara ölüm acısı çektirilmektedir. Tanrı, kurbana ve kana bu kadar aç olamaz. Ben kurban kesenlerin dininden değilim) deniyor. Kurban kesmek âyet ve hadisle meşru kılınmış bir ibadet değil midir?
 CEVAP
 Elbette âyet ve hadisle sabittir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki  : 
 (  Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Bir mazeretle] alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara 196]
 
 (  Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurbanlık] hayvanlar üzerine, belirli günlerde [kurban bayramında] Allah’ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac 28] (  Hepsini dağıtmak veya hepsini evde bırakmak da caizdir.)
 
 (  Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34]
 
 (  Kurbanlık deve ve sığırları, Allah’ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye, onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac 36]
 
 (  Ey iman edenler, Allah’ın hac âdetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, [onlardaki] gerdanlıklara, Rablerinden gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak Beyt-i Haram’ı kastedip gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin!) [Maide 2]
 
 (  Allah, hürmetli ev olan Kâbe’yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide 97]
 
 (  [Kesmek istediği oğlu için] ona büyük bir kurbanlık [koç] fidye verdik.) [Saffat 107]
 
 (  O kâfirler, Mescid-i haramı ziyarete ve kurbanların yerlerine ulaşmasına mani oldular.) [Fetih 25]
 
 (  Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!) [Kevser 2]
 
 Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir  : 
 (  Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim’in sünnetidir.) [Hâkim]
 
 (  Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm bundan müstesnadır.) [Taberani]
 
 Her gün dünyanın her yerinde kasaplarda kesilen yüz binlerce hayvan görülmeyip, özellikle Kurban’a dil uzatılması, Allah’ın emrinin hayvan katliamı olarak gösterilmesi, art niyetin ürünüdür.
 
 Hayvanlara eziyet etmek
 Sual  :   Okuduğum bir haber şöyle idi  : 
 “Yazdığı bir kitapta Müslümanların kurban kesmesini eleştirdiği için 2000'de ırkçı şiddeti körüklediği gerekçesiyle Fransız mahkemesince suçlu bulunan Fransız film yıldızı ve hayvan hakları savunucusu Brigitte Bardot, Paris'teki bir camiyi ziyaret ederek, kurbanların acı çektirilmeden kesilmesini istedi.
 Bardot'nun gittiği caminin imamı Delil Ebubekir, kurbanların anestezi işleminden sonra kesildiğini bildirmesi üzerine, memnuniyetini ifade eden Bardot, (  Harika... Bana hayatımın en büyük hediyesini verdiniz) dedi.”
 Müslümanlıkta hayvana acımak yok mu? Bıçakla kesmek acımasızlık değil mi?
 CEVAP
 Müslümanlık Allah’ın dinidir. Allah’ın dininde hâşâ merhamet olmazsa başka kimde, nede merhamet olur ki? Bugün Avrupa’da büyük baş hayvanların başına tokmak vurularak, küçük baş hayvanlar da elektrik şokundan geçirilerek bayıltılıp kesiliyor. Hayvanların başına tokmak vurmak ve elektrikle şoklamak eziyet olur. Ateistler ve Avrupalılar hayvan kesimine değil kurban kesimine karşıdırlar. Kendileri et yemiyor mu? Hayvanları öldürüp kürklerini giymiyorlar mı? Müslümanlığa olan düşmanlıklarını hayvana acıma perdesi altında yürütüyorlar.
 
 Hayvanların bıçakla kesilmesini emreden Allah’tır. Allahü teâlâ hayvanlara eziyet edilmesini hiç ister mi? Hayvanlara acınmasını bildiren Peygamber efendimiz buyuruyor ki  : 
 (  Yerdeki mahluklara acımayana, gökteki melekler acımaz.) [Taberani]
 
 Eğer kesmek, hayvana eziyet olsa idi, dinimiz hayvanların kesilmesini emretmezdi. Dinimiz savaşta şehidin ölüm acısı çekmediğini bildiriyor. Bir kolu kesildiği halde farkında olmadan savaşan insanların bulunduğunu kitaplarda okuyoruz. Bunlar acı duymadığı gibi kurbana da Allahü teâlâ acı hissettirmez. Allah’ın kudretinden kim şüphe edebilir? Hazret-i Yunus’un kırk gün balığın karnında ölmeden kalması, Eshab-ı kehfin üç yüz sene uyumaları Allahü teâlânın kudretiyle olmuştur. Şehide de Allahü teâlâ ölüm acısını hissettirmiyor. Hadis-i şerifde buyuruldu ki  : 
 (  Şehit, ölüm acısı duymaz.) [Beyheki]
 
 Hayvan keserek kutlamak
 Sual  :   Ünlü biri, (  Hayvan keserek bayram kutlamak olacak şey değildir) dedi. Maksadı dinimizin kurban kesme ibadetini kast etmiyorsa, niye yılbaşını hindi keserek kutlayanlara bir şey denmiyor?
 CEVAP
 Yılbaşlarını hindi keserek, çam devirerek, kumar oynayarak kutlayanlara bir şey denmediğine göre, maksat, kurban ibadetine saldırmaktır.
 
 İslâmiyet'e karşı olanlar, hiç bir zaman biz İslâmiyet'e karşıyız diye açıkça söylemiyorlar. (  Biz gericiliğe karşıyız) diyorlar. Müslümana gerici diyorlar. Yani açıkça (  Biz Müslümanlığa ve müslümana karşıyız) demiyorlar, (  Biz gericiliğe ve gericilere karşıyız) diyorlar. Biz dinin kurban emrine karşıyız demiyorlar, (  Biz hayvan keserek bayram kutlamaya, hayvan katliamına karşıyız) diyorlar. Yılbaşında milyonlarca hindi keserek yılbaşını veya Noel’i kutlamaya, kumar oynayarak, içki içip sarhoş olarak aygırlık yapmayı uygarlık olarak kabul ediyorlar. Dine hep şaşı bakıyorlar, dinî emirlerin her birine bir kulp takıyorlar.
 
 
 -------------
 
 Kurban bayramını tespit
 
 Sual  :   Ramazan gibi, kurban bayramının hilali de, dünyanın bir yerinden görülünce, her yerde görülmüş sayılmıyor mu?
 CEVAP
 İslam Ahlakı kitabında İbni Âbidin hazretlerinden alınarak bildiriliyor ki  : 
 İmam-ı Sübki hazretleri, (  Şabanın 30. gecesi hilali gördüğünü bildiren olsa, hesapla da, hilalin bir gece sonra doğacağı tespit edilse, burada hesaba inanılır, çünkü hesapla anlaşılan kesindir. Doğmadan bir gece önce görülmesi imkânsızdır) buyurdu. Şems-ül-eimme Halvani hazretleri de, (  Ramazan ayının başlaması, hilalin görülmesiyle olur. Hilalin doğmasıyla başlamaz. Hesap hilalin doğduğu geceyi bildirdiği için, Ramazan ayının başlaması hesapla anlaşılamaz. Herhangi bir yerde hilal görülünce, dünyanın her yerinde oruca başlanır, fakat hac, kurban ve namaz vakitleri böyle değildir. Bunlar, vakitlerinin bir yerde malum olmasıyla, başka yerlerde de böyle olmaları gerekmez) buyurdu. ( Redd-ül-muhtar)
 
 Hesaplar doğru yapılırsa, hilalin doğuşunu tespit etmek kolaydır, çünkü Allahü teâlânın nizamında zerre kadar yanlışlık olmaz. Hilal, hesabın bildirdiği saatte doğar, saniye şaşmaz. Hesaptan bir gün önce bayram etmek ilme aykırıdır, yanlıştır, çünkü hesaptan önce hilalin görülmesi imkânsızdır.
 
 Dinimiz hilalin doğmasını değil, görünmesini esas alır. Hilal görülmedikçe hesapla veya ayları tespit usulleriyle bulunan günde bayram yapılmaz. Ramazan hilali dünyanın herhangi bir yerinde görülünce, orucun başlaması ve Ramazan bayramı her yerde aynı gün olur. Hadis-i şerifte, (  Hilali görünce oruç tutun, tekrar görünce orucu bırakın) buyuruldu. Dürer’deki bir hadis-i şerif meali de şöyledir  : 
 (  Herkes oruca başlayınca siz de başlayın, herkes bayram edince, siz de bayram edin!) [Tirmizi, Ebu Davud]
 
 Kurban bayramı böyle değildir. Amerika’da Zilhicce hilali görülse, Türkiye’de görülmese, görüldü kabul edilmez. Yani kurban bayramı Türkiye’de Amerika’dan bir gün sonra olur.
 
 Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi buyuruyor ki  : 
 Şaban ayının 29 çektiği hesapla kesin olarak bilinse, gerçekten de 29 olarak çekse, Ramazanın girişini tespit için hilâl gözetlense, hilâl doğduğu halde, hava bulutlu olduğu için görülemese, Şaban 30 gün olarak kabul edilir. Yine bunun gibi, Ramazan ayının 29 çektiği hesapla kesin olarak bilinse, gerçekte de 29 çekse, hava bulutlu olduğu için Ramazanın 29’unda hilal görülmese, Ramazanı 30’a tamamlamak dinimizin emridir. ( Meseleler)
 
 Yine Mustafa Sabri efendinin açıklamasına göre, ay gerçekte 29 gün çektiği halde, otuza tamamlanınca, sanki bayram bir gün sonraya geçmiş gibi olur, fakat Allahü teâlâ öyle emrettiği için, bayram birinci gün değil, ikinci gün oluyor, yani Şevval’in birinde bayram olması gerekirken ikisinde bayram yapılıyor. Kurban bayramı da Zilhiccenin onunda olması gerekirken, on birinde bayram yapılıyor, çünkü Allahü teâlâ böyle emrediyor. Yine Şevval veya Zilkade ayı 29 gündür, fakat bayram bir gün sonra yapılmış oluyor. Bayramın bir gün sonra yapılmasıyla, ay 30 gün çekmiş olmuyor.
 
 -----------------
 Kurban Kesmek Yerine Sadaka Verebilir miyiz?
 
 
 Soru  :   Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu? Kurban kesmek yerine sadaka verebilir miyiz?
 
 Kişi Kurban bedelini Allah rızası için infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine getirilmiş sayılmaz. İbadetlerin şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir. Hayvanın kesilmesi kurbanın rüknüdür (  Kâsânî, Bedâiü’s-sanâî, V, 66). Her ibadetin bir yapılış şekli vardır. Kurban ibadeti de ancak kurban olacak hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilebilir (  Fetâvây-ı Hindiyye, V, 291).
 
 Nitekim Hz. Peygamber (  sallallâhu aleyhi ve sellem) de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl bizzat kurban kesmek sureti ile bu ibadeti yerine getirmiştir (  Buhârî, Hac, 117, 119; Müslim, Edâhî, 17).
 
 Hz. Peygamber (  sallallâhu aleyhi ve sellem); kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın her bir parçasının kişinin hayır hanesine kaydedileceğini ifade etmiştir ( Tirmizî, Edâhî, 1; İbnMâce, Edâhî, 3).
 
 Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru değildir. Bu sebeple kesme olmadan hayvanı, sadaka olarak bir kişiye vermek kurban yerine geçmez (  İbn Âbidin, Reddu’l-Muhtâr, VI, 313). Aynı şekilde Kurban bedelini de yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, Kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz (  Serahsi, Mebsud, Beyrut, 2000, XII, 23).
 
 -----------------
 
 Kurban Nedir?
 
 Allah Teâlâ'ya mânen yaklaşmak (  kurbiyet) için, ibâdet niyetiyle hususî bir vakitte kesilen hayvana kurban denir.
 Kurbanın Dinî Hükmü Nedir?
 
 Kurban kesmek, hicretin 2. yılında meşru' kılınmıştır. Meşrûiyeti, Kitab, Sünnet ve İcma' ile sâbittir.
 
 Kurban kesmenin Kitaptan, yani, Kur'an'dan delîli, Kevser suresidir. Bu sûrede Cenâb-ı Hak, Resûlüllah Efendimize hitaben  : 
 
 "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" buyurmaktadır. Hanefî fakîhler, bu âyetten, kurban kesmenin vâcib olduğu ve emir peygamber Efendimize ise de umum mü'minlere de şâmil bulunduğu hükmünü çıkarmışlardır.
 
 Kurban kesmeyi şiddetle emreden bâzı hadîs-i şerîfler vardır. Ebû Hüreyre'nin şu rivayeti bu hususta ibretli ve düşündürücüdür  : 
 
 "Hâli vakti yerinde olup da kurban kesmeyen kimse bizim mescidimize yaklaşmasın..."
 
 Görüldüğü gibi, hadîs'te, maddî durumu müsait olanın kurban kesmesi şiddetle emredilmektedir. Bu durumdaki kimselerin, kurban kesmezlerse, her türlü namazları ve ibâdetleri Allah tarafından kabûl olunmayacağı, "mescidimize yaklaşmasınlar" ifadesinden anlaşılmaktadır.
 
 Hazret-i Enes de, Resûlüllah Efendimizin bizzat kendi elleriyle iki koç kurban ettiğini beyan
 
 etmektedir.
 
 Kurban kesmenin uhrevî mükâfat ve faydasına ise, bir hadîs-i şerîf'te şu şekilde işaret buyurulmaktadır  : 
 
 "Kurbanlarınızı büyük büyük kesin. Muhakkak ki onlar, Sırat'ta sizin binek hayvanlarınızdır."
 
 Bu hadîs-i şerîfte, deve, inek gibi büyük baş hayvanları kurban etmeğe teşvik vardır.
 Kurban Kesmenin Hikmetleri  : 
 
 1 - Kurban kelimesi, lügatta, kendisi ile Allah'a yaklaşılan şey mânasına gelir. Bu isimden de anlaşıldığı gibi kurban; Allah'a yaklaşma ve O'nun rızasını kazanma vesilesidir.
 
 Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır  : 
 
 "Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşrû' kıldık (  emrettik).
 
 Allah'ın rızık olarak verdiği dört ayaklı davarlar üzerinde (  yalnız) Allah'ın ismini ansınlar (  o
 
 davarların) gerçek sâhibinin Allah olduğunu bilsinler) diye... O halde hepiniz O'na teslim olun. (  Habîbim)! Sen itâatli ve mütevâzî olanları ( ebedî saâdet ve selâmetle) müjdele.." (  el-Hacc, 34).
 
 Bu âyette kurban kesmenin, Allah'ın hatırlanması, yeryüzünde mevcut bütün hayvanların Allah'ın mülkü olup, sırf rahmet eseri olarak insanların istifadesine verilmiş olduğunun bilinmesi için emr olunduğu belirtilmektedir.
 
 İnsan zamanla gaflete düşüp, sâhip olduğu malın, mülkün, servetin Allah'ın kendisine bir lütfu olduğunu unutabilir. Karun gibi her şey'e kendi çalışmasıyla, bilgi ve mehâretiyle sâhip olduğunu vehmederek, kendisinde bir kudret ve kuvvet görmeye, İlâhî nimetleri şahsına maletmeye başlar. Gururlanıp, haddini aşar.
 
 İşte kurban emri, ona, sâhip olduğu mal ve mülkün, bağ ve bostanın, hayvanların, servet ve
 
 paranın Allah'ın bir ihsanı ve lütfu olduğunu ve asıl mal sâhibinin Allah bulunduğunu hatırlatır. O'nun izni ve müsâadesi olmadan hiçbir şey'e sâhip olunamayacağını bildirir. O da gururu bırakıp mahviyet ve tevazua girer. Hakikî kulluk tavrını takınır, şükür vazifesini ifaya çalışır. Bu hal ise, onun Allah'a yaklaşmasına ve rızasını kazanmasına bir vesile teşkil eder.
 
 2 - İnsanın yaptığı bütün ibâdetler gibi kurban kesmesine de Allah'ın ihtiyacı yoktur. Ancak Allah, kurban kesme emriyle kullarını imtihan etmekte, onların takvâlarını, ilâhî emre itâattaki titizliklerini, Allah'a yakınlık derecelerini ölçmektedir. Hacc sûresi, 37. âyette bu husus şöyle belirtilir  : 
 
 "Onların ne (  sadaka edilen) etleri, ne de kanları hiçbir zaman Allah'a (  yükselip) erişmez. Fakat sizden O'na (  yalnız) takvâ (  Allah'ın emirlerine itâat ve yasaklarından ictinab titizliği) ulaşır..."
 
 Bu âyette de görülüyor ki, kesilen kurbanlarda gaye; ihlas, takvâ ve Allah'a yaklaşmadır. Maksad, Allah'ı verdiği nimetleriyle hatırlama ve O'nun rızâsını kazanmaktır. Bu maksad ve gaye olmadıktan sonra kesilip dağıtılan etlerin, akıtılan kanların, ne kadar çok olursa olsun, Allah katında hiçbir değer ve kıymeti yoktur.
 
 3 - Kurban aynı zamanda Hz. İsmail'in (  A.S.) Allah için kurban edilmekten bir lütuf eseri olarak kurtuluşunun hatırlatılmasına da vesiledir.
 
 Cenâb-ı Hak, İbrahim'i (  A.S.) büyük bir imtihana tâbi tutmuş, sevdiği biricik evlâdını Allah için kurban etmesini istemiştir. Hz. İbrahim ile oğlu İsmail, her ikisi de bu isteğe, tam bir teslimiyet ve sadakat içinde uymuşlardır. Hazret-i İbrahim oğlunu kesmek üzere yatırmış ve bıçağı boynuna çalmıştır. Fakat bıçak İsmail'i (  A.S.) kesmemiştir. Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın muradı, Hz. İsmail'in kesilmesi değil, baba-oğul iki şanlı nebînin erişilmez teslimiyet ve sadakatlarının, ferâgat ve fedakârlıklarının, melekler ve kıyâmete kadar gelecek bütün insanlar tarafından bilinmesi, daima hatırlanması idi.
 
 Bu hikmet tahakkuk ettiği için, bıçağa İsmail'i kesmemesini emr etmiş; Hz. İsmail'in yerine onlara Cennetten bir koç göndererek onu kurban etmelerini istemiştir. İşte kurban kesmek; bu büyük ve ibretli hâdisenin yıldönümünü kutlamak mahiyetindedir.
 
 4 - Her yıl müslümanlar tarafından binlerce kurban kesilmektedir. Bu, bir bakıma, bir müslümanın Allah'a ibadet ve onun emrine uymak için her şey'ini fedâ edebileceğinin, Allah yolunda bütün varlığından vazgeçebileceğinin sembolik bir ifadesi olmaktadır.
 
 5 - İslâmın koyduğu kurban kesme hükmü, aynı zamanda insanlar için büyük bir nimet ve rahmettir.
 
 Bir yıl boyunca pek çok sıkıntılar çekmiş, belki de ağzına bir lokma et koyamamış fakirler, kurban bayramı münasebetiyle bol bol et yeme fırsatına kavuşurlar. Fazla gelen etleri kavurma yapıp uzun zaman o etten faydalanma imkânını elde ederler. İslâmın sosyal adâleti te'min edici bir hususiyeti de böylece ortaya çıkmış olur.
 Kurban Kesmek Kimlere Vâcibtir?
 
 Bir kimseye kurban kesmenin vâcib olması için, şu şartların bulunması gerekir  : 
 
 1 - Müslüman olmak.
 
 2 - Hür olmak.
 
 3 - Mukîm olmak. Seferî (  yolcu) olmamak.
 
 4 - Fıtır sadakasını vâcib kılan zenginliğe sâhip olmak.
 
 5 - Âkıl ve bâliğ olmak.
 
 Bu beşinci şart, İmamlar arasında ihtilâflıdır. Bâzılarına göre kurbanın vâcib olması için âkıl ve bâliğ olmak şart değildir. Zengin olan çocuk ile akıl hastalarına da kurban düşer. Velîleri onlar namına onların kurbanlarını keserler.
 
 Zekât ve fıtır sadakası için nisab miktarı 80 gram altın ile 561 gram gümüştür.
 Kurban Kesmenin Sahih Olmasının Şartları Nelerdir?
 
 Kurbanın rüknü, kesilmesi caiz olan bir hayvanı kesmektir. Kesilen bu kurbanın sahih olabilmesi için iki şart lâzımdır  : 
 
 1 - Vakit  :   Kurbanın kesim vakti, Kurban bayramının birinci günü fecrin doğuşundan itibaren, üçüncü gün güneş batıncaya kadarki üç günlük süredir. Bu müddet içinde kurbanın kesilmesi şarttır. Bu vakitler dışında kurban kesilmesi sahih olmaz.


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Kurbanı gece kesmek mekruhtur.
 
 2 - Kesilecek hayvanın ayıplardan sâlim olması. Allah'a kurbiyet ve ibâdet maksadıyla kesilecek hayvanların kusursuz ve ayıpsız olmasına müslümanların dikkat etmeleri, Peygamberimizin birçok hadîslerinde emredilmiştir.
 
 Bu ayıplar iki kısma ayrılır  : 
 
 1 - Çok ayıp sayılan ve o hayvanın kurban edilmesine dînen mâni olan büyük özürler.
 
 2 - Az ayıp sayılan ve hayvanın kurban edilmesini kerahetle câiz kılan küçük kusurlardır.
 Çok Ayıp Sayılan Özürler Nelerdir?
 
 Çok ayıp sayılan özürlerin başlıcaları şunlardır  : 
 
 1 - İki gözü veya bir gözü kör.
 
 2 - Kesilecek yere yürümeye gücü yetmeyecek derecede topal.
 
 3 - Kulakları veya sadece bir kulağı kesik.
 
 4 - Tamamen dişsiz veya dişlerinin çoğu dökmüş.
 
 5 - Boynuzlarının ikisi veya biri kökünden kırılmış.
 
 6 - Kuyruğunun yarısı veya 3'te birinden fazlası kesilmiş.
 
 7 - Hayaları veya memelerinin uçları kopmuş.
 
 8 - Kemiklerinde ilik kalmayacak kadar zayıf ve düşkün hayvan.
 
 9 - Doğuştan kulağı ve kuyruğu olmayan.
 
 10 - Zapt u rabt altına alınıp sürüye gönderilemeyecek kadar çok (BibBiiiiiib) hayvan.
 
 11 - Pislik yiyen hayvan. Bunlar da usûlü üzere temizlenmedikçe kurban edilmeleri câiz olmaz.
 Az Kusurlu Sayılan Haller Nelerdir?
 
 1 - Gözleri şaşı veya zayıf gören hayvan.
 
 2 - Bir ayağı topal, fakat diğer üçü ile aksayarak da olsa yürüyebilen hayvan.
 
 3 - Doğuştan boyunsuz veya boynuzu az kırılmış hayvan.
 
 4 - Kulakları delik ve yarık veya uçları sarkmış ve kesilmiş hayvan.
 
 5 - Dişlerinin bâzısı düşmüş hayvan.
 
 6 - Otlamasına mâni olmayacak derecede az (BibBiiiiiib) hayvan.
 
 7 - Kuyruğunun veya hayalarının veya kulağının bir kısmı kesik (  üçte ikiden fazlası var) hayvan.
 
 8 - Doğuştan küçük kulaklı hayvan.
 
 9 - Uyuz, fakat toplu hayvan.
 
 10 - Tenasül uzvu iptal edilmiş, yani, burulmuş hayvan...
 Kurban Edilecek Hayvanlar ve Vasıfları Nelerdir?
 
 Kurban şu üç cins hayvandan olur  : 
 
 1 - Koyun ve keçi.
 
 2 - Sığır. Mandalar da sığır cinsinden sayılır.
 
 3 - Deve.
 
 Bunlar dışında kalan hayvanlardan kurban olmaz.
 
 Bu üç cins hayvanın hem dişisinden, hem de erkeğinden kurban olur. Fakat koyun ve keçinin erkeği daha efdaldir.
 
 Koyun ve keçi bir yaşını, sığır iki yaşını, deve ise 5 yaşını doldurmadan kesilmemelidir.
 
 Ancak koyun 6 aylık olduğu halde bir yaşındaki gibi cüsseli ve gösterişli ise, kurban edilmesi câizdir. Keçinin ise bir yaşını doldurması şarttır.
 
 Kurbanlık hayvanın toplu, gösterişli ve semiz olması da şarttır.
 
 Bir koyun ve keçi yalnız bir kişi adına kurban edilebilir.
 
 Sığır cinsinden bir hayvanı veya bir deveyi, bir kişi kurban edebileceği gibi, 7'ye kadar (  yedi de
 
 dahil) kişi de ortaklaşa kurban edebilirler.
 
 Bu yedi kişinin de Allah rızası için kurban kesmek niyetinde olmaları şarttır. İçlerinden biri kurbana niyet etmeksizin sırf et almak için iştirâk etse, hiçbirinin kurbanı sahih olmaz.
 
 Katılanların sayısının tek veya çift olması mühim değildir.
 
 Ortaklar kurbandan hisselerini tartarak ayırmalıdırlar. Götürü usûlü ile taksim câiz olmaz.
 
 Eti Yenen Hayvanların Yenmeyen Kısımları Nelerdir?
 
 Eti yenen hayvanlardan 7 şey yenmez. Haramdır.
 
 1) Hayvanlardan akıp çıkan kan,
 
 2) Erkeklik âleti,
 
 3) Dişilik âleti,
 
 4) Erkeklerde yumurtalar (  husyeler),
 
 5) Et içinde toparlak guddeler,
 
 6) İdrar torbası (  mesane),
 
 7) Öd kesesi...
 
 
 Kurban nasıl kesilir?
 
 Kurbanlar dînimizin tayin ettiği hayvan boğazlama şekline ve usûlüne uygun olarak kesilirler. Şer'î boğazlama şekline tezkiye adı verilmektedir.
 
 Tezkiye işlemi iki şekilde yapılır  : 
 
 1 - Ya boğazın çeneye bitişik tarafı kesilmek suretiyle olur ki buna zebh denir. Bu şekilde kesilen hayvana da zebîha adı verilir. Mezbeha kelimesi de aynı kökten gelmektedir.
 
 2 - Veya boğazın göğse bitişik olan kısmından kesilir, buna da nahr denilir.
 
 Koyun, keçi ve sığır cinsi zebh usûlü ile; develerin ise nahr yoluyla boğazlanması sünnettir. Aksini yapmak ise mekruhtur.
 
 Hayvanı keserken şer'î yönden ayrıca şu hususlara da dikkat edilmesi şarttır  : 
 
 Evdac adı verilen şu 4 kısmın tamamen kesilmesi şarttır  : 
 
 1 - Nefes borusu,
 
 2 - Yemek borusu,
 
 3 , 4 - Boyunun iki yanında bulunan iki şah damarı...
 
 Bu 4 kısım tamamen kesilmeden şer'î yönden kesim işlemi ifa edilmiş olmaz. Bu şekilde kesilen kurban sahih olmaz, eti de yenmez.
 
 Bunlardan birini kesiminin eksik kalması halinde durum ihtilâflıdır.
 
 Bir görüşe göre, bu 4 şeyden nefes borusu dahil 3'ü kesilmiş olursa, kesim işlemi sahih olur.
 
 Diğer bir görüşe göre ise, bu 4 kısmın tamamı ve herbirinin de yarıdan fazlası kesilmeden, kesim işlemi olmaz, o hayvanın eti sahih olmaz. Fakat müftâbih olan (  kendisiyle fetva verilen) birinci görüştür.
 
 Bu şekilde kesilen bir hayvan, şer'î usûle uygun olarak kesilmiş sayılır. Buna hakikî ve ihtiyarî tezkiye denir.
 
 Bir de zarurî tezkiye adı verilen kesme şekli vardır. Bu kesme, kesilecek hayvanın herhangi bir yerinden yararlanarak kanını akıtmak suretiyle öldürmek demektir. Eti yenen vahşî hayvanlar bu usûlle öldürülünce hükmen boğazlanmış sayılırlar.
 
 Ehlî hayvanlar ise, ancak yabanileştiği veya tutup kesmek mümkün olmadığı takdirde bu şekilde zarurî tezkiye yoluyla öldürülerek eti yenebilir.
 Kurbanların Kesimi Hangi Aletlerle Yapılır?
 
 Kurbanların kesme işlemi kesici âletlerle yapılır. Kesici âletler de keskin olanlar ve keskin olmayanlar diye 2'ye ayrılır.
 
 Keskin olanlarla, ister demir, ister başka bir maddeden olsun tezkiye câizdir.
 
 Demir veya başka bir maddeden yapılmış keskin olmayan kesici âletlerle tezkiye ise, câiz olsa bile mekruhtur.
 Kurban Kesecek Kimsede Bulunması Gereken Şartlar Nelerdir?
 
 Kurbanı kesecek kimsede bulunması gereken şartlar şunlardır  : 
 
 1 - Kesenin Müslüman veya Yahudi ve Hristiyan gibi Ehl-i Kitaba mensub birisi olması.
 
 2 - Kesmeye yetecek kadar aklı ve kesme işini hatırında tutacak kadar hâfıza gücü olması.
 
 3 - Hayvanı kesebilecek gücü ve kuvveti olması.
 
 4 - Kurban keserken Allah'ın ismini anması, yani, besmele çekmesi. Buna tesmiye denir.
 
 Kurban ancak Allah adına kesilir. Bu yüzden keserken Allah'ın yüce adını anmadan kesilen hayvanın eti yenmez.
 
 Bu sebeble putperest ve diğer bâtıl din sâhiblerinin, dinsizlerin kestikleri et yenmez. Çünkü bunlar keserken tesmiyede bulunmazlar.
 
 Ehl-i Kitaba mensub birinin kestiğinin yenme sebebi, onların da aynı Allah'a inanmalarıdır.
 
 Kitâbîler Allah'tan başka birşey'in adını zikretseler, onların kestiği de yenilmez. Kesme işlemi sırasında Besmele çekmek unutularak terkedilmiş ise, bir beis yoktur. Kesim câizdir.
 
 Tesmiyeden maksad, hayvanı boğazlarken bismillâh demektir. Keserken Allahu Ekber demekle Allahü A'zam demekle veya sadece Allah demekle de tesmiye yerine getirilmiş olur.
 
 Tesmiye kasden terkedilirse kesilen hayvanın eti yenilmez.
 
 Ancak kurbanlık hayvanı, kitabî bile olsa Müslüman olmayana kestirmek mekruhtur.
 Kurban Sünnete Uygun Olarak Nasıl Kesilir?
 
 Kurbanlık hayvanı usûlüne uygun olarak rahatça ve fazla eziyet vermeden kesebilmek için, önce keskin ve büyük bir bıçak hazırlanır. Hayvanın göremiyeceği bir yere konur. Sonra kurbanlık hayvan, kesileceği yere eziyet verilmeden götürülür. Hayvanın yüzü ve ayakları kıbleye gelecek şekilde sol tarafı üzerine yatırılır. Sağ arka ayağı serbest bırakılarak, diğer üçü bağlanır ve kıbleye karşı durularak şu âyetler kurban sahibi veya vekili tarafından okunur  : 
 
 "İnnî veccehtü vechiye lillezi fatare's-semâvâti ve'l-arda hanîfen..." (  el-En'âm, 79).
 
 "İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemin." (  el-En'âm, 162).
 
 Bu ayetlerden sonra,
 
 Allahü ekber Allahü ekber. Lâ ilâhe İllâllahü vellahü ekber. Allahü ekber ve lillâhil hamd şeklinde tekbir getirillir ve Bismillâhi Allahü ekber denilerek hazırlanan keskin bıçak hayvanın boynuna çalınır. Damar ve borular tamamen kesilerek kan iyice akıtılır.
 
 Hayvan böylece kesildikten sonra tamamen ölünceye kadar beklenir. Sonra kafa koparılır. Ve usûlüne uygun olarak yüzülür. Karnı açılır, iç organlar çıkarılır ve gövde ve etler parçalanır.
 
 Hayvan tamamen ölmeden kafa ve ayaklarını koparmak, derisini yüzmeğe kalkmak, kıbleden çevirmek veya hayvana azab vermek mekruhtur.
 
 Kurbanın, sahibi tarafından kesilmesi menduptur. Başkasına da kestirilebilir.
 
 Tesmiyeyi kesen yapar. Kesen ve sahibi eli üzerine elini koyarak keserlerse tesmiyeyi ikisi birden yapması şarttır.
 Kurban Eti ve Derisi Ne Yapılmalıdır?
 
 Kesilen hayvanın eti, yaklaşık olarak 3'e ayrılır. 3'te bir kısmı ev halkı için ayrılır, üçte biri akraba ve komşulara dağıtılır. Kalan üçte biri de fakir ve muhtaçlara yollanır. Bu taksim şekli mendubtur.
 
 Fakat kesen şahıs zenginse, tamamını veya çoğunu fakirlere dağıtabileceği gibi, orta halli veya kalabalık ise, çoğunu veya hepsini evinde kendi için de bırakabilir.
 
 Kurbanda esas olan kan akıtmaktır. Bu yapılmadan kurban vecibesi yerine getirilmiş olmaz. Bu sebeble kurbanlık koyunu alıp kesmeden canlı olarak tasadduk etmekle kurban borcu ifa edilmiş sayılmaz.
 
 Kurban etinden Müslümanlara yedirmek lâzımdır. Kâfire yedirmek ise mekruhtur. Fakat kesilirken veya yenirken üzerine gelmişse yedirilmesinde kerahet yoktur.
 
 Kurbanın etini ve derisini satıp parasını almak da mekruhtur.
 
 Yapıldığı takdirde alınan para tasadduk edilmelidir. Kurban derisi çeşitli hayır yerlerine verileceği gibi, evde bırakılıp seccade de yapılabilir.
 
 Kurban İle İlgili Mes'eleler
 
 Kurban kesmekle mükellef olan zengin bir kimsenin, sağlam zannederek satın aldığı kurbanın bayram günü çok ayıp sayılan bir kusuru çıksa, o hayvan kurban edilmez. Başka bir hayvan alınıp kesilmesi icab eder.
 
 Şâfiî'ye göre ise, yeni kurban almak gerekmez.
 
 Zengin bir kimsenin aldığı kurban kesilmeden ölse, yerine yenisini almak icabeder.
 
 Kurbanın vacib olmasına nahr günlerinin sonu esastır. Bunun için Kurban Bayramının üçüncü günü güneş batmadan önce zengin olan kimsenin kurban kesmesi gerekir. Daha önce fakir olması bunu etkilemez. Aksine olarak o günün güneş batışından önce fakir düşen veya ölen müslümanlardan bu kurban kesme yükümlülüğü düşer.
 
 Kurbanlık hayvanların kesilmeden tasadduk edilmesi câiz değildir. Fakat alınan kurban kesilmeden her nasılsa kurban kesme günleri geçse, bu takdirde hayvan kesilmez, canlı olarak tasadduk edilir. Kan akıtmak vecibe olmaktan çıkmış, tasadduka dönüşmüştür. Artık bu hayvanın etinden sahibi yiyemez.
 
 Yurt dışında çalışan işçilerimiz, dinî vecibe olan kurbanlarını bulundukları ülkenin şartları müsait değilse, Türkiye'deki yakınlarından birini vekil yaptığını bildirerek ve kurban bedelini de ona vaktinde göndererek kestirebilir.
 Ölü İçin Kurban Kesilir mi?
 
 Sevabını ölmüş bir akrabamızın veya sevdiğimiz bir zâtın ruhuna bağışlamak üzere keseceğimiz kurbanın, kurban bayramında keseceğimiz sair hayvanlardan farkı yoktur. Vasiyet edilmemişse ölü için kurban kesmek bir vecibe değildir.
 
 Bir kimse kendi parası ile aldığı ve sevabını ölmüş bir yakınına bağışlamak üzere kestiği kurbanın etinden yiyebilir, başkalarına da yedirebilir. Böyle bir hayvanın bayram günlerinde kesilmesi de şart değildir. Her zaman kesilebilir. Hattâ arefe günü kesilip fakirlere dağıtılması daha isabetli olur. Çünkü Kurban bayramı günü fakirler zaten etten nasibleneceklerdir. Arefe günü kesilip dağıtılırsa, o gün de onların et yemekleri te'min edilmiş olur.
 
 Bir kimse kendisi öldükten sonra kurban kesilmesini vasiyet etmiş ise, bu kurbanın bayram günleri içinde kesilmesi lâzımdır. Böyle bir kurban etinden kesen yiyemez. Tamamının tasadduku gerekir. Ölen adamın vasiyeti yoksa ve kurban da onun parasından alınıp kesiliyorsa, bu kurban da vasiyet üzerine kesilen kurban hükümlerine tâbidir.
 Kurbanın Diğer Nevileri Nelerdir?
 
 Kurbanlar vâcib ve nafile olmak üzere ikiye ayrılır.
 
 Vâcib kurbanlar şunlardır  : 
 
 1 - Nisâba mâlik olan ve zengin sayılan kimselerin kesmekle mükellef oldukları kurban (  Udhiye kurbanı).
 
 2 - Adak edilen kurban (  Nezir kurbanı).
 
 3 - Hacc-ı Kıran ve Hacc-ı Temettü yapanların kesmek zorunda oldukları Şükür
 
 kurbanları (  Hedy kurbanı).
 
 4 - Hacda kurban kesmeyi icabettiren bir kusur işleyen kimsenin kesmesi gereken Ceza
 
 kurbanları.
 
 5 - Bir fakirin kurban etmek niyetiyle satın aldığı bir hayvanı kurban etmesi de vâcibtir.
 
 Nafile kurbanlar ise, bu saydıklarımızın dışında kalan ve sırf nafile olarak kesilen kurbanlardır  :   Akîka kurbanları, Hacc-ı İfrad yapanların kestikleri kurbanlar, Kurban bayramı dışında kesilen kurbanlar v.s...
 Akîka Kurbanı  : 
 
 Yeni doğan çocuğun başında bulunan ana tüyüne "akîka" denir. Böyle bir çocuk ihsan ettiğinden dolayı, Cenâb-ı Hakka bir şükür vesilesi olarak kesilen kurbana da bu isim verilmiştir.
 
 Bununla beraber "akîka" yerine "nesike" denilmesi daha uygundur. Çünkü akîka kelimesi, "ana-babaya âsî olmak" mânasına gelen "ukuk" kökünden olduğundan "ana-babaya âsî olan" mânasına da geldiği için, mânalar birbirine karıştırılabilir. Bu sebeble Peygamber Efendimiz  :   "Nesike deyiniz, akîka demeyiniz" buyurmuşlardır. Bununla beraber, akîka kelimesinin daha yaygın olduğunu da söylemeliyiz.
 
 Yeni doğan çocuk için kurban kesme âdeti, İslâm'dan önceki Cahiliye döneminde de yaygın bir âdetti. Fakat onlar akîkayı sadece erkek çocuklar için keserlerdi. Çünkü kız çocuklarını sevmezler, bir kız çocukları doğduğu zaman son derece sinirlenirlerdi. Hattâ bâzı kabilelerin kızlarını diri diri gömdükleri bile olurdu. Kur'ân-ı Kerîm, kız çocuklarına karşı takınılan bu zâlimane tavrı kınamış ve şiddetle yasaklamıştır. (  Bak  :   Nahl, 58 ).
 
 İslâmiyet akîka âdetini tamamen ortadan kaldırmamış; fakat bu zalimâne şekilde de bırakmayarak tâdil etmiş, kız ve erkek, bütün çocuklara şâmil kılmıştır.
 
 Akîka kurbanı, Hanefi mezhebine göre mübahtır. Yani isteyen keser, istemeyen kesmez. Kesmeyenin faziletinde hiçbir noksanlaşma olmaz. Diğer mezheblere göre, sünnettir. Peygamber Efendimizin Hazret-i Hüseyin için bir koç kurban ettiği rivayetine dayanılmaktadır.
 
 Kurban, çocuk doğduktan itibaren bülûğ çağına kadar kesilebilir. 7., 14. ve 25. günlerden
 
 birinde kesilmesi, daha güzel görülmüş; bilhassa 7. gün içinde kesilmesi en faziletli olarak kabûl edilmiştir. Aynı gün çocuğun saçı traş edilir ve saçın ağırlığınca altın veya gümüş veya o miktarın bedeli sadaka olarak verilir. Çocuğun adının da o gün konulması evlâdır.
 
 İmam-ı Şâfiî ve Ahmed Bin Hanbel'e göre, çocuğun sıhhat ve selâmetine bir tefe'ül olarak akîkanın kemikleri kırılmaz, mafsallarından ayrılır ve öylece pişirilir. Bu müstehaptır. Diğer mezheb imamlarına göre ise, bil'akis mütevazi olması, beşerî hırslarının kırılmasına tefe'ülen, kemiklerin kırılması müstehab sayılmıştır. Şu halde durum niyete göre değişmektedir. Hangisine tefe'ül edilmişse ona göre hareket edilmesi iyi olur.
 
 Akîkanın etini, kesen şahıs ve aile efradı yiyebileceği gibi, başkalarına da yedirebilirler. İstenirse bütünüyle de tasadduk edilebilir. Âdet olarak eskiden bud kısmı ebe kadına verilirdi.
 
 Akîka kurbanı olarak kesilecek hayvanda da vâcib olan kurbanlık için aranan şartlar esastır. Yâni vâcib olan kurbana elverişli her hayvan, akîkaya da elverir.
 Nezir (  Adak) Kurbanı  : 
 
 Allah için kesilmesi adanan kurbanı boğazlamak vâciptir.
 
 Nezredilen bir kurbanın kesilmesinin borç olması için, şu şartların yerine gelmesi şarttır  : 
 
 1 - Kurban olarak adanan hayvan, vâcib kurbanlar cinsinden olmalıdır. Meselâ hindi veya horoz adamakla nezir yerine gelmez, çünkü horoz ve hindiden kurban kesilmesi câiz değildir.
 
 2 - Adanan kurban, adayanın kendisine zâten vâcib olan bir kurban olmamalıdır. Meselâ zengin kimse  :   "Eğer şu işim olursa bu bayramda kurban keseyim" dese, kestiği kurban nezir yerine geçmez. Ancak kurbandan ayrı bir de nezir kurbanı keserse, o takdirde adak yerine gelmiş olur.
 
 3 - Nezredilen kurban, Allah'a ma'siyet cinsinden olmamalıdır. Oğlunu Allah'a kurban etmeyi adamak gibi.
 
 4 - Nezredilen kurban başkasının malı da olmamalıdır. Ancak kendi malından kurban adanabilir.
 
 5 - Nezredilen kurban yerine getirilmesi muhal bir şey de olmamalıdır. Geçmiş bir zaman için kurban adamak gibi.
 
 Adak kurbanının etinden sahibi yiyemediği gibi; ailesi, çoluk çocukları, torunları, anası-babası, dede ve ninesi de yiyemez. Tamamının fakirlere verilmesi şarttır. Şayet bir miktar yenecek olursa, o yenen miktarın kıymeti sadaka olarak fakirlere verilmelidir.
 
 Kurban bayramında kesmek üzere bir fakirin kurban alması da bir nevi nezir hükmündedir. O kurbanı kesmek artık fakir üzerine vâcib olur.
 
 ----------
 
 Kurban kesmekle ilgili sık sorulan sorular ve cevapları nelerdir?
 
 Kurban ne demektir?
 
 Kurban, kelime anlamı ile yakınlaşma demektir. Buradan hareketle, kurban kesmek; Allah’a yakınlaşma gayesiyle, O’nun verdiği mallardan, kurban edilmesi mümkün olan birini, yine O’nun rızası için boğazlamak demektir.
 
 
 
 Kurbanın dini dayanağı nedir?
 
 Kurban kesmek, ilk insanla beraber başlamıştır. Hz.Adem’in çocukları Allah için kurban kesmişlerdi, ama birisinin niyeti halis olmadığı için onun kurbanı kabul edilmemişti. Kardeşinin kurbanı ise kabul edilmişti. Diğeri de onu kıskanmış ve öldürmüştü. Bu olayı bize Kur’ân-ı Kerim nakleder. (  Mâide 5/27) Buradan hareketle kurbanda asıl olanın Allah rızası için kesme olduğunu da anlıyoruz.
 
 Bunun dışında Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde çeşitli vesilelerle önceki peygamberlere emredilen kurbanlardan, hacda kesilecek kurbanlardan söz edilir. Bütün dinlerde kurban vardır. Nihayet Kevser Suresi’nde ise Hz. Muhammed’e hitap edilerek onun ve ümmetinin kurban kesmesi emredilir. Hz. Peygamber de Medine’de sürekli kurban kesmiş ve hacda ise, muhtemelen altmış üç yıllık ömrünü esas alarak, 63 tane kurban kesmiştir.
 
 İbn Mâce’nin naklettiği hasen derecesinde bir hadisi şeriflerinde ise  : “Kim imkan bulur da kurban kesmezse bizim namazgahımıza yaklaşmasın” buyurmuştur.
 


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Kurban kesmenin dini hükmü nedir?
 
 Kevser Suresi’ndeki emrin bir başka manaya da gelme ihtimalinden ötürü, alimlerin çoğu kurbanın kesin bir farz olmadığı kanaatine varmışlardır. Hanefiler ise bu emrin, kesin yapılması gereken bir talepte bulunduğu, ancak bu farklı yorum ihtimaline bakarak buna inanmayanın dinden çıkmayacağı kanaatine varmışlardır. Böyle yapılması kesin olarak istenen, ama mahiyeti konusunda başka yorumlar da yapılabilecek şeyler için Hanefîler “farz” değil de “vacip” kavramını kullanırlar. Bu sebeple kurban Hanefilere göre vaciptir. Yani imkanı olanlar onu kesmelidirler ama bunu başka yorumlara bakarak yumuşatmakta serbesttirler.
 
 Şafiilere göre ise kurban sünnettir, ama sıradan bir sünnet değildir. Yapılması gereken bir sünnettir, yani “sünneti lazıme” dir.
 
 Müslim şöyle nakletmiştir. “Allah Rasulü Medine’de kurban bayram namazını kıldırmıştı. Bazı insanlar acele davranıp kurbanlarını kestiler. Hz. Peygamber’in kestiğini zannetmişlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (  sav) kendinden önce kesenlerin tekrar kurbanlarını kesmelerini emretti. Eğer kurban sadece isteyenlerin kesecekleri bir ibadet olsaydı, onların iade etmelerini emretmezdi.”
 
 Sonuç  :   Hanefîlere göre kurban kesmek vaciptir, kesmeyen günahkar olur. Şafiîlere göre kesmek sünnettir, kesmeyen günahkar olmaz.
 
 
 
 Kurban ne için kesilir?
 
 Hac Suresi’nde Allah (  cc)  :   “Kurbanlarınızın etleri ya da kanları Allah’a ulaşmaz; ama sizin takvanız Allah’a ulaşır.” (  22/37) buyuruyor. Buna göre, kurban kesmenin asıl amacının Allah’ın emrini yerine getirmek, böylece takvalı olduğunu göstermek olduğu anlaşılır. Bunun anlamı, Allah isterse en değerli malımızı dahi O’nun yoluna feda edebiliriz, demektir. Tıpkı Hz. İbrahim’in İsmail’i kurban etmeye karar vermesi gibi, gerekirse bizim de canımızı dahi kurban edebileceğimizi göstermektir. Bir bakıma da kurban malperestlik duygusunu kırmak, Allah’ın rızası karşısında her şeyimizden geçebileceğimizi göstermek anlamına gelir.
 
 Kurban ibadetinin  asıl amacı Allah’ın rızasını kazanmak ve O’na yakınlaşmayı arzu etmektir. Kurban kesen, bu ibadetiyle Allah’a yaklaşmış ve O’nun hoşnutluğunu kazanmış olur. Kurban, aynı zamanda bir sosyal yardımlaşma ve dayanışma örneğidir. Kesilen kurbanlardan maddi olarak daha çok yoksullar yararlanır. Görüldüğü gibi bu ibadetin ruhunda Hakka yakınlık ve halka fedakârlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban; -fıkhi hükmü ne olursa olsun- Müslüman toplumların simgesi  ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri dini hayatımızda önemli bir yer tutmaktadır. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun sembolik bir ifadesidir.
 
 İslam Dini; ferdi, ruhi-derûni hikmetlere ve insanî erdemlere ulaştırmayı öngörürken; toplumlar için, birleştirici ve bütünleştirici bazı emir ve uygulamalar da getirmiştir. İslam dininin bu üstün özelliği, zekât, hac ve kurban gibi sosyal boyutlu malî ibadetlerde, daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ibadetler başlangıçtan bütün Müslüman toplumlarda, genel esasları ve özü hiç bir değişikliğe ve müdahaleye uğramadan  devam etmiş ve yeni nesillere intikal ettirilmiştir.
 
 
 
 Kimler kurban kesmelidir?
 
 Kısaca hali vakti yerinde olanlar, yani zenginler kurban keserler. Bunun ölçüsü ise temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, kendisini zengin kılacak kadar malı mülkü bulunmaktır. Böyle olan malın mülkün üzerinden, zekatta olduğu gibi bir yıl geçmesi de gerekmez.
 
 
 
 Ailede yeterli birikimi olan karı-kocadan ve çocuklardan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?
 
 Hanefiler, şahsi malı bulunan herkesi başlı başına bir mükellef sayarlar ve böyle olan birisi, ister kadın olsun ister erkek olsun kurban kesmelidir derler. Diğer mezhepler ise, her bir ferdin ne kadar parası bulunursa bulunsun, bir eve bir kurban yeter diye düşünürler.
 
 
 
 Kadın kurban kestirebilir mi?
 
 Bir önceki soruya verdiğimiz cevaptan da anlaşılacağı üzere, Hanefilere göre kadının da kendi malı mülkü, altını ya da parası varsa onun da kurban kesmesi gerekir. Hatta kadın eve bakmakla yükümlü olmadığı için, onun temel ihtiyaçlarını karşılayacak parasının bulunması aranmaz. Çünkü onları zaten erkek karşılayacaktır. Öyleyse zengin olan kadın kurban keser, ya da vekalet vererek kestirir.
 
 
 
 Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?
 
 Dini ölçülerle yolcu sayılan bir insana kurban kesmek vacip değildir. Ancak bizzat kendisi keserse, ya da vekil tayin ettiği kişiye kestirirse güzel bir iş yapmış olur. Kesilen kurban nafile hükmündedir.
 
 Yolcu kurban kesmekle mükellef değildir. Ancak kesmesi halinde sevabını kazanır. Sefer halinde iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenler, kurbanlarını keserler.
 
 
 
 Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?
 
 Hayır asla! Çünkü ibadetlerin cinsini ve keyfiyetini biz tayin edemeyiz. İbadetler tamamen Mabudun bildirdiği gibi olmalıdır. Başka türlü verme ibadetleri zaten vardır. Kişi onlardan yapması gerekenleri de yapacak, gerekiyorsa kurbanını da kesecektir.
 
 Fıkhi hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti belirli şartları taşıyan hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilir. Kurban bedelini yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz. Şüphesiz Allâh Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Ancak, bu iki ibadetten birinin diğerinin alternatifi olarak sunulması dini açıdan doğru değildir.
 
 Nitekim Peygamber (  a.s.) Efendimiz de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl kurban kesmiştir. (  Buhârî, Hac 117, 119; Müslim, Edâhî 17).
 
 Ayrıca hadisi şeriflerde kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağı ve kurban edilen hayvanın her unsurunun kişinin hayır hanesine yazılacağı ifade edilmiştir. (  Tirmizî, Edâhî 1; İbnu Mâce, Edâhî 3).
 
 
 
 Kurban ne zaman kesilir?
 
 Kurban, kurban bayramının ilk üç gününde kesilir. Kurban kesim vakti, Bayram namazı kılınan yerlerde, bayram namazı kılındıktan sonra, bayram namazı kılınmayan yerlerde ise sabah namazı vakti girdikten sonra başlar. Bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar devam eder. Bu süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri kesilmesi uygundur. Bayramın birinci günü kesmek daha faziletlidir.
 
 Şafii mezhebine göre ise kurban bayramın  dördüncü günü de kesilebilir.
 
 
 
 Bir kurbana kaç kişi ortak olur?
 
 Koyun veya keçinin bir kişi tarafından; sığır, manda ve devenin ise, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban olarak kesilebileceği Hz. Peygamber'in hadisleri ve uygulamaları ile sabittir (  Ebû Dâvûd, “Dahâyâ”, 7-8 ). Ortak olarak kurban edilebilen hayvanlar tek veya çift hisse olarak kesilebilirler.
 
 Büyük baş hayvanlara birden yedi kişiye kadar ortak olabilir. Hayvan kurban olacak yaşta ve özelliklerde bulunduktan sonra, etinin az ya da çok olması, ortak sayısını belirlemez. Küçük ve eti az olsa dahi büyük baş hayvanlara yedi ortak olabilir. “Bu kurban ancak beş kişilik, ya da üç kişilik olur” gibi ifadeler, kişi başına gelecek etin belli bir miktarda olmasını anlatmak için söylenir. Yoksa büyük baş bir hayvan kurban olma özelliklerini taşıdıktan sonra ona yedi kişi ortak olabilir.
 
 
 
 Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir? Bu hayvanlar hangi nitelikleri taşımalıdır?
 
 Kurban ancak keçi koyun, sığır deve ve mandadan olur. Bunun dışındaki hayvanlardan kurban olmaz. Çünkü kurban bir ibadettir ve ibadetleri Hz. Peygamber nasıl öğretmişse ancak öyle yapılırlar.
 
 Tavuktan, deve kuşundan vb. hayvanlardan kurban kesmeye kalkan, veya bunların kurban olabileceğini söyleyen ya da bu hayvanlardan bir kurban adayan insan bir bidat işlemiş olduğu için günahkar olur. Hatta böyle bir iddiaya küfür diyen alimler dahi vardır.
 
 Kurban kesilecek hayvanlar kendi cinsinin olgun yaşına geldiğinde ve ortalama bir büyüklükte olduğunda kurban kesilebilirler. Her hangi bir arıza ya da hastalık bunları ortalama değerden düşürmüşse kurban kesilemezler. Çünkü kurbanda bir bakıma şöyle bir mana vardır  :   “Ya Rab! Ben senin rızan için bir koyun, ya da bir keçi vb kesiyorum”.
 
 Durum böyle olunca normal bir keçi ya da normal bir koyun sayılmayan, arızalı bir hayvanı kurban etmek uygun olmaz. Bu konudaki ölçü şu hadisi şeriftir  :   “Kurbanda belirgin kör, belirgin hasta, belirgin topal ve kemiklerinde iliği kalmamış kadar zayıf hayvanlar kurban olmaz”.
 
 Ayrıca tek gözü olmayan ve boynuzları kırılan hayvanların da kurban olmayacağı söylenmiştir. Çünkü bu arızalar bir hayvanı kendi cinsinin ortalaması olmaktan çıkarır. Ancak besili olsun ya da zarar vermesin diye küçükken boynuzları köreltilen hayvanlar böyle değildir. Çünkü bu durum hayvanın değerini düşürmez, aksine artırır.
 
 Kurban, Koyun-keçi, sığır-manda ve deveden olur. Bunlar dışında kalan hayvanlardan kurban olmaz. Bu üç cins hayvanın hem dişisinden, hem de erkeğinden kurban olur. Koyun ve keçi bir yaşını, sığır iki yaşını, deve ise 5 yaşını doldurmadan kesilmemelidir. Bu yaşlar, yaklaşık olarak bütün mezheplerin ortak görüşüdür. (  bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/315) Ancak Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre, 6-7 aylık kuzu yavrusu, bir yaşındaki gibi cüsseli ve gösterişli ise, kurban olarak kesilebilir. Keçinin ise bir yaşını doldurması şarttır.
 
 
 
 Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?
 
 Büyük baş hayvanlara birden yediye kadar ortak olunabilir. Küçük baş hayvanlardan ise ancak bir kurban olur.
 
 
 
 Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?
 
 1. Kurban keserken özellikle hayvana sıkıntı vermemeye dikkat etmelidir. Şehirlerde gördüğümüz ve hayvanların itilip kakılarak, dövülerek kurban edilmesi vahşiliktir, İslam ahlakına sığmaz. Böyle eziyet eden insanlar sanki on günah işlemiş iki sevap almış gibidirler. Bu kadar günah almaktansa sevabı terk etmek daha iyidir. Müslümanlar kurban keserken hayvana nasıl şefkatle davranılacağını gösterme şansı yakalarlar. Bu şansı kaçırmamalı ve müslümanın merhametini ve diğerlerinden farkını göstermelidirler.
 
 2. İkinci önemli mesele, temizlik ve insanları tiksindirmemedir. Şehirlerde gördüğümüz manzaralar, Müslümanlığın belirtileri değildir. Bizden Allah kurban kesmemizi ister, etrafı pisletmemizi değil. Ve Hz. Peygamber (  sav) şöyle buyurur  :   Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur. (  İhsan, bir şeyi yapılabileceğinin en güzeliyle yapmaktır). Öyleyse boğazlarken de ihsan ile boğazlayın, bıçağınızı iyi bileyin ve hayvanınızı rahatlatın”. Bu konuya Müslümanlar çok; ama çok dikkat etmeli ve her fırsatta dine ve dindarlara saldırmak isteyenlere fırsat vermemelidirler.
 
 
 
 Hayvanı önce bayıltmak, sonra kesmek ve birden fazla hayvanı birden kesmek, yahudi ve hristiyanların kestiklerini yemek caiz midir?
 
 Fazla eziyet vermemek (  ölüm acısını azaltmak) maksadıyla, kesim esnasında hayvanın elektrik şoku ile veya narkoz vererek bayıltılması, bu hayvanın kurban olarak kesilmesine engel ayıplarından sayılmaz. Çünkü kurbana engel ayıp, kesim esnasında meydana gelen arızalar olmayıp, hayvanda önceden mevcut olan ve emsaline göre hayvanın değerini noksanlaştıran kusurlardır. Kesim esnasında meydana gelen kusurlar, kesim işlemine dahil bir ameliyye olup, kurbana engel ayıp sayılmaz. Bu itibarla, canlı olarak (  şok etkisi ile ölmeden önce hemen) kesilmek kaydı ile kurbanlık hayvanın elektrik şoku ile bayıltılarak kesilmesi caizdir. Hayvan henüz kesilmeden, şok etkisiyle ölürse, kurban olmayacağı gibi, eti de yenilmez.
 
 Bu nedenle bayıltılmış hayvan, usulüne uygun olarak kesildiğinde eti yenir. Kanın tamamen boşalıp boşalmaması hükmü değiştirmez. Kafasına vurulduğunda hayvan ölürse, ölmüş hayvanı boğazlamak onu helal kılmaz. Yurt dışında yapılan uygulamada hayvanın, kesilmeden önce ölüp ölmediğini sormak ve anlamak gerekir.
 
 Hayvanların öldürülme usulünün islama uygun olması konusunda büyük ve küçük baş hayvanlar arasında çok fark yoktur. Her ikisinin de ya müslümanlar veya ehl-i kitap (  yahudi ve hristiyanlar) tarafından usulüne uygun olarak öldürülmüş olması gerekir. Birden fazla hayvanı bir makinede, düğmeye bir basmada kesmek caizdir. Kesen ya Müslüman veya ehl-i kitap olacaktır. Hristiyanların kestikleri, kendi dinlerine göre yeniyorsa, o eti Müslümanlar da yiyebilirler; yeter ki et domuz, yılan gibi eti haram olan hayvanlardan olmasın!
 
 
 
 Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?
 
 Kurban kesmekten asıl amaç, Allah için kan akıtmaktır. Bu yapıldıktan sonra kurban tamamdır; ancak elbette kurban kesmenin hikmetlerinden biri de fakir fukaranın et yemesidir. Bunu sağlamak ve kurban etini olabildiğince dağıtmak gerekir.
 
 Hz. Peygamber, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir bölümünün de eve ayrılmasını tavsiye etmiştir (  Ebû Dâvûd, “Dahâyâ”, 10). Ailenin ihtiyaç durumuna göre etin tamamı evde bırakılabileceği gibi, toplumda muhtaçların arttığı dönemde kurban etinin çoğunun hatta tamamının dağıtılması uygun olur.
 
 
 
 
 
 Kurban bağışlanabilir mi?
 
 Kurban elbette bağışlanabilir. Kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına kurban kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir. Ancak kurban kesmek yerine onun parasını bağışlamakla kurban görevini yerine getirmiş olmaz.
 
 
 
 Hayır kurumlarına vekalet vererek kurban kesilebilir mi?

 
 Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir. Ancak kurbanın bir ibadet olduğunu bilmek gerekir. Bu sebeple kesilen kurbanların etlerinin günah olmayan şekilde ve Müslümanca kullanılıyor olmasına dikkat etmeli ve bunu aynı zamanda takip etmelidir.
 
 
 
 Hayır kurumlarına bağışlanan kurbanlar için de şükür namazı kılınır mı?
 
 Kurban için kılınan iki rekat şükür namazı, kurbanını kendi kestiğinde de, başkasına kestirdiğinde de kılınmalıdır. Bunu kılmak şart/farz değildir; ama kılınması sünnettir, sevaptır.
 
 
 
 Taksitle kurban alınabilir mi?
 
 Kurbanın peşin alınma zorunluluğu yoktur. Helal olan her türlü alışverişle kurban da alınır. Taksitle alış veriş caiz olduğuna göre kurbanı da taksitle almak caizdir.
 
 
 
 Borç para ile kurban kesilir mi?
 
 Borç para ile başka şeyler almak caiz olduğuna göre kurban almak da caizdir.
 
 
 
 Ölmüş kişiler için de kurban kesilir mi?
 
 1. Ölü adına veya sevabı ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir. Bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir.
 
 2. Sevabı Peygamberimiz (  s.a.v.)'ın mübarek ruhuna veya başka mübarek zatların ruhuna bağışlanmak üzere kurban kesmek caizdir.
 
 
 
 Bayramda adak kesilir mi?
 
 Bayramda adak kesilir. Hatta bazılarına göre “Kurban” denen şey, Kurban Bayramı’nda kesilen hayvan olduğu için, “Ben bir kurban keseceğim” diye adak adayan insan, sanki kurban bayramında bir kurban keseceğim, demiş olacağından, adaklar da ancak kurban bayramında kesilir. Fakat bizim dilimizde “Kurban” dendiği zaman bu anlaşılmadığı için, adaklar, özellikle kurban bayramında denmiş olmadıkça, her zaman kesilebilir.
 
 
 
 Adak ne demektir?

 
 Kişinin dinen yükümlü olmadığı halde, farz veya vacip türünden bir ibadet yapacağına dair Allah’a söz vermesidir.
 
 
 
 Adak bağışlanabilir mi?
 
 Adak kurban elbette bağışlanabilir. Kişi adak kurbanını keser ve etini olduğu gibi bir şahsa, şahıslara, ya da kurumlara bağışlayabilir. Kendisi adına adak, akika, şükür kurbanı kesilmek üzere kurbanının parasını da bağışlayabilir, yani birisini vekil kılabilir, vekil kıldığı kişi de kurbanı keser veya kestirir.
 


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Hayır kurumlarına vekalet vererek adak, akika, şükür kurbanı kesilebilir mi?
 
 Elbette güvendiği ve bu görevi hakkıyla yerine getirdiğinden emin olduğu kurumlara kurbanını verebilir, onları vekil ederek kesilmesini onlardan isteyebilir.
 
 
 
 Kur’an’da anlatılan Habil ve Kabil olayından dolayı, kurban kesmek için takva sahibi olmak şart mıdır?
 
 Kurban ibadetini yerine getirmenin şartlarından biri takvâ değildir; takvâ genel olarak müminlerin elde etmeleri ve geliştirmeleri gereken bir vasıftır. "Kurban ibadeti vaciptir, sünnettir; kesmezsem Allah'a itaatsizlik etmiş, Hz. Peygamber'in sünnetini terk etmiş olurum" düşüncesi bir takvâdır ve bu düşünce de hemen her kurban kesende vardır.
 
 Hz. Âdem'in iki oğlunun kurbanları konusu Kur'an'da açıklanmıştır ( Maide. 5/27-31). Buna göre oğullardan birinin kurban ibadetinin kabul edilmemiş olmasını, diğer (  kurbanı kabul edilen) oğul "takvâ" ile açıklamakta, "ibadetin ancak takvâ sahibi olanlardan kabul edileceğini" ifade etmektedir. Burada takvânın ne mânaya geldiği de âyetin devamından anlaşılmaktadır  :   Kurban'ı kabul edilmeyen oğul, kıskançlık yüzünden kardeşini öldürmek istemektedir. Bir kulun Allah'a bağlılığı, O'na karşı sevgi ve saygısı, itaatsizliğin sebep olacağı kötü sonuçlardan korkması (  takvâ) onun kıskançlık duygusunu veya başkaca nefsani arzularını yenmesine yetmiyorsa takvâsı eksik demektir; takvâsı eksik olanların itaatı (  kulluğu) da eksik olur, ibadetlerini Allah için değil, başka saik ve sebeplerle yapmış olabilirler ve ibadetin kabul edilmemesi işte bu "niyet ve saik" kusuruna bağlıdır. Ayrıca bir kimse diğerinde takvâ olup olmadığını bilemez, kendisinde takvâ duygusu ve buna bağlı davranışların bulunup bulunmadığını ise bilir. Allah emrettiği, Hz. Peygamber de yaptığı için ödev bilerek kurban kesen kimsede -bu mânada- takvâ vardır.
 
 
 
 Gebe hayvanın ya da yeni doğuran hayvanın kurban edilmesinin sakıncası var mıdır?
 
 Doğumu yaklaşan gebe hayvanı ya da yeni doğuran hayvanı kurban olarak kesmek mekruhtur. Doğacak yavruların telef edilmesi söz konusu olduğu için gebe hayvanın kurban edilmesi doğru değildir.
 
 
 
 İki kişinin keseceği kurbana üçüncü kişi girebilir mi?

 
 Ortak olarak kurban edilebilen hayvanlar tek veya çift sayıda ortak tarafından kurban edilebilirler. Buna göre iki ailenin ortak kestiği bir hayvana mutlaka üçüncü bir kişinin ortak olması gerekmez. Bir kimse, kurbanlık olarak aldığı sığıra, sonradan bir veya daha fazla kişiyi ortak edebilir.
 
 
 Kurbanın başının koparılması gerekir mi?
 
 Hayvana eziyet verilmemesi amacıyla hayvanın canı çıkmadan başının gövdesinden ayrılması hoş karşılanmamıştır. Canı çıktıktan sonra başının vücudundan ayrılmasında sakınca yoktur.
 
 
 
 Vekalet yoluyla kurban kesilebilir mi?
 
 Kurbanı bizzat kişinin kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban, mali bir ibadettir. Mal ile yapılan ibadetlerde ise vekalet caizdir.
 
 Kurbanı kişi kendi bulunduğu yerde vekalet vererek kestirebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekalet vererek kestirebilir. Aynı şekilde vekalet, sözlü olarak verilebileceği gibi, yazılı olarak, telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları ile de verilebilir.
 
 Kişinin keseceği kurbanı bizzat satın alması, kendisinin kesmesi veya kesilirken yanında bulunması, -kurbanın sahih olması için- gerekli değildir. Bunlar vekalet yoluyla da yapılabilir.
 
 
 
 Kurbanlık hayvanın sütünden, yününden, derisinden, sakatatından sahibinin yararlanmasının bir sakıncası var mıdır?
 
 Bir kimse, kendi evinde besleyip büyüttüğü veya kurbanlık olarak satın almadığı bir ineğini, kurbana bir müddet kala kurban edeceğine niyet etse de bu ineğinin sütünü yiyebilir, ondan istifade edebilir. Fakat kurban olarak alınan bir hayvanın kesim öncesinde sütünden ve yününden yararlanmak uygun değildir. Şayet yararlanılmışsa bedeli sadaka olarak verilmelidir.
 
 Kurbanın deri, et, yağ, baş, ayak, yün ve süt gibi parçalarının satılması mekruhtur. Eğer böyle bir şey yapılırsa kıymetinin tasadduk edilmesi gerekir. Kurban, sırf Allah rızasını kazanmak için kesildiğinden kurbanın etinin ve diğer parçalarının satılarak bedelinin sahipleri tarafından harcanması caiz değildir. Eğer böyle bir şey yapılmışsa, kıymetinin tasadduk edilmesi gerekir.
 
 
 Kurban etinden Kasap ücreti verilebilir mi? 
 
 Kurban etinden kasap ücreti de verilmez. Hz. Ali'den şöyle dediği rivayet edilmiştir  :   "Resulullah (  a.s), develer kesilirken başında durmamı, derilerini ve sırtlarındaki çullarını paylaştırmamı emretti ve onlardan herhangi bir şeyi kasap ücreti olarak vermeyi bana yasakladı ve kasap ücretini biz kendimiz veririz" buyurdu. (  Müslim, Edahî, 28; Ebu Davud, Edahî, 9; Nesâî, Dahâyâ,37)
 
 
 Kurban etinin ve derisinin satılması caiz midir?
 
 Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber, veda haccında Hz. Ali'ye, kurban olarak kesilen develerinin başında durmasını ve bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak vermesini, kasap ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (  Ebû Dâvûd; “Menâsik”, 20). Buna göre kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi caiz değildir. Derinin satılması halinde bedelinin yoksullara verilmesi gerekir. Ancak şart koşmamak kaydıyla kurbanın eti veya derisi kesene bağışlanabilir.
 
 İsteyen kimse, önceden bedelini ödeyerek, müslümanların kurduğu bir vakıf ya da bir kuruluş organizesiyle vekaleten kurbanlarını kestirmeleri ve bu kurbanların etlerinin yoksul müslümanlara et olarak ulaştırılması caiz olduğu gibi söz konusu etlerin, kısmen veya tamamen et olarak Müslümanlara ulaştırılması imkanının sağlanamaması halinde bunların rayiç bedelle satılarak bedelinin uygun yerlere sarfedilmesinde dinen bir sakınca yoktur.                               
 
 
 
 Kurbanın yenilmeyecek yerleri nelerdir?
 
 Kurbanın yenilmesi caiz olmayan azaları şunlardır   : 
 
 * İdrar yolu (  ferci)
 
 * Hayaları
 
 * İdrar torbası
 
 * Safra kesesi (  öd)
 
 * Akan kanı
 
 * Tenasül uzvu
 
 Hayvanın bu kısımları kesildikten sonra parçalanırken ayrılır ve atılır.
 
 
 
 Kurbanın derisi ne yapılır?
 
 Kurbanın derisi sahibi tarafından istenirse seccade veya evde kullanılabilecek bir eşya yapılabilir. Kurban sahibi derisini istediği gibi tasarruf eder, dilediği hayır müessesesine verebilir.
 
 
 
 Hac kurbanları Türkiye’de kestirilebilir mi?
 
 İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadeti, Müslümanların Mekke’de bulunan Kabe’yi ve çevresindeki kutsal mekanları, bu ibadet için tahsis edilen belli zaman dilimi içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmeleri ve yapılması gerekli diğer görevleri yerine getirmeleridir.
 
 Hac ibadeti, ifrad, temettu' ve kıran olmak üzere üç şekilde eda edilebilir.
 
 Sadece hacca niyet edilip, umreye niyet edilmeyen ifrat haccında kurban kesmek zorunlu değildir.
 
 Temettu haccı (  aynı hac mevsiminde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac için tekrar ihrama girilerek yapılan hac) ile kırân haccı ( bir niyetle hac ve umre  için ihrama girilerek yapılan hac)’nda harem bölgesinde (  Kabe ve civarı) şükür kurbanı (  hac kurbanı, hedy) kesilmesi vaciptir (  Bakara 2/196). Bu nedenle,  hac kurbanının harem bölgesi dışında kesilmesi caiz değildir. Bu konuda din bilginleri arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
 
 Hac'da kesilen bu kurbanı, hacının bizzat kendisi veya vekalet verdiği bir kimse kesebildiği gibi, kurban organizasyonunun yürüten İslam bankası aracılığı ile de vekaleten kestirebilmektedir.
 
 İslam bankası tarafından kesilen kurbanlar, o yörede ve İslam dünyasının çeşitli bölgelerindeki fakirlere ulaştırılmaktadır.
 
 Hacda bulunan kişilerin, hac kurbanı (  hedy) dışında, Bayram münasebetiyle nafile olarak kurban kesmek istemeleri halinde, bunu vekalet yoluyla Türkiye’de veya başka bir ülkede kestirebilirler..
 
 
 
 Kurban kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?
 
 Kurban ibadeti, kurbanlık hayvanı kesmek suretiyle yerine getirilir. Bunun  için kurban bayramında kesilen kurbanı veya adak kurbanını kesmek yerine, parasını fakirlere vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olmaz.
 
 Fıkhi hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti belirli şartları taşıyan hayvanların usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilir. Kurban bedelini yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz. Şüphesiz Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Ancak, bu iki ibadetten birini diğerinin alternatifi olarak algılamak dini açıdan doğru değildir.
 
 Nitekim Peygamber (  a.s.) efendimiz de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl bizzat kurban kesmek sureti ile bu ibadeti yerine getirmiştir. ( Buhârî, “Hacc”, 117, 119; Müslim, “Edâhî”, 17).
 
 Hz. Peygambere (  s.a.v.) kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağını ve kurban edilen hayvanın her bir parçasının kişinin hayır hanesine kaydedileceğini ifade etmiştir. (  Tirmizî, “Edâhî”, 1; İbn Mâce, “Edâhî”, 3)
 
 
 
 Kurban kesildikten sonra fiyat belirlenmesi (  Kurbanın Kilo İle Alınıp Satılması) caiz midir?
 
 Kesildikten sonra sakatatını kellesini ve derisini hesaba katmaksızın geri kalan eti tartılarak kilosu şu kadardan fiyatı tespit edilmek üzere pazarlık edilerek satın alınan hayvanın kurban olarak kesilmesi ve yapılan bu alış-veriş caizdir.
 
 Şu kadar var ki kilo fiyatının rayiç bedel şeklinde muallakta bırakılmayıp kaçtan olacaksa belirlenmesi ve derisi, kellesi, sakatatı gibi kısımlarının satıcıda kalmak üzere akitten istisna edilmemesi gerekir.
 
 Aynı şekilde canlı olarak tartılarak kilosu şu kadardan fiyatı tespit edilmek üzere satın alınan hayvanın da kurban olarak kesilmesi ve yapılan akit caizdir.
 
 Kilosunun fiyatı belli olmak kaydıyla, bir hayvanın canlı iken, yahut kesildikten sonra et olarak tartılıp fiyatının belirlenmesi suretiyle satılması caizdir.
 
 
 
 İhmal sebebiyle zamanında kurban kesmeyen ne yapmalıdır?
 
 Şartlarını taşıdığı halde ihmal v.b sebeplerle kurban kesmeyen bir kimsenin, o yıla mahsuben, bir kurban bedelini fakirlere vermesi, ayrıca tevbe ve istiğfar etmesi gerekir.
 
 
 
 Alınan kurbanlığın ölmesi durumunda ne yapılır?

 
 Almış olduğu kurbanlık hayvanı ölen kişi, yükümlülük şartlarını taşıması halinde, Bayramın ilk üç gününde ise yeni bir kurbanlık alıp kesmesi, Bayram günlerinden sonra ise kurban bedelini tasadduk etmesi gerekir.
 
 Zengin bir kimsenin aldığı kurbanlık hayvan, kurban günlerinden önce ölürse, bu kimsenin yeniden bir kurbanlık hayvan alması gerekir.
 
 Zengin bir kimse bir şahısa para verip "bununla kurbanlık hayvan al ve benim adıma kurban kes" dese; ancak bu şahıs parayı harcasa; zengin olan şahıs da bu durumu eyyam-ı nahr (  kurban kesim günleri) geçtikten sonra öğrense vekilin söz konusu parayı tazmin etmesi gerekir. Zengin olan kimsenin kurban yükümlülüğü düşmez. Ancak eyyam-ı nahr geçtikten sonra bu paranın fakirlere tasadduk edilmesi gerekir.
 
 
 
 Erkeğin eşi için kurban kesmesi gerekir mi?

 
 İslam dininde ferdin mülkiyeti esas olduğundan ailede (  karı-koca) zengin olan kişi kim ise kurbanı onun kesmesi gerekir. Kişi dilerse karısı veya çocukları adına kurban kesebilir.
 
 
 
 Kesilen kurbanın kanından sürmenin bir sakıncası var mıdır?
 
 Kesilen kurbanın kanından eve, arabaya, alna sürülmesi ve bundan bereket umulmasının dini bir temeli yoktur; eski örf ve âdetlere dayanmaktadır.
 
 
 
 Adetli kadın ve cünüp erkek kurban kesebilir mi? 
 
 Hayvan kesiminde, gerekli yeterlilik ve şartları taşıyan kişi; kadın olsun, erkek olsun kurban kesebilir.
 
 Hayız gören kadın veya cünüp bir erkek kurban kesebilir. Kestiği de yenir.
 


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Ana rahmindeki çocuk için kurban kesmek gerekir mi?
 
 Anne karnındaki bebek için kurban kesilmesi gerekmez. Ancak kişi hanımım hamile kalırsa kurban keseceğim diye adakta bulunması halinde bu kişinin kurban kesmesi gerekir.
 
 
 
 Kesilen kurbanın hasta olduğunun ortaya çıkması halinde yeniden kesmek gerekir mi?
 
 Kesilen kurbanın hasta olduğu ortaya çıkıp, etinin  sağlık sebebiyle imha edilmesi halinde, eğer kurban  kesme günleri (  bayramın ilk üç günü) çıkmamış ise iade edilen  para ile yeni bir kurban kesilmesi, kurban kesme günleri geçmiş ise, bu paranın fakirlere tasadduk edilmesi gerekir.
 
 
 
 Kurbanlık hayvanların gebe kalmasını önlemenin bir sakıncası var mıdır?
 
 Allah Teâla diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş ve onlardan çeşitli şekillerde faydalanmayı helal kılmıştır.
 
 Ancak kurbanlık için hazırlanan hayvanların daha fazla etlenmelerini temin maksadıyla gebeliklerinin sonlandırılması; fıtrata müdahale, ekolojik dengenin korunması ve hayvanlara karşı şefkatli davranma çerçevesinde ele alındığında dinen uygun değildir.
 
 Dinimizce uygun görülmeyen şeyleri yapmak günah olduğu gibi, böyle şeylere rıza göstermek ve aracı olmak da günahtır. Ancak, kurbanlık veya etlik olarak beslenen hayvanların gebe kalmalarını engelleyici ilaç ve benzeri şeylerin kullanılmasında dinen bir sakınca yoktur.
 
 
 
 Kurban Bayramında yapılan ibadet ve merasimlerin dindeki yeri nedir, farz mıdır, sünnet midir?
 
 Ezanımız, camimiz, minaremiz, selamlaşmamız, günlük dildeki dinî motiflerimiz, giderek açılsa bile kılık kıyafetimiz, bayramlarımız, âdâb-ı muaşeretimiz (  görgü kurallarımız)... Müslümanlar olarak bizim alâmet-i fârıkamızdır (  bizi başka din ve kültür mensuplarından ayıran işaretlerimiz, nişanlarımız, şiarlarımız, sembollerimizdir). Bugün bu nişanlarımızı korumak dünkünden daha önemli hale gelmiştir; çünkü artık topluluğumuz çoğulcudur, çok kültürlüdür, çok inançlıdır; bu çoklar yedi renk gibi ayrışmış, birbiri ile alakalarını asgariye indirmiştir; artık bu renklerin birleşerek bir aydınlık, bir aydınlatıcı ışık olması şöyle dursun, bazılarının çok severek kullandıkları mozaik bile oluşturmaktan uzaktır.
 
 Müslümanların vazgeçilmez değerleri üzerine titremeleri gereken bir unsur da inanç (  din, iman) nişanlarıdır. Onlar manaları, muhtevaları, içte ve derinde olanları muhafaza eden zarflardır, siperlerdir, zırhlardır; işleri ve işlevleri yalnızca korumaktan ibaret de değildir, onlar aynı zamanda telkin eder, talim eder, terbiye eder.
 
 Bu bayramda kurban keseriz, bayram sabahı bayram namazı kılarız, Arafe günü sabah namazından sonra başlayarak bayramın dördüncü günü ikindi namazı sonuna kadar devam etmek üzere "teşrık tekbirleri" getiririz, yoksullara kurban eti dağıtırız, ölü (  mezarlarda) ve diri (  evlerde) yakınlarımızı ziyaret ederiz, halleşir, dertleşir, hasret giderir, muhabbeti arttırırız. Günümüzde haberleşme imkanları geliştiği için ziyarete gidemediğimiz yakınlarımızı telefon vb. vasıtalarla arar, hal hatır sorar, bayramlarını tebrik ederiz.
 
 Bayramda yapılan bu ibadetler ve merasimlerin dindeki yeri (  hükmü; farz mı, vacib mi, sünnet mi olduğu) tartışılıyor. Asıl sorulması gereken soru şudur  :   Bunlar terkedilirse ne olur, neleri kaybetmiş oluruz? Bize göre en önemlisi bir şiarımızı kaybetmiş oluruz; "Şiarı kaybetmek caiz midir?", soru böyle sorulmalıdır.
 
 Hiçbir İslam mezhebinde kurban, terkedilmesinde sakınca bulunmayan, yapılması da fazla önemli olmayan bir ibadet değildir; kurban önemli bir ibadettir, Hz. Peygamber (  s.a.) buna önem vermiş ve hayatı boyunca yerine getirmiştir.
 
 Bir müslüman gerekli ve meşru olmadıkça otu bile koparmaz. Gerekli ve meşru olunca insanı bile öldürür (  savaşta düşman öldürülür ve düşman bir insandır). Kurban kesmek, başka hikmetleri yanında işte bu şuur ve teslimiyetin de sembolüdür, eğitimidir.
 
 Şiarlarımızı koruyalım, yoksa bu toz duman içinde her şeyimizi kaybedebiliriz.
 
 
 
 "Kurban kesmek insandaki şiddet eğilimini güçlendirir, sevgi ve merhamet dîni olan İslâm'da bu olmamalıdır" diyenler var; siz ne dersiniz?
 
 Kurban bayramı yaklaşınca hayvanseverler ve etyemezler kurban kesmenin şiddetle ilgili yönünü öne çıkarıp bunu tartışıyorlar, kurban kesmek isteyen müslümanlar bazı detayları merak ediyor ve bu arada kurban derilerini ve etlerini istedikleri yere verme haklarını kısıtlayanları konuşuyorlar. İslâm âlemi kurban bayramı ve hac ibâdetinin manevî atmosferi içinde dinî tefekkür ve heyecanın yüce ufuklarına kanat açıyor..
 
 Şiddet kayıtsız ve sınırsız olarak mahkûm edilemez; bir milletin maddî ve manevî değerlerine göz diken ve saldıran düşmana karşı şiddetin adı cihaddır, meşrû savaştır, bu savaşta ölenlere şehid, kalanlara gâzî denir. Tartışılan şiddet içeriye ve dışarıya, kendi insanlarına veya başka insanlara yönelik "haksız, hukuksuz" şiddettir.
 
 Av yaparak veya belli usûller ile öldürerek hayvanların etinden ve başka parçalarından yararlanmak insanlık kadar eskidir, bütün ilâhî dinlerde meşrûdur ve ahlâka da aykırı değildir. Eğer insan dışındaki canlılar; gerektiği, insanlar buna ihtiyaç duydukları halde öldürülmeyecekse ne tarımcılık yapılabilir hattâ ne de -gözle görülmeyen canlılara basıp öldürme ihtimâli bulunduğu için- kırda bayırda yürünebilir. Merhamet adına söylenebilecek şey, hayvanların gereksiz yere öldürülmemesi ve gerektiği için öldürülecek hayvana eziyet edilmemesidir.
 
 Kurban kesmekle insandaki şiddet eğilimi arasında kurulan ilişkiler, kurban keserek şiddet arzusunu tatmin eden insanın başka canlılara ve insana yönelik şiddet eğiliminin azalacağı gibi düşünceler, ilmî verilere dayanmamaktadır. Şiddeti azaltacak şey sevgidir, merhamettir, özellikle bütün yaratıkların sahibi ve yaratıcısı olan Allah sevgisidir, O'nun merhametinden yansımalara sahip olmaktır; bunlar da sağlıklı bir din ve ahlâk eğitimi ile elde edilir.
 
 Sâffât sûresinde (  102-110) Hz. İbrâhim'in, oğlu yerine kestiği kurban olayı güzel ve etkili bir üslûp içinde özetlenmiştir. Buna göre Hz. İbrâhîm rüyasında, Allah için oğlunu kurban ettiğini görmüş, bunu teslimiyet sembolü olarak almak yerine zahiri ile alıp uygulamaya kalkışmış; onun ve oğlunun bu itâat, fedâkârlık ve teslimiyeti Allah tarafından kurban olarak kabûl edilmiş ve bunun yerine bir koç kurban etmesine izin verilmiş, koç kurbanı, oğul (  can) kurbanı yerine geçmiştir. Bu kurbanın gökten indirildiği, cennetten geldiği şeklindeki rivâyetler âyetlerde ve sahîh hadîslerde yoktur.
 
 Konuyla ilgili ilave soru ve cevapları  : 
 
 Kurban kesilirken besmele çekmenin hükmü nedir? Hangi dua okunmalıdır?
 
 İster kurban niyetiyle olsun ister başka bir amaçla olsun hayvan kesilirken besmele çekilmesi gerekir. Hayvanın kesimi esnasında besmele kasten terk edilirse o hayvanın eti yenilmez. Ancak kasıtsız ve unutularak besmele çekilmezse bu hayvanın eti yenilir.
 Kurban kesilirken üç defa  “Bismillahi Allahü ekber” denilir ve şu ayetler okunur  : 
 
 
 قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ  لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا۬ اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ         
 
 Okunuşu  :   Kul inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillahi Rabbi’l-Âlemîn lâ şerîke leh. Ve bi zalike umirtü ve ene evvelü'l müslimîn. (  En’am 6/ 162-163)
 
 اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذ۪ي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَن۪يفًا وَمَآ اَنَا۬ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۚ
 
 (  En’am 6/ 79)(  Okunuşu  :   İnnî veccehtü vechiye lillezî fatare’s-semâvâti ve’l-arda hanîfen ve mâ ene min’el-müşrikîn.)
 
 Kurban keserken abdestli olmak şart mıdır?
 
 Kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte, kurban bir ibadet olduğu için kesenin abdestli olması daha faziletlidir.
 
 Akika, adak, udhiyye ve nafile kurbanlar için aynı büyükbaş hayvana ortak olunabilir mi?
 
 Ortak kesilen kurbanlarda, hissedarlardan her birinin kurbanlarını aynı maksat için kesmiş olmaları gerekmez. Ortakların her birinin ibadet niyetiyle katılmış olması kaydıyla bir kısmı udhiyye, diğer bir kısmı ise adak, akîka, nafile kurbanı olarak niyet edebilirler.
 
 Satın alındığında sağlam olup sonradan kusurlu hale gelen bir hayvan kurban edilebilir mi?
 
 Bir kimse sağlam bir hayvan satın alsa fakat daha kesilmeden hayvanda kurban edilmeye engel bir kusur meydana gelse, eğer satın alan kişi zenginse yenisini alıp kesmelidir. Yoksulsa yenisini almasına gerek yoktur, almış olduğu hayvanı kurban eder.
 
 Doğumdan sonra boynuzların elektrikle kurutulması hayvanın kurban olmasına engel olur mu?
 
 Doğumun peşinden hayvanların boynuzlarının elektrik ve benzeri yöntemlerle kurutulması suretiyle boynuzsuz olarak büyüyen hayvanların kurban edilmeğe engel başka özürleri yoksa kurban edilmesinde bir sakınca yoktur.
 
 Kısırlaştırılmış hayvanlar kurban edilebilir mi?
 
 Çeşitli amaçlarla kısırlaştırılmış veya burularak hadım hale getirilmiş hayvanlar kurban olarak kesilebilir. Kurban açısından bu herhangi bir eksiklik oluşturmamaktadır.
 
 Kurban kesilen hayvanda bir hastalık ortaya çıkarsa yerine başka birinin kesilmesi gerekir mi?
 
 Kurbanlık hayvanın kesilmeden önce hastalığı bilinmiyor ve başka bir özrü de yoksa kestikten sonra hastalığının anlaşılması halinde yeniden kurban kesilmesi gerekmez. Ancak satıcının, eskiden olan bir ayıbından dolayı kurbanlığın bedelini bayramın ilk üç gününde iade etmesi durumunda yeniden kurban alınarak kesilir. Bundan sonra iade edilmesi halinde bu para fakirlere sadaka olarak dağıtılır.
 
 Dişi ya da erkek hayvandan hangisinin kurban edilmesi daha faziletlidir?
 
 Deve, sığır gibi büyükbaş hayvanlarla, koyun, keçi gibi küçükbaş hayvanların belirli şartları taşımaları durumunda, erkek olsun dişi olsun kurban olarak kesilebilecekleri hususu Hz. Peygamber’in  ( s.a.v.) hadis ve uygulamaları ile sabittir. Kurban edilecek hayvanın cinsiyeti, kurban ibadetinin fazileti açısından bir ölçü değildir. Ancak sığırın dişisinin kurban edilmesinin faziletli olduğu görüşünü ileri süren fakihler olmuştur. Bu görüşü o fakihlerin yaşadıkları toplum ve dönemin şartlarına göre değerlendirmek daha isabetli olur. Tarıma dayalı bir toplumda erkek sığırın gücünden daha fazla yararlanılma imkânının bulunması göz önünde bulundurularak böyle bir görüş ortaya atılmış olabilir. Ancak bu görüşler, dinin değişmez esasındanmış gibi kabul edilmemelidir. Bunlar, toplum menfaati göz önünde bulundurularak ortaya konulmuş görüşlerdir. Günümüzde de aynı esastan hareketle dişi sığırların kurban edilmesinin üretime zarar vermesi halinde, erkek sığırların tercih edilmesi uygun olur. Ayrıca kurbanlık hayvanın erkek veya dişi olması, kurbanın geçerlilik şartları arasında yer almamaktadır.
 
 Kuyruksuz koyunlar kurban edilebilir mi?
 
 Doğuştan kuyruksuz olan veya besili olması için küçük yaşta kuyrukları boğulmak suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. Ancak bir kaza sonucu kuyruğunun tamamı veya yarısından çoğu kopan hayvanın kurban edilmesi caiz değildir.
 
 Akîka kurbanı nedir?
 
 Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, “akîka” adı verilir. Akîka kurbanı kesmek müstehaptır. Akîka kurbanı olarak kesilecek hayvanda da, diğer kurbanlarda aranan şartlar aranır.
 
 Akîka kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir.
 
 Akîka kurbanının etinden ve derisinden yararlanabilecek kimseler konusunda her hangi bir sınırlama yoktur.Kurban sahibi dahil herkes bu kurbandan istifade edebilir.
 
 Şükür kurbanı ne demektir?
 
 Temettü ve kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi birlikte ifa ettikleri için, kestikleri kurbanlara şükür kurbanı da denilmektedir. Aynı şekilde kişi, arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Bu kurbanların etinden sahipleri istifade edebilir.
 
 Adak kurbanı ne demektir?
 
 Kurban adayan kişinin kurban kesmesi vaciptir. Eğer kişibu adağı, bir şartın gerçekleşmesine bağlamışsa bu şart gerçekleşince kesmesi gerekir. Adak kurbanının etinden adak sahibi, usul ve fürûu (  neslinden geldiği ana, baba, dede ve nineleri…ile kendi neslinden gelen çocukları ve torunları.) yiyemeyeceği gibi, bunların dışında kalıp zengin olanlar da yiyemez. Eğer kendisi yemek ister veya bu sayılanlardan birisine yedirmek isterse, yenilen etin rayiç bedelini yoksullara verir.
 
 Gayr-i meşru yolla kazanılan parayla kurban kesilebilir mi?
 İslâm dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helâl yollardan elde etmelerini ister. Buna rağmen bir kişi malını haram yoldan kazanmışsa, öldüğünde varisleri bu malın sahibini aramalı; sahibini bulduklarında bu malı kendisine vermelidirler. Şayet bu malın sahibini bulamazlarsa sevap beklenmeksizin yoksullara veya hayır işlerine harcamalıdırlar (  Serahsî, el-Mebsût, XII, 306; İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, VIII, 229; Fetâvây-ı Hindiyye, III, 210).
 Bu itibarla, gayr-i meşru yolla elde edilen para ile kurban kesmek uygun değildir. Mali ibadetler helal parayla yapılmalıdır. Zira Rasûlüllah ( s.a.s.) şöyle buyurmuştur  :   “Ey insanlar! Allah temizdir; sadece temiz olanları kabul eder. Allah Peygamberlerine neyi emrettiyse müminlere de onu emretmiştir. Şöyle ki Allah Peygamberlere  :   “Ey Peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin, iyi ve faydalı işler yapın!” (  Mü’minun, 23/51); Müminlere de  :   “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin.” (  Bakara, 2/172) buyurmuştur.” Sonra Rasûlüllah (  s.a.s.) şunları söyledi  :   “Bir kimse Allah yolunda uzun seferler yapar. Saçı başı dağınık, toza toprağa bulanmış vaziyette ellerini gökyüzüne açarak  :   Ya Rabbi! Ya Rabbi! diye dua eder. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, gıdası haramdır. Böyle birinin duası nasıl kabul edilir!”  (  Müslim, Zekât, 65).
 Bütün bu ikazlara rağmen yine de haram parayla kurban kesilmişse, bunun hiçbir sevabı olmamakla birlikte, gasbedilmiş elbise ile namaz kılma durumunda namazın düşmesi gibi kurban sorumluluğu da düşer (  Kâsânî, Bedâi, Beyrut 1982, III, 96; Zeylaî, Tebyînü’l-Hakâık, Mısır 1313, VI, 48 ).
 
 Bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber adına kurban kesilebilir mi?
 
 Dinimizde insanların bir grup oluşturarak aralarında para toplayıp Hz. Peygamber (  s.a.s.) adına kurban kesmeleri şeklinde bir uygulama yoktur. Bunun, yapılması gereken bir ibadet gibi görülmesi doğru değildir. Çünkü Allah ve Raûlünden nakledilmeyen bir uygulamayı ibadet gibi telakki etmek ve ona dînîlik vasfı vermek bid’attir. Her bid’at de Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in nitelemesiyle dalâlettir (  Müslim, Cuma 44; Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, Mukaddime 16).
 Hz. Ali’den rivayet edilen “Rasulullah (  s.a.s.) (  sağlığında) kendi yerine bir kurban kesmemi vasiyet etti. İşte ben de onun yerine kurban kesiyorum.” (  Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 2; Müsned, I, 107, 149) şeklindeki haber, bu uygulamaya delil olamaz. Çünkü Hz. Ali kurbanı kesme gerekçesi olarak Hz. Peygamber (  s.a.s.)’in kendisine bunu vasiyet etmesini göstermiştir. Dolayısıyla bu hadis, eğer vasiyeti yoksa ölü adına kurban kesileceğine delalet etmez.
 
 Banka kredisiyle kurban kesilebilir mi?
 
 Kurban kesmek, âkil, baliğ (  akıllı, ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslüman’ın yerine getireceği mali bir ibadettir (  Merğinânî, el-Hidâye, IV, 70). İster nâmi (  artıcı) olsun isterse nâmi olmasın temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80. 18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla bu kişi Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakârlığın nişanesi olarak kurban kesmelidir (  Mevsılî, İhtiyâr, İstanbul, I, 99-100, 123; V, 723; (  İbn Âbidin, Reddu’l-Muhtâr, VI, 312).
 İster vacip olduğu için, isterse nafile olarak kurban kesen birisinin kurbanını peşin alabileceği gibi, borçlanarak satın alabilir. Bu, kurbanın sıhhatine engel teşkil etmez. Fakat kredi alması durumunda faiz ödeyecekse, faiz verme yasağını (  Bakara, 2/275-279; Müslim, Müsâkât, 105-106; Ebu Dâvud, Büyû’, 4) işlediği için günaha girmiş olur. Maddi durumu iyi olmayan kişinin böyle yöntemlere başvurması yerine kurban kesmemesi daha uygundur.
 
 
 --------------
 
 Kaynaklar   : 
 Sabah
 Yenisafak
 Haberexen
 ismailaga
 Haberturk
 Diyanetvakfi
 Dinimizislam
 Diyanet
 Hanefi İlmihali
 Sorularla İslamiyet
 
 
 Etiketler :
 
 Kurban Bayramında ,Dini Vecibeler,Kurban kesmenin şartları nelerdir? ,Kurban Kesmek ,Yerine, Sadaka Verebilir miyiz?, Kurban nasıl kesilir, küçük ve büyükbaş hayvan, (kurban) kesimi,


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

emegine saglık güzel paylasım adına tesekkürler Rasit..


Ben insanı,insanlıgı bilenlerden ögrendim.

Yorum ve begeni icin tesekkürler KerimCan kardes


Linkleri göremezsiniz.. Kayıt Olun veya Giriş Yapın

Paylaşım için teşekkürler../

'уüяєğιм;кєкємє,αℓıηgαη,ѕєяѕєяι'

 

Flatcastnezlesi.com - Flatcast index Flatcasttema | Flatcast Destek | Flatcast Yardım

Tüm Hakları Saklıdır.| www.flatcastnezlesi.com | 2012-2016

By cagaTay & TaLaT35